# Barış mücadelesi sadece önemli değil ‘hayati’ bir mücadele de!

> **Yazar:** İhsan Çaralan
> **Yayın Tarihi:** 2026-09-01 00:05:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/99909/baris-mucadelesi-sadece-onemli-degil-hayati-bir-mucadele-de](https://www.evrensel.net/yazi/99909/baris-mucadelesi-sadece-onemli-degil-hayati-bir-mucadele-de)

---

2025 1 Eylül’ünde bu köşede barış ve barış mücadelesinin önemine değinirken, bir yandan Filistin merkezli olarak İsrail’in sürdürdüğü saldırı ve savaşa öte yandan da Rusya-Ukrayna savaşının dört yılı geride bırakmasına karşın sürmesine dikkat çekiyorduk. Ama aynı zamanda da İsrail’in Gazze merkezli sürdürdüğü savaşın sonuna gelindiği ve Rusya-Ukrayna savaşının bitirilmesine dair girişimlerden de söz ediyorduk.


“2025 Eylül’ünden bir yıl sonra bugün bu tablo nedir” denirse şu saptamaları yapabiliriz:


1- ABD ve İngiltere’nin büyük gayretleriyle başlatılan Rusya-Ukrayna savaşı, 2025 Şubat’ında yapılan Münih Güvenlik Konferansında Avrupa’nın beka sorunu olarak gösterildi. Almanya Başbakanı Merz bu konferansta yaptığı konuşmada, savaşı Rusya’nın başlattığını ve bitirmek istemediğini öne sürdükten sonra savaşın bitmesi konusunda kendi öngörüsünü “Rusya ekonomik ve askeri açıdan tükenme noktasına gelmeden savaş sona ermeyecek” biçiminde ifade etti! Bu aynı zamanda Ukrayna-Rusya savaşının Avrupa’nın savaşı olduğu, Avrupa’nın da ekonomik ve askeri bakımdan sürdüremez hale gelmesine kadar bu savaşı sürdüreceği anlamana da gelmektedir.


2- Gazze savaşı bir savaş olarak sona ermiş görünse de; Lübnan’da, Filistin topraklarında ve “Hamas’a karşı operasyon” adı altında Gazze’de artçı çatışmalarıyla sürüyor. Ama daha da önemlisi İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısıyla başlayan ve Trump’ın “Bir-iki günde biter” dediği 26 Şubat 2026’da İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısıyla başlayan savaş o günden beri, arada “ateşkesler”, “barış görüşmeleri”iyle kesintiye uğrasa da bugün de resmen sürmektedir. Üstelik geçen sürede İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla dünyanı pek çok ülkesini de etkileyen bir “enerji krizi”ni de tetikleyen savaşın ne zaman biteceği, Hürmüz Boğazı’nın nasıl ve zaman açılacağı da belli değildir! Savaşanlar İran, İsrail ve ABD gibi görünse de Katar, Kuveyt, Bahreyn, BEA, Suudi Arabistan’ı da savaş bölgesi haline getiren savaşın ne zaman biteceği de belirsizliğini korumaktadır.


3- Dahası İran tarafı ve Yemen’in başkenti Sana dahil önemli bir kısmını denetimlerinde tutan Husiler, istendiğinde “Bübülmendep Boğazı’nı kapatacaklarını da söylemektedirler. İran da bu kozu elinde tutmaktadır. Babülmendep’in kapatılması Kızıldeniz’in deniz trafiğini kapatacağı için sorunu ve sorunun tarafı olanları da olağanüstü artıracaktır. Babülmendep’i fiiliyatta kapatacak olan İran’ın en yakın müttefiki olan Yemen’deki Husilerdir. Babülmendep’in karşı kıyısında ise Somali’de Türkiye’nin, Somaliland’da da İsrail’in üsleri vardır. Dolayısıyla Husiler ve İran Babülmendep’i kapatırsa, NATO’nun Ankara zirvesinde Trump’ın İran politikasını olumlayan Türkiye ve elbette İsrail, Babülmendep’i açtırmak üzere batılı emperyalistlerle ortak hareket etmek zorunda kalacaklardır. Ki, ABD böyle bir durumda Türkiye ve İsrail’i ortak olarak hareket ettirmek için üstüne düşeni yapma fırsatını kaçırmayacaktır!


4- Ortadoğu’da yeni olan sadece bunlardan ibaret değil. Daha 7 Ağustos 2026 günü Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında bir “Mekke anlaşması” imzalandı. Bu anlaşmanın “ortak savunma” ile ilgili bir sürü yükümlülükleri var. Ama asıl güncel olanı ve “Ne oluyoruz?” sorusunu sorduranı ise, “Üç devletten herhangi birine yönelik yapılacak silahlı bir saldırı, tüm üye ülkelere yapılmış sayılacak” biçimindeki maddesi!


Sesiz sedasız ve ancak imzaladıktan sonra kamuoyuna duyurulan anlaşma ilk anda herkesin aklına Trump’ın ilk dönemindeki “Arap NATO”sunu getirdi. Trump herhalde “Arap NATO’su olmadı İslam NATO’su verelim dedi” yorumları yapıldı. Ve anlaşmaya başka ülkelerin de katılacağı söylense de şimdilik ben de katılacağım diyen olmadı.


Başka ülkelerin katılacağı ya da kimlerin katılacağı belirsiz ama belli olan şey ise bu anlaşmayla Türkiye’nin; Suudi Arabistan’ın Yemen’in Husileri ve İran’la Pakistan ve Hindistan arasında 70 yıldan fazla zamandır süregelen sınır anlamazlıkların savaşa dönüşerek Türkiye’nin “Mekke anlaşmasına göre” savaşlarda yardıma çağırılması hiç de uzak olasılıklar değildir.


5- Son dönemde bölgedeki en önemli gelişmelerden birisi de İsrail’in Esad rejiminin devrilmesi sonrasındaki girişimlerden yararlanarak Suriye, Ürdün ve Irak hava sahalarını babasının hava sahasıymış gibi kullanmaya başlamış olması ve “Suriye’de ne olup olmayacağı benden sorulur” demeyi kazanılmış hakkı gibi kullanmaya başlamış olmasıdır. Daha da önemlisi İsrail’in bu tutumuna karşı bölge ülkelerinden sözü edilecek bir tepki gösterilmemesidir!


6- Patlamalar için mühimmat toplanması sadece Ortadoğu’da değil. ABD, son aylarda 19. yüzyılın başında Latin Amerika’yı “arka bahçesi” ilan ettiği “Monreo Doktroni”ni yeniden strateji belgesine ekleyerek Latin Amerika’da, Kanada, Gronland Meksika, Panama’da Trump’ın yeni hedefler ilan ederek tehditlerini sürdürerek bölgede gerilimin yüksekte kalması için özel gayret gösteriyor. Trump ve Trumpçılar, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini kaçırarak ABD’de yargılamayı tüm diğer bölge yetkililerine “Bize kafa tutmaya kalkarsanız sizi de böyle yapabiliriz” tehdidi olarak kullanıyor.


### Ve Türkiye’de barış mücadelesi




Bölgenin önemli ülkesi olan Türkiye’de son iki yıl içinde, PKK’nin silahlı mücadeleye son verip kendisini feshetmesi etrafında iktidar “terörsüz Türkiye” süreci dediği, ama gerçekte “Kürt sorununun barışçıl çözümü mücadelesi” olarak ilerlemesi olabilecek olan süreç son derece önemli bir dönemden geçmektedir. Dolayısıyla ülkemizin barış ve demokrasi güçleri ne “Bu girişimden bir şey çıkmaz” ne de “Bırakalım iktidar ve muhalefet Mecliste çözsün” diyemezler. Eğer böyle denirse elbette ki süreç sadece iktidarın amaçlarıyla sınırlı bir alana hapsedilebilir.


Tersine sorunun gerçek sahipleri olarak barış ve demokrasi güçleri barış mücadelesinin bölge ve ülkedeki genişleyen zemininin imkanlarını da arkalarına alarak, barış ve demokrasi mücadelesini ustaca birleştiren bir mücadelenin en önünde yürümek durumundadırlar. Ülkemizin barış ve demokrasi güçleri bu mücadelenin biriktirdiği deneyime sahiptirler.


### Savaşa karşı somut tutum




Barış mücadelesi, dünyanın en eski, insanların ortak yaşama özlemi duymaya başladıkları ilk çağlardan beri süren bir mücadeledir. Yığınlar “savaşa hayır” diye meydanları doldurduğunda iktidarların da bu çağrılara karşı direnemediğini, İsrail’e açık destek vermekten vazgeçmek zorunda kaldıklarını gördük. İran’a karşı savaşta ABD Avrupa’daki üslerini bile kullanmadı! Dahası İtalya, Yunanistan, İspanya gibi ülkelerde işçiler İsrail’e silah taşıyan gemileri yüklemeyi reddederek, savaşa karşı çok somut bir tutum almayı başardılar!


Bugün dünya ve insanlık çok daha büyük savaş tehdidiyle karşı karşıya. Bir kıvılcım çakılsa yangın çıkacak kadar sıcak mühimmat yığılmış bölgelerin sayısı çoğalıyor.


Bu yüzden de barış mücadelesinin sadece önemi artmakla kalmayıp hayati bir öneme sahip de olduğu bir sürece girmiş de bulunuyoruz!


Bu gelişmelere dikkat çeken Emek Partisi 1 Eylül Dünya Barış Günü’yle ilgili yayımladığı bildiride, “Türkiye’de, bölgemizde ve dünyada barışın ancak, savaştan çıkarı olmayan güçlerle inşa edilebileceği ortadadır barış mücadelesinin sorumluluğunun işçi ve emekçilerin kollarında olduğu”na dikkat çekerek, “Kürt meselesinin, eşit haklara dayalı demokratik ve halkçı çözümü için güçlerimizi birleştirelim. Türkiye’de ve dünyada barış için birleşelim, savaşlara dur diyelim” çağrısı yapıyor.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
