Türk, Kürt, Arap birliği nöbete
ABD’nin hem Ankara Büyükelçisi hem de Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack İzmir’in tarihi yerlerini gezdikten sonra yaptığı açıklamayla kuyuya bir taş attı ki, 86 milyon bu taşı çıkarmaya, çıkarıp sindirmeye çalışıyor. Barrack Ortadoğu’nun yeni düzeni için Osmanlı Millet Sistemini tavsiye ederek ne demek istemişti? Erdoğan bu konuyla ilgili ‘tarihi’ konuşmasını yapıncaya dek Arap ve Kürt düşmanlığı nükseden çevreler bu sözlerin iç dizayn açısından taşıdığı anlama kilitlenerek her zamanki reflekslerini gösterdiler. Cumhurbaşkanı bu sözleri Türkiye’nin bölgesel rolüne vurgu yaparak yorumladığında mesele biraz anlaşıldı. Biraz, çünkü aslında Erdoğan da Osmanlı Millet Sistemi’ni iç kamuoyunun hassasiyetlerini tırmandırarak açıklıyordu. Özetle biz kazandık ve daha da kazanacağız diyordu.
Davutoğlu’nun Yeni Osmanlıcılık denilen stratejik derinlik çizgisi, eski Osmanlı teb’ası içinde Türkiye’ye ve Erdoğan’a sempati yaratma, STK’lar oluşturarak Türkiye nüfuzunu yayma, ticari ilişkileri yaygınlaştırma vb. çok yönlü kol çalışmalarını içeriyordu. Yeni Osmanlıcılık Suriye iç savaşı, Türkiye’nin güney sınırında Kürt oluşumlarının ortaya çıkmasıyla akamete uğradı ve Davutoğlu tasfiye edildi. Artık silahlar konuşacaktı. Osmanlı’dan 1. Dünya Savaşının sonunda ayrılan Arap ‘milletleri’, böl yönet taktiğiyle bölgeyi neredeyse aşiretlerine kadar parçalayan Fransa ve İngiltere tarafından sömürgeleştirilmişler, halkın vaktiyle rant ödediği Osmanlı’ya karşı biriken öfkeye zaman içinde sömürgecilere duyulan tepkiler eklenmişti. Ortadoğu şimdi pek hatırlanmayan çok sayıda halk ayaklanmasının da coğrafyasıydı.
Şimdi 1918 öncesine dönerek yeni bir Sykes-Picot sözleşmesi öneren, sadece öneren değil, Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi toplumsal sınırları yeniden çizen ABD’nin yeni elçisi, yüz yıldır uygulanan böl yönet stratejisi yerine başta Arap, Kürt ve Türklere büyük bir ortak vatan çağrısı yapıyor. Tam bu sırada Suriye’de İsrail tarafından kolu kanadı kırıldıktan, donanması ve askeri güçleri sıfırlandıktan sonra alayıvelayla iktidara getirilmiş Eş Şara’nın taraftarları Alevi katliamlarından sonra Dürzi bıyığı kesmekle meşguldü. İsrail Şam’a bir saldırı düzenlemekteydi. YPG ise siyasal ve askeri otonomiden vazgeçmek niyetinde olmadığını açıklamıştı. Kılıçlar hâlâ kının dışındaydı.
Türkiye’de ise PKK’nin kendini tasfiye etmesi, silah yakma töreninin gerçekleşmesi Saray iktidarına öteden beri heves ettiği Yeni Osmanlıcılığın, Arap halkları üzerinde velilik ve vasilik kurma zeminini de açtığı fikriyatını veriyor. Tom Barack’ın sözleri, ABD’nin uyumlu ortağın bunun teyidiymiş gibi algılandı ve iç siyasette öyle pazarlandı.
Erdoğan Türk Kürt ve Arap halklarının birlikteliğinden yeni, nüfuzlu, refah içinde bir Türkiye’nin doğacağını düşünüyor. ‘Kürtlere ayrı bir devlet kurmaları konusunda bir borcumuz yok. YPG PKK’dir ya da türevidir, vakit daralıyor, dağılın’ minvalindeki sözleriyle Barrack saray iktidarının ekmeğine yağ sürdü. Türk-Kürt-Arap birliğini Türklerin ilk müslüman oluşundan başlatarak Malazgirt’ten, Çanakkale savaşına kadar getiren ve bu birliğin çıktısının Kudüs’ün kurtarılması olduğunu ileri süren Erdoğan çok millet idealiyle revize edilen rabia tekçiliğini iç kamuoyuna ümmet birliği olarak tercüme ediyor. DEM MHP ve AKP olarak bu süreci birlikte yürüyeceğiz diye içerdeki muhalefeti karıştırmaya da çalıştı. DEM sözcüleri ‘bizimkisi sadece süreç birliği’ diyerek bu sözü refüze etse de Cumhur İttifakı iç Kürtleri ve DEM’i cepte keklik sanıyor.
Gerçekte ise Barrack ve Erdoğan’ın kendi özgün retorikleriyle işaret ettiği stratejik yol haritasını bölgesel güç diziliminde ABD’nin öncelikleri dışında düşünmek mümkün değil. Filistinlilere uygulanan katliam, İran’a ve türev gücü Hizbullah’a yapılan saldırılar, Suriye’nin bir El Kaide militanına teslim edilmesi, diğer Arap liderlerinin kayıtsız şartsız işbirliğinin garanti altına alınması bölgenin durulması için yeterli değil. Yüzyılın Sykes Picot’u daha tamamlanmadı. Çin-Pasifik kuşatmasından sonuç alınıncaya kadar da tamamlanamayacak.
Bu genel tablo içinde ABD Türkiye’yi Trump’ın sevgileriyle yine ileri bir karakol olarak seçmiş görünüyor. Kürtleri, Türkleri, Arapları en az zayiatla hizaya dizme işi saray iktidarına lütfedildi; Ortadoğu’nun nöbetteki askeri olmak. Oysa Türkiye saray iktidarı için Ortadoğu; yeniden inşanın, pazar fethinin, enerji nakil yolları üzerindeki nüfuzun, inşaat ve lojistik ticaretinin; iç siyaset zemininde satılacak büyük Türkiye hikayesinin zengin membaı olarak hayal ediliyor. Çoklu millet tahayyülü doğrudan doğruya Osmanlıcı fetih duygusunu kabartmaktan başka bir rol oynamıyor.
Ne var ki Bararck’ın ve Erdoğan’ın övdüğü Türkiye’nin askeri gücü Ortadoğu’ya kötü ünlü İsrail’e bir ortak hatta bir rakip çıkarmanın vesilesi de aynı zamanda. Artık sadece Kürt Mehmet değil Türk ve Arap Mehmet de nöbete!
ABD’nin ipiyle kuyuya inilmeyeceğini en iyi Kürtler biliyor. Irak’ta bağımsızlık referandumunu nasıl baltaladığını, yıllarca IŞİD’e karşı mücadelesi nedeniyle sırtını sıvazladığı YPG’ye Barrack’ın ağzından hiçbir borçlarının olmadığını ileten çıkarcı müttefik, bölge halklarının kendi önünde diz çökmesini, Kürtlerin Arapların ve Türklerin kendi kaderleri ile ilgili talepte bulunamamasını istiyor. Türkiye’nin ileri hatta sürülmesinin sonuçlarının ne olacağı, Trump’ın tüccar sevgisinin kaça mal olacağı bu koşullu ve maliyeti yüksek sevgiden çıkarılabilir.
Millet çıkarı emperyalist havucun peşinden koşanlar için inşaat, silah ticareti, müteahhitlik hizmetleri ve paralı asker tedarikçiliğine endeksli. Nüfusun büyük bir çoğunluğunun açlık, yoksulluk ve işsizlik pahasına bu sektörlerin iktidarla iltisaklı nüfusunun cebini doldurmaya zorlandığı gerçek ‘millet’in Ortadoğu’daki ticaret, nüfuz ve kuşatma kavgalarından bir çıkarı yok. Sadece refah içinde, barış ve demokratik bir Türkiye’de yaşamak istiyorlar. Tarihi projeksiyonlar, Kudüs’ü kurtarma vaatleri İsrail Filistin’i katlederken yapılan ticareti unutturmaya yetmiyor.
Hayır Türkiye kazanmadı. Bir avuç elit ne kazandıysa kazandı.


Evrensel'i Takip Et