Düüttt


13 Temmuz 2011 07:57

Kapıkule’ye üç şerit otobanla ulaşıyoruz. Kapının Türkiye’ye giriş tarafında gurbetçi yoğunluğu kendini hissettirmeye başlamış. Alman polisinin, Fransız jandarmasının soğuk bakışları karşısında hırpalanmış, pasaport kontrollerinde Avrupa vatandaşları için ayrılan sıralardan kovulmuş insanlar, ülkelerine gelmiş olmanın verdiği güçle işlemlerin yavaş sürüyor olmasını yüksek sesle protesto ediyorlar. Gidişte birkaç araç ancak var. Araçtan inmeden bütün işlemlerimiz bir, iki dakika içerisinde sonuçlanıyor. Görevli polis edebiyat fakültesi mezunu. Öğretmen olamadığı için polis olabilmiş. Aracımızın işlemlerini yapan genç gümrükçü sanat tarihçisi. Ara bölgede Avrupa’nın en lüks vergisiz alış veriş merkezi yapılmış. Dilimizi yarım yamalak konuşan bir Bulgar kadını yanımıza yaklaşıyor.
“Komşu. Sigara hakkınızla bize sigara alın”
Her pasaportun belli sayıda sigara ve içki alma hakkı var. Bizim sigara, içki almadığımızı görünce hakkımızı kullanmak istiyor. Sigaraları Bulgaristan’a nasıl sokacağını soruyorum. Baş parmağını işaret parmağına sürterek sırıtıyor. Ben de işaret parmağımı iki yana sallayarak “Olmaz” diyorum.
Bulgaristan’a girerken ilk karşılaştığımız “Fısss” sesiyle, az ötedeki kulübede duran Bulgar kızının “Komşu, 3 Euro dezenfekte parası” sözleriyle böcek muamelesi gördüğümüzü anlıyoruz.
Devletlilerimizin “Dünyada prestijimiz arttı. Vizeler kalkıyor” sözlerinden Bulgarların haberinin olmadığı sonucunu çıkartıyoruz. Daha sonra geçtiğimiz Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya kapılarında görmediğimiz dezenfekte işine Bulgarların bu kadar önem vermesinin, mikrop öldürmekten çok 3 Euro toplamaktan kaynaklandığını anlıyoruz. Otoban parasını kaldırmışlar ama 7 günlük otoban bileti satıyorlar. 10 Euro. Yol boyu terkedilmiş fabrikalar, yıkılmış iş yerleri göze çarpıyor. Önümüzde giden Sofya plakalı Hacı Murat benzeri takayı sollayan Sofya plakalı son model Alman arabası bu ülkede işlerin nasıl yürüdüğünün en önemli kanıtı. Mutlu azınlık işini yoluna koymuş. Koca koca adamlar benzin istasyonlarında cam silip 1 Euro kapma peşinde. Ağaçların arkasına gizlenmiş yol hız levhalarını göremeyenler için birkaç yüz metre ileriye sotalanmış trafik polisleri günün en hazin sürprizini oluşturuyor. İtiraz yok. İşi kağıtsız, daha ucuza kapatma becerisi olmayanlar için ceza yüklü.”Tranzit” yola sağlı sollu dizilip, koca kamyonların önüne atlayan hayat kadınlarını görmezden gelmenin utancı ile Sırbistan sınırına ulaşıyoruz.
Partizan bakışlı, güleç yüzlü Sırp polisi pasaportlarımızı kontrol ederken diğeriyle laflıyoruz.
“Aman dikkat. Suriye’yi de Yugoslavya gibi yapacak bu Amerika. Bizi önce parça parça böldüler, bölündükçe güçsüzleştik. Ne fabrika kaldı, ne tarla. Mısır ve buğdaydan başka bir şey kalmadı. Alman, Fransız marketleri geldi yerleşti. Maaşım 250 Euro. Biz tükendik. Şimdi tekrar birleştirip sınırları kaldıracaklar. Tito’yu çok arıyoruz ama iş işten geçti. Teslim olduk.”          
Hemen sağımızda, İstanbul’u İngiltere’ye bağlayan tek demir yolundan ağır ağır batıya ilerleyen marşandizin makinisti ile göz göze geliyoruz. Arkasında çektiği onlarca vagonun yükünü sırtında taşıyormuş gibi sıkıntılı bakıyor etrafına. Biz el sallayınca ister istemez asılıyor düdüğe.
Düüüüüüttttt.

evrensel.net
www.evrensel.net