Ekonomideki büyüme ve halkın yaşamı


13 Temmuz 2011 09:49

“Türkiye’nin en büyük 500 şirketi”nin 2010 yılı sonu itibarıyla “ekonomik durum analizi”ni yayımlayan Fortune 500 dergisi, bu en büyük 500 işletmenin kârını, bir önceki yıla göre yüzde 22.2; net satışlarını yüzde 28; ihracatlarını yüzde 24.2 artırdığını açıkladı. 500 En büyük işletmenin ilk sırasında yer alan Tüpraş (26 milyar 218 milyon TL) başta olmak üzere kârını, ihracat payını, verimliliğini artıran ilk en büyük on büyük şirketin hemen hepsi petrol ve ürünleri, enerji ve telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren şirketler. 500 en büyük işletme toplam satışlarını önceki yıla kıyasla yüzde 28 artırarak toplam 452.8 milyar TL’ne çıkarmış. Bu açıklamada söz konusu şirketlerin toplam olarak 117 bin 232 kişiyi işe aldıkları da yer alıyor.

Fortune 500’ün yayımladığı bu rakamlar, hükümet ve sermaye çevrelerinden yapılan büyümeye dair diğer açıklamalarla birbirini hem destekler hem de tamamlar nitelikte. Ekonominin 2010’da yüzde 8.9 ve 2011’in ilk çeyreğinde yüzde11 oranında büyüdüğü devlet kurumu TÜİK tarafından açıklanmıştı. Buna, AKP hükümetleri döneminde devlet olanaklarının hizmetine verilmesi ve işçiler aleyhine uygulamaların artırılmasıyla kârlarını devamlı büyüten MÜSİAD-TUSKON üyesi büyük sermaye sözcülerinin “ekonomideki istikrarlı büyüme”ye dair ve servetlerini katlamanın verdiği güvenle yapılmış açıklamalar eklendi. Hükümet programının okunması sırasında da hükümet sözcüleri ekonomideki büyümeye dair bol rakamlı açıklamalar yaparak kendi partileri ve hükümetlerinin izlediği politikaya övgüler düzdüler.

Kapitalizmin son (2007-2008) dünya krizinin Türkiye ekonomisinde, diğer birçok ülkeyle kıyaslandığında etkileri uzun süre devam edecek oranda bir yıkıma yol açmadığı biliniyor. Bunun birçok etkeni vardı: 2001 krizinin “aşılması” için uygulanan politikalar işçi ve emekçilerin sırtına büyük ve ağır yükler yıkma pahasına krizden çıkışı 50 milyar dolarlık bir “kayıp”la atlatmıştı. İMF kredileri, “kamu işletmeleri”nin satışa çıkarılması, işçi ücretleri ve maaşların düşük tutulması (Bir tür ücret dondurma); çalışma ve iş koşullarında işçiler aleyhine yapılan kapsamlı esnekleştirme uygulamalarıyla ve kesin miktarı bir türlü belirlenmemiş olmakla birlikte çok büyük işçi kitlesinin (Yüz binlerle ifade ediliyordu) işten atılması pahasına kapitalistler “varta”yı atlatmışlardı. Yük halkın sırtına yıkılmıştı: yoksullaşma, işsizlik ve açlık sınırında yaşayanların miktarı katlanarak çoğalmıştı.

AKP hükümetleri bu kaynağın üzerine oturdular. AKP bu saldırı programını, son on yıllarda gelmiş geçmiş tüm sermaye hükümetlerinden çok daha acımasızca ve süreç içinde ağırlaştırarak uyguladı. Uyguladığı aslında Dünya Bankası, İMF ve Dünya Ticaret Örgütünün bağımlı ülkelere dayattığı programdı. Erdoğan, tüm önceki hükümetlerin yaptığından onlarca kat özelleştirme yapmakla övünüyordu. Uluslararası ve iç büyük sermaye tekelleri yararına vergi muafiyeti, ücret ve sosyal yan giderlerinin düşürülmesi, bir tür işçi atma serbestisi, çalışma koşullarının kapitalistlerin isteğine göre düzenlenmesi, işçi direnişlerinin işten atmalar ve polis zoruyla engellenerek ve grev yasalarındaki zapturapt mantığını titizce sürdürerek patronların kârlarını katlamaları için her şey fazlasıyla yapıldı. Daha az sayıdaki işçiyle daha fazla üretilmesinin sonucu verimlilik artışı ve kârların büyümesiydi. Uluslararası sermaye tekellerine sağlanan kolaylıklar sonucu dış sermaye girişinde artış oldu. Petrole ve bağlı olarak tüm tüketim maddelerine yapılan zamlarla ve KDV artışıyla kaynak birikimi artırıldı. İşçilerin aidatlarından kesilerek sağlanan büyük fon kaynağı kapitalistlerin kullanımına verildi, vb. vs. Tüm bu uygulamalarla birlikte büyükler başta olmak üzere kapitalist işletmelerin kârlarını artırmaları, servetlerini büyütmeleri ve toplamı üzerinden de GSYH’da büyümenin gerçekleşmesi mümkün oldu.

Hükümet sözcüleriyle MÜSİAD’lı “haramzadeler”in yanısıra ‘Amerikan muhibi’ olarak haklı bir aşağılanmayla anılan ve hükümet tarafından gıda torbalarına atılan yem artırıldıkça daha yüksek bağırtıyla hükümet ve kapitalizm övgüsü yapan liberal-muhafazakar taifesi şimdi bu “muazzam büyüme”nin reklamıyla meşgüller. Başbakan başta olmak üzere bu sermaye ve servet sahipleri külliyatı ‘yüksek büyüme oranları’ üzerinden ve büyük sermaye şirketlerinin karlarını artırmalarını örnek göstererek herkesi “gerçekleri görmeye” çağırıyorlar. MÜSİAD’lı patronlar örgütünün sözcüleri uygulanan politikanın istikrarla sürdürülmesini isterlerken, sermaye sahipleri yararına iş ilişkilerinin daha fazla esnetilmesini, işçilik maliyetinin düşürülmesini, işten atma ve işçilerin çalışma koşullarıyla çalışma süresinin tümüyle kapitalistin ihtiyaçlarına göre düzenlenmesinde daha ileri adımların atılmasını istiyorlar. 17 milyon kişinin yoksulluk sınırlarında yaşama mahkum oluşları, altı milyon civarındaki işsizin durumu, beş milyon kişinin asgari ücretle çalışıyor olması, genç nüfusun yüzde27,9 unun işsiz oluşu ise, sermaye propagandası tarafından “örtünün altına süpürülüyor”!
Hükümet ve sermaye propagandacıları bu yöntemle kapitalist ekonomideki gelişmeler ile ilgili yanıltıcı bir tablo yaratmakla kalmıyor, kapitalist şirketlerin ‘varlıklarını büyütmeleri’ni tüm işçi ve emekçilerin yararına göstererek yoksulluğun, açlığın, işsizliğin, çalışan durumdaki işçilerin yaşam koşullarındaki kötüleşmenin üzerine kapkara bir branda da çekiyorlar.  

Bu propaganda, sermayenin genişleyen yeniden üretim sürecinde katedilen mesafeyi malzeme edinerek halk üzerinde etkili olabiliyor. Büyük şirketler kârlarını artırdıkça emekçilerin durumunun da iyileşeceği ya da iyileştiği ileri sürülüyor ve bu da önemli oranda inandırıcı olabiliyor. AKP’nin “arka bahçesi”nde ahtapot kollarıyla tüm devlet olanaklarını (ihaleler, düşük kredi kolaylıkları, vergi muafiyeti vb.) emen “Yeşil sermaye holdingleri”yle TÜSİAD’ın büyük ailelerinin ve hâlâ “kamu işletmesi” olarak faaliyet sürdüren büyük işletmelerin büyük kârlar sağlamaları, yoksul ve işsiz kitlelerinin yaşam koşullarının “iyileşmesi” olarak gösterilebiliyor.

Bu yalan kurgunun karşısındaki tabloda organize sanayi bölgelerindeki, tersanelerdeki, binlerce tekstil işletmesinde köhne koşullarda ve ‘karın tokluğu’na bile denemeyecek ücretle çalışanlar, milyonlarca işsiz, çocuklarını açlıkla terbiye etmeye çalışan milyonlarca yoksul tarafından oluşturulan gerçek duruyor. Bu büyük kitlenin ne gelirleri artmıştır ne de büyüttükleri servetleri vardır. Kürtlerin yüzde 68’inin yoksulluk koşullarında yaşadığını açıklayan burjuva araştırma kuruluşlarıdır. Harran Ovası köylülerinin yüzde 58’inin topraksız ve yoksul olduklarını da.

Kapitalizmde büyüme olmaz diye mutlak bir kural yoktur. Kapitalizm iktisadi büyüme, durgunluk ve bunalımlar sistemidir. O büyüdükçe büyüyen asıl olarak sermayedir; sermaye gelirlerindeki artıştır. Bu ise emek gücü sömürüsündeki artış demektir. İşçi sınıfı ve emekçiler daha fazla sömürülmelerini sağlayan uygulamalara bakıp sevinecek değillerdir. Onlar kendilerini sömürü nesnesi olarak tutmayı esas alan bu sistem ve koşullarını tasfiye etmek için mücadele edeceklerdir.

evrensel.net
www.evrensel.net