# Süreci izlerken

> **Yazar:** Yücel Demirer
> **Yayın Tarihi:** 2026-09-06 01:20:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/99944/sureci-izlerken](https://www.evrensel.net/yazi/99944/sureci-izlerken)

---

Kürt meselesi üzerine yürütülmekte olan süreç, siyasal alanda ciddi tartışmaları tetiklemeye devam ediyor. Ana akım medyada daha çok Türk milliyetçilerinin tepkileri üzerinden yapılan yorumlar yer buluyor. Çoğunlukla MHP’nin aldığı koçbaşı tutum sonrasında kendine o hatta yer açmaya çalışanların ve merkez soldaki “ne şiş yansın ne kebap”çıların sesleri duyuluyor. 


 


Oysa yeteri kadar haberleştirilmemesine rağmen en hararetli tartışmalar, konuya devletin bekası yerine Kürt halkının temel hak ve özgürlükleri açısından yaklaşıp, bu bağlamda kaygılananlar arasında yaşanıyor. Ancak sürecin yönetiminin devletin mutlak kontrolünde tutulduğu, içerik ve ilerleyişe ilişkin bilginin ısrarla saklandığı, belirsizliğin egemen kılındığı bir atmosferde yapılan yorumların diyalektik faydası sınırlı kalıyor. Planlar henüz siyasal hayata geçirilip, gidişat somut olarak şekillenmediği için aktörlerin ideolojik tutumlarına, niyetlerine ve tahminlere dayandırılan yorumlar, sürecin doğuracağı sonuçlara ilişkin farklı düşüncelere sahip olanların sabit fikirlerini gözden geçirmelerine yetmiyor.


 


Bu arada devlet tarafından “Terörsüz Türkiye” olarak tanımlanan projenin Türkiye’de demokratikleşmeye katkısı olacağına inanmayanların sayısı da giderek artıyor. Muhalefete yönelik ağır baskı ortadayken, Kürt özgürlük hareketinden uzun yıllardır hapis yatanlar tahliye edilmezken, ‘kent uzlaşısı’ davasında tutukluluk halleri devam ederken, sürece şüpheyle yaklaşanlar görüşlerini çeşitli biçimlerde ifade ediyor.


 


‘Çerçeve Yasa’nın hapisten çıkacak ya da ülkeye geri dönecek olan PKK’lilerin siyaset yapmasını kurul kararına bağlayışı, ‘Adli ve Hukuki İşler’, ‘İzleme ve Tespit’ ile ‘Sosyal Uyum ve Bütünleşme’ alt komisyonlarının bürokratlardan oluşturulması, her alanda tersine bir yönelim yaşanırken bu bağlama sıkıştırılmış bir demokrasi vaadinin güven vermeyişi, süreç yönetiminin merkeziyetçi yapısı ve güvenlikçi zihniyeti, yapılan eleştirilerin odağında yer alıyor.


 


Öte yandan, nesnel kaygılara dayandırılan eleştirilerin ‘üsttenci’ bulunarak yaftalanması da sık rastlanan bir durum. Halkların mücadele tarihinden, hukukun temel ilkelerinden ve siyasetin temel dinamiklerinden kaynaklanan uyarı ve yorumları yapanlar ‘dogmatik’ olmakla suçlanıyor. Siyasal hayatı boyunca Kürt halkının mücadelesine verdiği destekle bilinen, bu uğurda hapis yatmış, işini kaybetmiş ve asla teslim olmamış kişiler “barış karşıtı” ilan edilebiliyor. Bunlara “beyaz Türk” denilip, “Türk solu” yaftalamasıyla ayıp ediliyor. *“Buyurun dağlar, silah sizi bekliyor”* diye tepki gösterilirken, Kürt siyasal hareketinin de her siyasal yapı gibi eleştirilebilir olduğu unutuluyor.


###  




### Kuru ile yaşı ayırmayı bilmek




 


Türkiye siyasetinin sol yanında ırkçılığın kıyısında duran, zemin kaybettikçe Türk milliyetçiliğinin tezlerini kendisine uyarlayan, tarihi boyunca Kürtlerin hak ve özgürlük mücadelesinin karşısında olan, Kürtleri yok sayan, onların kat ettiği yolu ve ülke siyasetine yaptığı katkıyı hazmedemeyen kesimler hep oldu.


 


Bir diğer öbekte, Kürt meselesine gereken duyarlığa sahip olmayan, uzaklara kulak kabartırken yanı başındaki hak ihlallerine sessiz kalan, ödenen ağır bedellere gereken hürmeti göstermeyen, düşmanı olmasa da sistemli bir biçimde Kürtlere mesafeli duran çizgiler de varlığını korudu.


 


Öte yandan, Kürt halkının özgürlük mücadelesine içerisindeki tüm milliyetlerden devrimcileriyle omuz veren, bu konuda risk alıp bedel ödeyen, idam sehpasında haykırdığı son cümlesinde Kürt halkının onurlu mücadelesine yer veren, ilkelerini kitleselleşme imkânlarının önünde tutan, Kürt kelimesinin suç sayıldığı, Kürt meselesini gündemde tutmanın vatan hainliğine eşitlenip mutlak bir ötekileştirme ile cezalandırıldığı koşullarda bu davayı bayrak edinen ve dik duran bir hat da birileri beğensin ya da beğenmesin, hep canlı kaldı.


 


Hal böyleyken, süreç konusunda yapılan eleştirileri hoyratça, aradaki derin ayrımlara göz kapatarak değerlendirmek, bunların hepsini aynı kaba koymak olmaz. Kürt halkının barış ve huzur içinde yaşaması, özgür olması kaygısıyla yapılan eleştirileri “barışa karşı olma”ya indirgemek, “üsttenci bir bakış” olarak yaftalamak kabul edilemez. Dikkatle ve Kürt özgürlük mücadelesine hak ettiği hürmet gösterilerek yapılan eleştirileri *“siz dağınıza ve silahlarınıza geri dönün”* şeklinde anlamak, gidişata ilişkin endişelerini dile getirenleri “evlatları mahpusta, dağda ve sürgünde olanların haklı kaygısını dikkate almamak”la suçlamak, adaletli bir tavır olmasa gerek.


###  




### Devletin “yeni normal”i şekillenirken




 


Süreci takip eden dönemde siyasal haritada ciddi değişikliklerin olacağını ve değişen dengelerin yeni ittifaklar doğuracağını düşündürtecek pek çok işaret ortaya çıktı.  DEM Parti ile devam edilmeyeceği açıkça ifade edilirken, Altan Tan ve Mehmet Metiner gibi isimleri de kapsayan yeni oluşumlardan bahsediliyor. Yaklaşan dönemde hem genel olarak siyasal yelpazede hem de sol/sosyalist öbekler arasındaki hizalanmalarda önemli dönüşümler yaşanacağını öngörmek için kâhin olmak gerekmiyor.


 


Abdullah Öcalan’ın gündeme getirdiği “yeni” kavram ve yönelimlerle, müzakere sürecinden geriye kalacak yakınlaşma ve uzaklaşmalar, siyasal pozisyonların ve söylemlerin güncellenmesini zorunlu kılacak.


 


Devletin “yeni normal”i şekillenip, kartlar yeniden dağıtılmaktayken, tahmin ve temenniler üzerinden polemik üretmek yerine, düşünsel enerjinin ‘yeni dönemin siyasal dinamiklerinin sınıf mücadelesi temelinde nasıl örüleceği’ sorusuna tatmin edici cevaplar verilebilmesi için harcanmasında ve sürecin bu öncelik üzerinden izlenmesinde fayda var.


 

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
