4 Eylül 2025 00:13

Cannes’dan cephelere: Japon Kızıl Ordusunun Yönetmeni Adaçi

“Yaşadığımız için savaşmıyoruz. Yaşamak için savaşıyoruz. Savaşmak yaşamaktır.”

Bu sözler Japon Yönetmen Masao Adaçi’nin 1971 yılında çektiği “Kızıl Ordu – FHKC: Dünya Savaşı’nın İlanı” belgeselinden bir Filistinli militana ait. Hikayenin asıl çarpıcı kısmı ise kameranın önünde değil arkasında saklı. Adaçi, davet edildiği Cannes Film Festivali’nden dönerken Filistin mücadelesi ile dayanışmak üzere Lübnan’a uğrar ve bu belgeseli çeker. Fakat geliş o geliştir...

Adaçi, yönetmen olduğu kadar Japon Kızıl Ordusunun (JKO) bir üyesidir ve hayatının büyük bir kısmını Lübnan’daki Filistin kamplarında ve daha sonrasında Lübnan ve Japonya’da cezaevlerinde geçirir. Çektiği kayıtların bir kısmını İsrail bombardımanında kaybetse de sinemaya olan tutkusu cezaevinden çıktıktan sonra dipdiridir. Bugün 86 yaşında olan Adaçi, hâlâ Japonya’da filmler çekmeye devam ediyor. Gelin bu ‘kızıl’ yönetmenin festivallerden cephelerden mücadele dolu hayatına ve filmlerine doğru bir yolculuğa çıkalım.

Fukuoka, 1939 doğumlu Adaçi gençlik yıllarından itibaren sinemaya ilgilidir. Öğrenciliğinde deneysel filmler çekmeye başlar. Japon Yeni Dalga sinemasına yakınlaşır ve Koji Wakamatsu gibi önemli yönetmenlerin yardımcılığını yapar, pek çok ses getiren filmin senaryosunu yazar. 

Adaçi siyasi bilincinin sinema ile eş zamanlı olarak geliştiğini “Benim jenerasyonum üniversiteye 1960’da girdi. ABD-Japonya Güvenlik Anlaşmasının (ANPO) imzalanmasından bir yıl sonra. Ben film yapmaya başladığımda ANPO’ya öfke üst seviyelerdeydi, ben de protestoların içerisindeydim. Film setindeki iş bitince sokak gösterilerine geçerdim” ifadeleri ile açıklıyor.

Çekimleri 1969’da tamamlanan A.K.A. Serial Killer (Namıdiğer Seri Katil) filmi de bu dönemde hayat bulur. Bir Amerikan askerinden çaldığı silahla dört kişiyi öldüren 19 yaşındaki Japonya’nın ilk seri katili Norio Nagayama’nın hikayesine odaklanır. Fakat bunu farklı bir yöntemle yapar. Katilin yaşadığı yerleri ziyaret eder, onu çevreleyen mekanları ön plana çıkartır.

Adaçi’nin bu yöntemi ‘fukeiron’ ya da ‘mekan teorisi’ olarak geçiyor. İnsan hayatı hakkında bir film yapmak ama kamerayı filmin konusu olan bireye değil onun deneyimlediği mekana yöneltmek. Bir bakıma konuyu konuya bakmak yerine etrafındaki mekan ve mimariye bakarak sınırlıyorsunuz.

Daha sonra Wakamatsu ile birlikte 1971 yılında Cannes Film Festivali’ne davet edilir. Dönüş yolu ise bir dönüm noktasıdır. “O zaman şöyle düşündük: Çok paramız var, ne yapalım? Cannes’a gidelim ve dönüş yolunda da Filistin’e uğrayalım” diyen Adaçi ve arkadaşları önce Beyrut’ta ne yapacaklarını bilmeden bir hafta geçirirler. Ardından burada bir film çekme düşüncesiyle yola koyulurlar.

Lübnan’daki Japonya Konsolosluğu, dil konusunda yardımcı olması için gençlere Fusako Shigenobu’yu önerir (Shigenobu, JKO’nun kurucu isimlerinden olacaktır. Otuz yıl boyunca Ortadoğu’da kaçak olarak yaşayan Shigenobu, gizlice döndüğü Japonya’da 2000’de yakalanır ve örgütün 1974 yılında Hollanda’daki Fransa Büyükelçiliğine düzenlediği baskından sorumlu tutularak 20 yıl hapis cezasına çarptırılır. Shigenobu, 2022 yılında tahliye edilir).

Shigenobu aracılığı ile Adaçi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ile ilişki kurar. “Bu insanların nasıl defalarca yenilmelerine rağmen savaşmaya devam edebildiklerini merak ettim” diyen yönetmen, FHKC’nin hikayesini belgeselleştirmeye başlar.

Adachi’nin ilgisini özellikle Filistin kamplarının örgütlenme modeli çeker. Kamp ile cephe arasındaki ilişkiyi ve gençlerin bu örgütlenme modelindeki yerini Japonya’daki silahlı gruplarla kıyaslar ve ülkesindeki öğrenci odağına farklı bir gözle yaklaşır.

Ortaya çıkan esere bakarken “Mücadele hakkında bir film ile mücadele içerisindeki bir film arasındaki fark nerededir?​” sorusunu sorar. Bu sorunun anlamı Adaçi’nin o dönemde hayatını verdiği JKO’da saklıdır.

Tüm dünyayı bir cephe hattı olarak gören ve silahlı propagandayı yöntem olarak benimseyen şehir gerillası örgütü JKO’ya katılan Adaçi örgütün sözcülük görevini üstlenir. Diğer JKO’dan yaklaşık 20 kişi ile birlikte Beyrut’ta kalır: “Ben kameramla geldiğimde onlar ne yapacaklarını konuşuyorlardı: “Kalmalı ve gönüllü olarak savaşmalı mı? Yoksa Japonya’ya dönüp öğrendiklerini memlekette uygulamalı mı?​”

Bir yandan Lübnan’da çekimler yapar, diğer yandan da ‘militan’ görevlerini yerine getirir. Lübnan’daki yeraltı hayatı süresince 200 saatlik bir film dahi çeker. Ancak 1982’de İsrail bombardımanında Adaçi’nin evi yıkılınca kayıtlar kaybolur.

“Japonya’ya dönme niyetim yoktu ama buna zorlandım” diyen Adaçi, Lübnan’da yakalandıktan sonra ülkesine iade edilir: “Tutuklandım ve Beyrut’ta 3 yıl hapis yattım. Lübnan hükümeti beni Japonya’ya teslim etmeme yönünde söz verdi. Fakat sonrasında benim transfer edileceğim söylendi. Japonya’ya döndüğümde Prag Havalimanına 8 kez farklı pasaportlarla girişim nedeniyle sorgulandım, yanlış kimlik kullanımından ceza aldım. Hiçbir pişmanlığım yok fakat evime kendim dönmeyi tercih ederdim.”

Japonya’da cezaevinden tahliye edildiğinde ilerleyen yaşına rağmen sinema hayatına kaldığı yerden devam eder. Eski Japonya Başbakanı Şinzo Abe’ye suikastı konu alan deneysel film Revolution+1’i (2022) çeker. Hatta yine festivallere davet edilir. Ancak bir defa sütten ağzı yanan Japon makamları, ‘Ne olur ne olmaz’ diyerek 80’lerindeki Adaçi’nin pasaport başvurusunu reddeder.

Filmlerini seversiniz, sevmezsiniz ayrı konu. Ancak bunca yıllık yaşama bunca şeyi tutkuyla sığdırmak bile başlı başına bir hikaye.

ABONE OL

Kavel Alpaslan

Cannes’dan cephelere: Japon Kızıl Ordusunun Yönetmeni Adaçi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et