Yunan virüsü, İtalyan hastalığı?


13 Temmuz 2011 09:18

Avrupa Birliği ülkeleri hafta başından bu yana tam anlamıyla diken üstünde. “Yunan virüsünün bütün Avrupa’yı sardığı”ndan söz ediliyor.
Yunanistan ile başlayan İrlanda, Portekiz ve İspanya ile devam eden “aşırı borçlanma” ve iflas krizi gelip, Avro Bölgesi’nin üçüncü büyük ülkesi İtalya’ya dayanmış durumda. Şimdiden sırada Belçika olduğu belirtiliyor. Yani; “Avro krizi” olarak tanımlanan süreç genişleyerek ve derinleşerek devam ediyor.
Bu nedenle Avrupa burjuvazisi, politikacıları ve basını, İtalya’nın iflas etmesi durumunda ortak para birimi avronun geleceğinin büyük bir tehlike altına gireceğinin endişesini yaşıyor. Bunun için de toplantı üstüne toplantı yapılıyor. Pazartesi günü AB Konseyi Başkanı Herman Rompuy’in AB Komisyonu Başkanı Barroso’yu, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean - Claude Tricht’i, Avro Bölgesi Başkanı Jean – Claude Juncker ve AB Ekonomi ve Para İşlerinden Sorumlu Komiseri Olli Rehn’i olağanüstü toplantıya çağırınca, bunun bir “kriz zirvesi” olduğu ajanslar tarafından önemli haber olarak geçildi.
Her ne kadar Rompuy’nun sözcüsü bunun olağan bir buluşma olduğunu söylese de, ortada AB ve ortak para birimi Avro için olağanüstü bir durumun olduğu açıktır.
Aynı gün yine Brüksel’de toplanan AB Maliye Bakanları, başta Yunanistan ve İtalya olmak üzere, reyting ajansları tarafından kredi notu düşürülen ülkelerin durumunu ele aldı.
Yarın da Avro Bölgesi ülkelerin liderleri olağanüstü bir şekilde Brüksel’de bir araya gelecek ve durum değerlendirmesinde bulunacak. Avrupa’da diplomasi trafiğini bu denli yoğunlaştıran aşırı borçlanmalar ve krize kısa sürece bir çözümün bulunacağına kimse inanmıyor. Çünkü, Yunanistan’da başlayan aşırı borçlanma krizinden bu yana, AB tarafından izlenen politikalar bu ülkeyi “kurtarma”dan çok batırdı. Yani Yunanistan’ı “kurtarma” adına hazırlanan bütün programlar, reçeteler ters tepti, açığı büyüttü, iflasın eşiğine getirdi.
2007’te Yunanistan’ın bütçe açığı yüzde 105 iken, 2008’de yüzde 111’e, 2009’da yüzde 127’ye, 2010’da yüzde 143’e çıktı. Bütçenin yılın sonunda yüzde 157 açık ile kapanacağı tahmin ediliyor. Halka dayatılan bunca acı reçeteye, kısıtlamaya rağmen açık büyümeye devam ediyorsa, bu; tasarruf adı altında elde edilen gelirlere olduğu gibi yabancı sermaye tarafından el konulduğu anlamına geliyor. Keza, AB tarafından kurtarma adına verilen krediler de yine alacaklı durumundaki Alman, Fransız, İngiliz bankalarına, yatırım fonlarına gidiyor.
Benzer bir durum diğer Avrupa ülkeleri için de geçerli. Yunanistan’ın başına gelenler aynı şekilde diğer ülkelerin de başına gelecek gibi görünüyor. Ancak, Avro Bölgesi’nde Almanya ve Fransa’dan sonra üçüncü büyük ekonomiye sahip İtalya’nın aynı halkaya dahil olması, AB açısından durumu daha fazla çıkılmaz bir hale getirecek.
Çünkü; Yunanistan, Portekiz ve İrlanda gibi Avro Bölgesi’nin toplam ekonomisi açısından küçük olan ülkeleri, hazırlanan ve hazırlanacak “kurtarma fonları” ile idare etmek mümkündü. Dolayısıyla, küçük ekonomilere sahip ülkelerin bir sarsıntıya yol açmayacağı hesaplanıyordu.
Gerçekten de; bu ülkelere verilmek üzere karar altına alınan krediler, toplam açısından çok fazla bir şey ifade etmiyordu. Bu yüzden de bu ülkelerdeki bütçe açığına rağmen avronun dünya piyasalarındaki değerinde önemli bir değişim olmadı. İstikrarını korudu. Ama; İtalya’nın kredi notunun düşürüldüğü yönündeki haberler bile ilk günde Avrupa borsalarını sarstı, avronun dolar karşısındaki değerini düşürdü.
Demek ki; İtalya’nın borç krizi içine sürüklenmesi işin rengini açık bir şekilde değiştiriyor. Bu yönüyle, İtalya ile birlikte krize karşı mücadelenin seyrinin de değişeceği şimdiden söylenebilir. Yurtiçi Gayrisafi Milli Hasıla’sının yüzde 120’si kadar bütçe açığı, 1.8 trilyon avro borcu bulunan İtalya’nın bunun altından kalkması, kredi notunu yeniden artırması beklenmiyor. Ama İtalya hükümeti piyasaları rahatlatmak, güven vermek akmacıyla karar altına aldığı 47 milyar avroluk tasarruf paketinden ödün vermeyeceğini ileri sürüyor.
Alman basını iki gündün İtalya’nın içine düştüğü bütçe açığını “İtalyan hastalığı” şeklinde ifade ediyor. “Hastalık, Berlusconi döneminden de önceye dayanıyor. Ülke 80’li yıllardan beri yolsuzluk içindeki politik bir sınıf tarafından yönetiliyor” denilerek, sorun sistemden koparılıyor.
Yine; Yunanistan’da olduğu gibi İtalya’da da çok erken yaşlarda da erken emekli olunduğu, kamu kuruluşlarında har vurulup harman savrulduğundan söz ediliyor.
Yani; borç krizinin olduğu her ülkeye karşı burjuva basını tarafından gündeme getirilen popülist gerekçeler bu kez de İtalyan halkına, emekçilerine karşı piyasaya sürülüyor.
Açıktır ki; İtalya’daki bütçe açığı yeni değil, çoktan ifade ediliyor. Şimdi gündeme getirilmesi, uluslararası mali sermayenin Yunanistan ile başlayan sürecin derinleştirilerek devam ettirilmesinden başka bir şey değildir. Ama; İtalya gerçekten de Yunanistan ya da Portekiz değildir.
60 milyonluk nüfusuyla, milyonların sokağa döküldüğü güçlü toplumsal muhalefetiyle, sermayenin saldırılarını püskürtecek güçtedir. Hele, iktidarda gericiliği, bulaştığı rüşvet ve yolsuzluğu ayyuka çıkmış burjuvazinin en azgın temsilcisi Berlusconi işbaşında olunca bunu gerçekleştirmek daha olanaklıdır.

evrensel.net
www.evrensel.net