Kürt meselesini çözmek mi yönetmek mi?
Türkiye’de, bir yılını doldurmaya yaklaşan yeni ‘süreç’, PKK’nin fesih kongresi ve silah imha töreninin ardından Mecliste oluşturulan komisyonun çalışmalarıyla sürerken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İtalya’da yaptığı açıklamalarla, Suriye’deki örgütlü Kürt güçlerine yönelik telkin ve tehdit dolu vurgularına devam etti.
Şam’da 10 Mart’ta HTŞ ve SDG heyetlerinin yaptıkları anlaşmaya atıf yaparak YPG için, “Şam hükümetiyle yaptığı anlaşmayı ilerletmekte ayak sürüyor. Bence şu an İsrail’in Suriye’de yarattığı krizden kendileri için fırsat çıkarmayı umuyorlar” ifadelerini kullanan Fidan, şöyle devam etti: “Türkiye’ye yönelik tehditler... Şu anda Türkiye, Irak ve İran’dan çok sayıda PKK üyesinin YPG ile birlikte çalıştığını görüyoruz. Onlar Suriye için orada değiller, bize karşı savaşmak için oradalar. Dolayısıyla bu tehdit unsuru ve belli kabiliyetler var oldukça, olup bitenden memnun olamayız ve gerekli tedbirleri almak zorundayız. Ama dediğim gibi, şu an hem Şam’a hem de YPG’ye kendi sorunlarını çözmeleri için şans tanıyoruz.”
Hakan Fidan’ın bu sözlerini de “şahinliğine” yorarak yorumlamak, içinden geçilen sürecin dinamiklerini, özelliklerini, güç ilişkilerini eksik kavramak anlamına gelir.
Açarak devam edelim. Türkiye, PKK ile mücadelesi öncesinde neredeyse KKTC ile sınırlı bir dış coğrafyada asker bulunduruyordu. Diğerleri kısmiydi. Bugün ise, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı toplam olarak 10 bin 500 askeri personel ve 250 civarı tankla, 2022 itibarıyla 114 üs biçiminde özetlenebilir. Türkiye’nin, Irak’ın kuzeyinde de PKK’ye karşı, müzakerelerin devam ettiği zamanlar dahil olmak üzere operasyonlar sürdürdüğü biliniyor. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde 40’tan fazla askeri ve istihbarat üssü bulunduğu ifade edilirken, komanda taburu, tank ve 2 bini aşkın personelinin varlığından söz ediliyor. Geçtiğimiz günlerde İsrail’in hedefi olan Katar’ın başkenti Doha’da yaklaşık 5 bin Türk askerinin görev yaptığı belirtilirken, Somali’de bulunan Mogadişu’daki Camp TURKSOM üssünde, Türkiye’nin 2 bin dolayında personeli bulunuyor. Türkiye’nin 1000’in altında asker bulundurduğu 6-7 ülke daha var.
Ek olarak Türkiye, bir süredir orta ölçekli silah sanayi ihracatıyla da gündem oluyor. Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayi ihracatı, 2025 yılının ilk yarısında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 artarak 3 milyar 603 milyon dolara ulaştı. Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, 3 Temmuz 2025 günü Sabah gazetesine verdiği röportajda, Türkiye’nin savunma sanayi ihracatının yarısını batıya yaptığını ifade etti. Dolasıyla Hakan Fidan’ın açıklamaları ve Saray’ın tavrı, bu politik ekonomik bağlamlara da dayanıyor.
Kürt siyasal hareketi ise, Kürt meselesinin Türkiye’deki varlığını sırasıyla Demirel, Özal, Yılmaz, Erdoğan ve Bahçeli’ye kabul ettirirken, bölgesel ölçekte yarattığı etkiyle, devletin üzerinden atlayamayacağı bir noktaya ulaştı. Bu son süreci gündemleştiren başlıca gerçeklik budur. Ama, bu gerçeklik, yukarıdaki veriler ve Türkiye yönetenlerinin bölgesel ve küresel pozisyonuyla birlikte masada duruyor.
Tüm bu hegemonik tablo içinde Saray ve egemen sınıflar açısından, bağımlı özelliklerine rağmen Türkiye’yi dünya kapitalizminin bugünkü güç ilişkilerinden pay alabilen bir düzlemde tutabilmek, Suriye’de İsrail’in gerisine düşmemek gibi bir hedef var.
Bu kadar büyük hesapların döndüğü o ‘devlet aklında’ Kürt meselesini yönetmek, çözmekten daha kârlı görülüyor. Meselenin çözümü ise Kürt halkının ve bunu siyasal açıdan önüne koyan güçlerin hedefi, onların davasıdır.
Kürt burjuvazisinin, yeni imkanlar içinde egemen Türk burjuvazisinin pazar hesaplarına dahil olabilmeyi, pay alabilmeyi öncelemesi şaşırtıcı değil. Bu açıdan Kürt halkının ulus olmaktan kaynaklı taleplerine verdiği öncelikle, Kürt burjuvazisinin uzlaşmayı öne alan bir yönelim içinde olması, -tüm çelişkili haliyle- sürecin ruhuna dahildir.
Sınıfsal ayrımlar, kişilerin onları görmek isteyip istememelerinden bağımsız olarak varlar ve toplumsal ilişkileri etkileyerek hükümlerini icra ediyorlar. Kürt meselesini yönetmek isteyenlerle çözmek isteyenlerin kavgası tüm bu nedenlerden ötürü aynı zamanda sınıfsaldır ve tarihseldir.


Evrensel'i Takip Et