Kafası karışık gazeteci


11 Temmuz 2011 09:49

Başlığa göz atıp şu dönemde kimin kafası karışık değil ki dediğinizi duyar gibiyim. Siyasetten üniversiteye, askerden iş çevrelerine ve sendikalara dek ülkede kafa karışıklığı yaşamayan var mı? Kafa dinginliği olsa olsa emek kesiminde, devlet çarkının ısrarla ötekileştirmeye çalıştığı toplumun dışlanmaya açık insanlarında olabilir diye düşünüyorum. Çünkü bu kesimlerin düzen partilerinden bir beklentisi olamaz. Bu tür siyasi partilerin; halkların tümünü kucaklayacak ne güçleri ne de kararlarının olmadığını bilirler. Kadrolarının demokrasiyi beyinlerinde özümsemiş halkçı, paylaşımcı, evrensel hukuk ilkelerine inanan bireylerden oluşmadığını da… Uluslararası sermayenin  dayattığı anamalcı prensiplerle yeni dünya düzeninde kendilerine yol açmaya çalışan siyasi partilerle; emeği sömürülen, hor görülen, yoksullukla terbiye edilen halkların, emekçilerin ne işi olabilir ki kafaları karışsın. Düzen partilerinin hangisi iktidarda olursa olsun kısa sürede devletin gelenekçi  baskıcı yöntemlerini uygulayan kocaman bir çarka dönüşeceğini bilmeyen mi var? Emek insanı bunu yılların  deneyimi ile öğrenmiştir. Ölümlere, yıkımlara, kaybedilen, yok edilen insanların ardında kalan onulmaz acılara, ana feryatlarına, kadınların taş kesmiş suskunluğuna, çocukların isyanına tanıklık ederek öğrenmiştir. Yine de umutla bakarlar geleceğe, inadına sıkıca sarılırlar yaşama. Kafa karışıklığına kapılmamaları da bundandır işte.
    ***
Hafta sonu Hatay’da düzenlenen yerel basın seminerindeydik. Medyanın sorunlarını tartıştık meslektaşlarla. Orada da dilimin döndüğünce sermaye yoğun medyanın, halkı doğru yansız bilgilendirme adına gazetecilik yapamaz duruma geldiğini anlatmaya  çalıştım. Sahada çalışan gazetecilerin sömürülmesinden, iş güvencesinden yoksun bir biçimde çalıştıklarından söz ettim. Gazetecilere yönelik seçim sonrası hızlanan patronaj baskısından da. Çok sayıda  gazeteci iş yerlerinden ayrılmaya zorlanıyor, ya da artık gazetecilik yapılamayan ortamlarda bulunmak istemedikleri için onca emek verdikleri kurumlarından çekip gidiyorlar. Patronaj kesimi, magazin, popüler kültür ağırlıklı yazılar, fotoğraflar görmek istiyor gazete ve televizyonlarında. İktidara muhalefet etmenin bedeli ise her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Yazarlar, editörler, muhabirler uyarılıyor; ‘Aman ha!’ Bazen düşünüyorum. Ahmet Şık’la Nedim Şener bir ‘aman ha!’ örneği olarak mı hâlâ parmaklıklar arkasında tutuklu…  
Seminerin oturumlarından birini Antakya gazetesinin imtiyaz sahibi, babadan gazeteci
Sinan Seyfettinoğlu yönetiyordu. Şiirsel bir metinle açtı oturumu; ‘Kafası Karışık Gazeteci’ günümüz gazeteciliğine ironik bir bakıştı. Sizlerle paylaşmak istedim:

Sene 2011
Sayfalarımın kafası attı.
Sarhoş çekebiliyorum fotoğrafları artık.
Ses kayıt cihazım kendine sansür uyguluyor.
Sene 2011
Muhalefet, azınlık ve marjinal düşünce son sayfalarda tek sütuna                                             İktidarı yazıyorum ön sayfada
Koca fotoğrafların ardına saklanıp görünmemeye çalışıyorum
Her köşe yazımda iktidarın yeşil dolarları sırıtıyor bana.

Sayfalarım kadar benim de kafam atıyor
Meslektaşımın kulağına fısıldıyorum:
Özgür değilim!
Ama gazeteciyim.
Bağımsız değilim!
Ama gazeteciyim
Özgün ve yaratıcı değilim!
Ama gazeteciyim.

Sene 2011
Basma kalıp presleniyor mesleğim
Alnımda hakim tek bir düşünce
Işık arıyorum
Umut arıyorum
Korkularımı yıkıp
Cesaret arıyorum
Bulamıyorum.
Mesleğimin rengi çalınmış cezaevlerinde arıyorum.

Oysa sene 2011
İnadına kalemim elimde bırakmıyorum
İnadına not defterim cebimde
İnadına fotoğraf makinem
İnadına kayıt cihazım çantamda
İnadına evrensel meslek ilkelerim usumda
İnadına ideallerim gönlümde
İnadına haber yapıyorum.

Sene 2011
Yayınlamasalar da
İnadına her sabah aynı haber başlığını atıyorum.
Umut ettiğim ,hayal ettiğim başlığı:
“Özgür ve bağımsız basın yurdumda”

evrensel.net
www.evrensel.net