27 Temmuz 2025 00:08

​​​​​​​Neoliberalizm ve esnekliğin norm haline gelmesi

Marksist Dil Bilimci Michel Pêcheux’ye göre her söylem ve kavram ideolojik ilişkilere içkindir. Söylemler ve kavramlar maddi ilişkiler aracılığıyla şekillenir ve sınıfsal anlam kümelerinde belirlenir.(1)  Neoliberalizmin küresel ölçekte hakim ideoloji haline gelmesiyle birlikte kavramsal yer değiştirmeler ve anlam kaymaları da hızlandı.

1970’lerin ortalarından itibaren burjuvazinin temel hedefi, artı değer oranını yükseltmek dışında, sermayenin kâr oranındaki düşüşü tersine çevirmek ve yüksek kârlılık oldu. Neoliberalizm, çağdaş kapitalizmin küresel ve egemen aklı olarak, şirket mantığının ve rekabet normlarının içselleştirildiği toplumsal yapının inşasına odaklandı.(2)  Bu yapı “kamu” yerine “özel”i, “kamulaştırma” yerine “özelleştirme”yi, “sosyal adalet” yerine “rekabet”i ve daha bir dizi kavramı sosyal politikaların ve çalışma rejimlerinin temel normlara dönüştürdü. Çok sık duyduğumuz “esneklik” ve “güvencesizlik” kavramları da bunlar arasında.

Metin Özuğurlu “esneklik” kavramının tarihsel seyrini incelerken bir ayrıma işaret eder. Esnekliğin yaygın olarak dolaşıma girmeye başladığı 1980’li yıllarda, birikim rejimi olarak esneklik ile firma temelli yönetim stratejisi olarak esneklik ayrı ayrı değerlendirilen kavramlardı. Birincisi kuramsal derinliğe sahipken, ikincisi İktisatçı John Atkinson’un sığ bir işletme tekniği üzerine kurulu sayısal ve işlevsel esneklik kavramsallaştırmalarına dayanıyordu. Atkinsoncu analizde iş gücü esnekliğinin iki ana kaynağı vardı: i) Çalışanların birey olarak üretim sürecinde gerçekleştirdiği faaliyetlerin çeşitliliğini ifade eden işlevsel esneklik; ve ii) İşverenlerin talepteki dalgalanmaları karşılamak için emeğin hacmini veya zamanlamasını ayarlamasına dair sayısal esneklik.(3)

İşverenler için esneklik başlı başına bir amaç olmaktan ziyade, maliyetleri düşürüp kârı yükseltmeye uygun bir araç olarak her zaman devrede tutuldu. Üretim sürecindeki her türlü dalgalanmayı ve değişikliği emebilecek kadar esnek bir iş gücü istihdamının oluşması ve esnekliğin iş gücü piyasasında kurumsallaşması ise, küresel sermaye hareketliliğinde şirketlerin kârlılıklarını doğrudan etkileyen bir strateji oldu.(4)

Sermayenin ucube bir şekilde somutlaştırdığı esneklik kavramı emek hareketinde her zaman tepkiye yol açtı. Kavrama yönelik tepkileri ortadan kaldırmak isteyenler ise, neoliberalizmin tasfiye etmek için yoğun çaba harcadığı “güvence” kavramıyla bunu kamuflaja soyundu. Böylelikle “güvenceli esneklik”, “yeni nesil esneklik”, “yeni nesil çalışma” gibi kavramlar türetildi.

Türkiye’de neoliberal rejimin yerleşiklik kazanmasıyla birlikte emek rejiminin hukuksal kuruluşunda esneklik ve güvencesiz çalışma tipleri norm olarak tüm düzenlemelerde yer aldı. Dünya Bankası ve IMF’nin sözde ‘reformları’ dışında, Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde imzalanan Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ile hizmet sektörlerinin uluslararası piyasalara açılması hızlandırıldı. 1990’lı yılların sonlarından itibaren ise kamuda ve özel sektörde esnek istihdam örüntülerine yasal dayanak kazandırılarak iş gücü piyasası kademeli biçimde güvencesizleştirildi.

2000’lere gelindiğinde, esnek istihdam ve “uzaktan”, “hibrit”, “yarı-zamanlı”, “kısa süreli”, “geçici”, “sözleşmeli”, “mevsimlik” diye anılan çalışma türevleri Türkiye kapitalizminin agresif büyüme ve birikim stratejisi açısından daha büyük işlevsellik kazandı. Devlet ve şirketler, esnek ve güvencesiz çalışma tipleri aracılığıyla emek rezervlerini tamamen kontrollerine alırken, emekçileri diledikleri süre ve yoğunlukta, diledikleri istihdam modelinde çalıştırma serbestliğine kavuştu. Esnek ve güvencesiz iş gücü piyasasıyla birlikte sermayenin emek üzerindeki tasarrufu ve denetimi daha da arttı. Çalışma sürelerinin mutlak olarak uzatılmasını ve yoğunlaştırılmasını merkezine alan standart dışı istihdam türleri olağanlaştırıldı.

Türkiye’de kamu sektöründe esnek çalışmanın çerçevesi 6111 sayılı torba yasa ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda (DMK) yapılan değişiklikle oluştu. 2011 yılındaki düzenleme ile kamuda “uzaktan”, “hibrit”, “yarı-zamanlı” çalışmanın temelleri atıldı: “Memurların yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre, bu madde uyarınca tespit edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmeleri mümkündür.” (DMK - madde 100)

18 Temmuz 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “Devlet Memurlarının Yarım Zamanlı Çalışma Hakkının Kullanılmasına İlişkin Yönetmelik” ile de 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ek 43’üncü maddesinde “Doğum sonrası yarım zamanlı çalışma” düzenlemesi yürürlüğe kondu. Madde uyarınca çalışma süresi haftada üç günü geçemeyecek; günlük süre üç saatten az, sekiz saatten fazla olmayacak şekilde, memurlar maaşlarının ve ödemelerinin yarısını alacak; öğle arası ve mesai dışı çalışma yapılamayacak.

Burada bir parantez açmak gerekiyor. Bu düzenlemenin arkasında Avrupa’daki iş gücü politikalarında merkezi bir tema haline gelen “iş-yaşam dengesi” bulunuyor. Ancak bu dengeyi kurmayı sağlayacak çok sayıda sosyal olgu mevcutken, çocuk ve doğum öne çıkarılıyor. Türkiye’de kamuda kadınlarla ilgili esnek çalışmanın doğum üzerinden yürürlüğe sokulması ile iktidarın çocuk doğurmayı teşvik eden (pronatalist) politikaları arasında bağ olduğu ortadadır. Kadını aile üzerinden kodlayan çalışma rejiminde, nüfus artış hızının düşmesine bağlı olarak doğumu teşvik eden politikalar bu tip bir düzenlemeyi zaruri kılmıştır. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü değildir; Eurofound’un belgelerinde “iş-yaşam dengeli” esnek çalışma rejiminin gerekçeleri arasında AB genelindeki düşük doğum oranları ve yaşlanan nüfus gösterilir.(5)

Düzenlemelerin gerekçeleri ne olursa olsun, esneklik türevlerinin veya “yeni nesil çalışma” olarak nitelenen atipik istihdam modellerinin kökeninde düşük maliyetli, kolay denetlenebilir, ucuz istihdam biçimlerinin yaygınlaşması yer alır. 12. kalkınma planının 960. maddesinde kamu personelinin verimliliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar yapılacağı, esnek çalışma modellerinin uygulanmasına yönelik mevzuat çalışmalarına başlanacağı, 405. maddesinde de sosyal güvenlik mevzuatının yeni nesil esnek çalışma modellerine uyumlu hale getirileceği belirtilir. “Master plan” niteliğindeki 12. kalkınma planı doğrultusunda 2025-2027 yılı orta vadeli programda da sosyal güvenlik mevzuatının değişen iş gücü piyasası koşullarına ve yeni nesil esnek çalışma şekillerine uyumlu hale getirilmesi hedefler arasındadır.

Kamu veya özel sektör işverenlerinin kazandığı bir diğer esneklik avantajı, daha çok çalıştırmadır. Salgın döneminde sosyal izolasyonla yaygınlaşan ev-iş yeri bileşimli çalışma rejimi aracılığıyla çalışma süreleri uzamış, ev içi ortamda boş zaman ile mesai birbirine karışmıştır. Eurofound’un verilerine göre, salgın döneminde uzaktan çalışanların ofisten çalışanlara kıyasla, AB’nin haftada 48 saatlik yasal çalışma sınırını 2 kat aştığı görüldü. Uzaktan çalışanların neredeyse yüzde 30’u her hafta boş zamanlarında birden fazla kez çalışmak zorunda kaldı.

Şu anda ‘güvenceli esneklik’ olarak dolaşıma sokulan, ‘çalışan dostu’ ya da ‘ayrıcalık’ gibi resmedilmeye çalışılan yeni nesil esnek çalışma modellerinin kökeni Avrupa Konseyi ve Avrupa İstihdam Stratejisi’ne kadar uzanıyor. Avrupa Konseyi belgesine göre “Esneklik ve güvenlik arasında doğru denge sağlamak”, “Firmaların rekabet gücünü desteklemek”, “İş yerinde kalite ve üretkenliği artırmak”, “Firmaların ve işçilerin ekonomik değişime uyum sağlaması” gibi gerekçelerle sermaye ile emek arasındaki ilişkiye sermaye lehine bir boyut kazandırılmış; işverenlerin birden çok esneklik tipinde emekçi istihdam etmesi kolaylaştırılmıştır.

Esneklik ya da ‘yeni nesil’ şeklinde tanımlanan çalışma tipleri ilk bakışta çalışan lehine opsiyonel bir fayda taşıyormuş gibi sunulsa da, bunların arkasında sınıf temelli çatışmaları zayıflatıp uzlaşma temelli sosyal diyaloğu öne çıkarma amacı bulunuyor. Tülin Öngen, esneklik paradigmasının emeği kendi içinde bölerken, iş süreçlerinden ve mevcut iş gücü niteliklerinden hızla uzaklaşan bir yedek iş gücü rezervinin oluşumunu hızlandırdığını belirtir.(6)  İş gücü türleri standartlaşır ve niteliksizleşir; bu da çalışma ve iş günü esnekliği dışında, işverenlere işten çıkarma ‘esnekliği’ kazandırır.

***

(1) Michel Pêcheux, “Language, Semantics and Ideology”

(2)  Yiğit Karahanoğulları, Türkiye’de Neoliberalizmin Kuruluş Süreci: 1980-1994, SBF Dergisi, Cilt 74, No. 2, 2019, s. 429-464

(3)  Metin Özuğurlu, “Sosyal Polı̇tı̇ka Dı̇sı̇plı̇nı̇nı̇n Dı̇lı̇: Kavram İnşasında Algı Etkı̇sı̇ mı̇ Olgu Temelı̇ mı̇?​”, CEEİK 2018, s. 28-38

(4)  Massimo De Angelis, “Trade, the global factory and the struggles for new commons”, July 2000), p. 32

(5)  Work–life balance: Policy developments

(6)  Tülin Öngen, “Sınıf Mücadelesi Rejimi Olarak Esneklik”, Petrol-iş yıllığı, 1995-1996

ABONE OL

Kansu Yıldırım

​​​​​​​Neoliberalizm ve esnekliğin norm haline gelmesi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et