# Çırakların emeklilik hakkı meselesi

> **Yazar:** Ahmet Ergin
> **Yayın Tarihi:** 2026-08-23 00:30:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/99869/ciraklarin-emeklilik-hakki-meselesi](https://www.evrensel.net/yazi/99869/ciraklarin-emeklilik-hakki-meselesi)

---

Türkiye’de sosyal güvenlik hakkı ve emeklilik sistemi baştan aşağı sorunlu bir sistem. Emeklilik koşullarının yazboz tahtasına dönmesi ve koşullar bakımından eşitsiz bir sistem olması ile emekli aylıklarının belirlenmesine ilişkin yasal düzenlemeler bu sorunların en başında gelmektedir. Sistemin sonuçlarından birisi açlık sınırının bile altında kalan emekli aylıklarıdır. Bir diğerini ise sigortalılık başlangıcının bir gün geç olması nedeniyle emeklilik hakkının 17 yıl ötelenmesi oluşturmaktadır.


Tam da bu noktada çırakların durumu dikkat çekicidir. Mevzuat gereği aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler hakkında sadece kısa vadeli sigorta kollarından iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası primleri ödenmektedir. Bu statüde olanların uzun vadeli sigorta primleri ödenmediğinden, çıraklıkta geçen süreleri emekliliğe esas sigortalılık başlangıç tarihi sayılmamaktadır.


Geçtiğimiz hafta T24’ten Cengiz Anıl Bölükbaş’ın gazetemizde de yayımlanan haberi, konunun tüm yönleriyle yeniden ele alınmasını gerektirecek bir tartışmanın zeminini oluşturdu. Habere göre özetle çıraklık eğitimine başladığı tarihi sigortalılık başlangıç tarihi olarak belirlenmesini isteyen kişinin davası yerel mahkemece reddedilmiş, bölge adliye mahkemesi de bu kararı hukuka uygun bulmuştu. Ancak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, kişinin iş yerinde fiilen üretime yönelik çalıştırılması ve mesleki eğitimin ikinci planda kalması halinde durumun farklı değerlendirilebileceğine işaret ederek 2024 yılında kararı bozmuştu. Kararda resmi çıraklık merkezlerinde “meslek ve sanat öğrenimi” gören çırakların kural olarak sigortalı sayılmadığı da hatırlatılmıştı.


Yargıtay kararında, davacının çıraklık süresince iş yerinde hangi işleri yaptığının, çalışmaların ağırlıklı olarak üretime mi yoksa yalnızca mesleki öğrenime mi yönelik olduğunun ve davacının o yaşta söz konusu işleri yapabilecek fiziksel, psikolojik yeterliliğinin bulunup bulunmadığının yerel mahkemece araştırılması istenmişti.


Haberin güncel olan kısmı ise Yargıtayın bozma ilamına uyan yerel mahkemenin verdiği karar oldu. Mahkeme, birbiriyle örtüşen tanık anlatımlarına dayanarak davacının iş yerinde yalnızca mesleki öğrenim görmediğini, ağırlıklı olarak doğrudan üretim sürecine katıldığını tespit etti ve sigortalılığının 18 yaşını doldurduğu tarihten itibaren başlatılmasına karar verdi. Haberden anladığımız kadarıyla karar henüz kesinleşmedi.


Bu haber, daha doğrusu haberde yer alan karar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesinden sonra bu haliyle kesinleşmesi durumunda benzer durumdaki 3 milyon kişi bakımından bir umut ışığı olabilir mi?


Uzatmadan cevabını verelim, maalesef hayır.


Hayır cevabının nedeni kararın yanlış olduğunu düşünmemizden kaynaklanmıyor. Çıraklık yapan, çırakların çalıştığı iş yerinde çalışan, çırak çalıştıran herkesin tanık olduğu ve bildiği gibi tüm çıraklar ağırlıklı olarak üretime yönelik işlerde çalıştırılmaktadır. Meslek eğitimiyle geçen süreler ise toplam çalışmanın çok çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu bakımdan karar doğrudur ve emsal olmalıdır.


Ancak maalesef birkaç hukuki neden, kararın benzer durumdaki işçiler için emsal olamayacağına işaret ediyor.


Bunlardan en önemlisi hak düşürücü süre meselesi. Sigortalılık başlangıcının tespitine ilişkin davalar, SGK’ye bildirilmeyen çalışmanın/hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren 5 yıl içerisinde açılmak zorunda.


Elbette 5 yıllık hak düşürücü sürenin istisnaları var. 5 yıllık süre; işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu, aylık prim ve hizmet belgesi gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma hiç intikal ettirilmediği veya çalışmanın SGK denetim elemanlarınca tespit edilmediği durumlar için geçerlidir.


İşe giriş bildirgesinin fiili çalışmanın başlangıcından sonraki bir tarihte verilmesi veya çalışmanın bir kısmının SGK’ye bildirilmeyip sonrasının bildirilmesi hali de diğer bir istisnayı oluşturuyor. Bu durumdaki işçinin çalışması kesintisiz devam ettiğinde, hak düşürücü sürenin başlangıcı, bildirim dışı sürenin sonu değil, kesintisiz çalışmanın bütünüyle sona erdiği yılın sonu olmaktadır.


Muhtemelen tartışılan karara konu çalışma bu istisnalardan birisini içermektedir. Benzer durumda olan, çıraklık yaptığı yerde sonradan sigortalı olarak çalışmaya devam eden ve fiilen eğitim görmeyip işçilik yapan herkesin dava yoluyla emeklilik hakkına kavuşması için hukuk mücadelesine girişmesi doğru olacaktır.


Ancak milyonlarca kişinin yaşadığı haksızlığı giderecek olan yasal düzenlemedir. Fiili durum, yani çırakların, MESEM öğrencilerinin eğitim görmeyip doğrudan üretimde, üretime yardımcı işlerde çalıştığı dikkate alınarak 5510 sayılı Yasa’nın 5’inci maddesinin değiştirilmesi gerekir.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
