Yollar bu sefer Roma’ya çıkmayabilir!


14 Temmuz 2011 04:55

Avrupa’nın yeni “kriz merkezi” İtalya olacak görünüyor. İtalya’nın borçlarının “yurtiçi milli hasılası”nın yüzde 120’sine ulaşması sadece İtalya değil tüm Avro Bölgesi’ni sallıyor. Avro Bölgesi’nin üçüncü büyük ekonomisi olan İtalya’nın borçlarının Yunanistan’ın borçlarının altı katı düzeyinde olduğu, AB’nin krizlere müdahale için oluşturduğu 440 milyar avroluk fonunun İtalya’nın dişinin kovuğuna yetmeyeceği belirtiliyor.

İtalya’nın "krizin eşiğinde” olduğu haberleri, beklendiği gibi tüm dünyada finans çevrelerinde dalgalanmalara yol açıyor ama onca lehte ve aleyhteki şiddetli tartışmalardan sonra kapitalizmin iktisatçılarının ve politikacılarının vardığı sonuç aynı: İtalyan Hükümeti’nin kemer sıkma önlemlerini kararlı şekilde uygulaması!

Nitekim IMF ve Dünya Bankasının yanı sıra AB’nin ekonomiyle ilgili tüm kurumları ve otoritelerinden gelen öğütler de aynı doğrultuda; İtalyan halkı kemer sıksın!

Peki, neden İtalyan halkı kemer sıkacak? Bu soruya da liberal papazların verdiği, vereceği yanıt hazır: “Efendim İtalyanlar ürettiklerinden çok tüketmiş (Kazandıklarından çok harcamışlar), açığı da borçla kapatmışlar; artık borç verenler, alacaklarının ödenmesini istiyor!” Ne kadar mantıklı; hangi hakkaniyet gözeten vicdanlı kişi bu isteğe itiraz edebilir ki?

Öyle ya; sen borç al onu har vurup harman savur, ekonomini alt üst et, sonra da alacaklılar alacağını isteyince feryat figan itiraz et!

Peki, böyle de; “Borcu İtalyan halkı mı aldı?”; “Alınan borç hangi sınıfın mensuplarının cebine kondu?”, hatta “Bu krize giren ülkelerin ekonomik politikalarını bu ülkelerin hükümetleri belirleyip mi uyguluyordu, yoksa bütün bu politikaları IMF, Dünya Bankası, AB gibi merkezler mi belirliyordu?” gibi sorulara elbette sermaye politikacıları yanıt vermiyorlar.

Onlar yanıt vermese de şu biliniyor ki; bu ekonomik politikalar, OECD, IMF, Dünya Bankası, G-8 gibi uluslararası güçlerin denetiminde yürütülmektedir. Anımsayalım ki, en azından son çeyrek yüzyıldır, neoliberal politikalar temelinde, kapitalist dünyayı yeniden inşa eden kapitalist büyük güçlerin ayakta durmasını sağlayan, ona yeni bir canlanma sağlayan şey dünyada tüm servetlerin yağmalanmasıydı. Özelleştirmeler, ulusal sınırların ekonomik yayılmaya engel olan çitlerin kaldırılması ve esnek çalışma yöntemleriyle dünyanın canlı ve birikmiş emek servetlerin yağmalanmasının kâra ranta dönüşmesi için tüketimi pompalayan büyük kapitalist güçler (propagandacılar ve ideologlar), “Yiyin, için, eğlenin!”; “Paran mı yok, işte sana kredi, işte sana loto, iddia, piyango, korkma harca!”; “Borç yiğidin kamçısıdır!”ı slogan edindiler. Yani dünyayı yöneten büyük güçler, hem ülkeleri borçlanarak, “Ürettiklerinden fazla tüketmeye”(*) teşvik etmeyi temel bir politika edindiler ve olağan yollardan borçlarını ödeyemeyenlerden de IMF, Dünya Bankası zoruyla alacaklarını tahsil etme yoluna gittiler.

Emperyalist merkezlerle iş birliği içinde ülkeyi yöneten, “borç”, “kredi” diye alınan akıl almaz düzeydeki parayı iç edenler, faturayı halklara, işçi sınıfına çıkardılar. Daha önce geri kalmış ülkelerin başına gelenler; Portekiz, İrlanda ve Yunanistan’dan sonra şimdi sıra İtalya’ya, AB’nin en büyük dördüncü ekonomisinin başına gelmiş görünmektedir.

Kısacası, borçlandırmalar yoluyla ekonomin yeniden yapılandırılması adı altındaki “Krizden çıkış reçeteleri” ülkelerin,  yer altı ve yer üstü servetlerinin yanı sıra emek sömürüsünü arttırmanın ve emekçilerin kazanılmış haklarını gasbetmenin bir yolu olarak kullanılmaktadır.

Krizler, son yıllarda hep, sermaye güçleri tarafından fırsata dönüştürülmüş, fatura halklar ve işçi sınıfına çıkarılmıştır. Kriz için neden şu, vesile bu olmuş, ama yaygın deyimiyle her yol Roma’ya çıkmıştır! Peki, bu sefer de aynı şey olabilir mi; İtalyanlar faturaya boyun eğer mi, İtalyanlar boyun eğse bile AB İtalya’yı kurtarabilir mi? Bunlar tartışmalıdır.

Başka bir söyleyişle bu sefer her yolun Roma’ya çıkması hayli güç olabilir; hatta yol Roma’ya hiç çıkmayabilir. “İtalyan halkı bu yağmanın gerçekleşmesi için kemer sıkmayı kabul edecek mi?” bunu göreceğiz. Ancak bir şey açıkça görülmektedir ki; İtalya’dan sonra İspanya, sonra da Doğu Avrupa’nın benzer bir krize çekilmesi, böylece krizin uzağında görünen Almanya ve Fransa’nın kuşatılması, AB’nin dağılmasına varabilecek gelişmelerin de uzakta olmadığıdır.

Dahası İtalya bir avro, bir Avrupa krizini tetikleyebilir. Ama burada asıl önemli olan halkların ve işçi sınıfının krizin faturasını kabul etmeyen bir mücadele çizgisinde birleşebilmesidir. Aksi halde krizler sadece kapitalistler için yeni bir fırsat olur.  

(*) Burada bir saptırma vardır elbette. Aslında “Ürettiklerinden fazla tüketiyorlar” bir yalan, bir saptırmadır. Olsa olsa “Ürettiklerinin yağmalanmasını önleyemeyenler” demek daha doğru!   

evrensel.net
www.evrensel.net