“Hele bir girin”-2!


10 Temmuz 2011 09:59

“Hayırlı olsuna bekliyorum” buyuruyor “uzlaşma ve dengelerin adamı”! Faşist kökten ANAP’a kuruculukla, 24 yılda 6 hükümette bakanlıkla temayüz ettiği “derin” devlet adamlığı “uzlaşmacılık” sayılıyor. Devir, ambalajlama ve pazarlama devri. Nasıl pazarlanırsan.. Uzlaşmaya zorlanıyor ya, Kılıçdaroğlu da “sorunu çözmek Çiçek’in görevi” diyor.
Ama ne uzlaşma! Ne “uzlaşma adamlığı”!
Açıktan ilk kez gençlerin yumurtaladığı B. Kuzu ileri sürmüştü: “Yanlıştan dönsünler”. AKP’ye göre yanlıştı boykot ve yarım-boykot olan yemin etmemek. CHP ve Blok, BDP yanlış yapmışlardı. Öyle diyor, “burunlarını sürtme”ye uğraşarak “yanlış”ı herkesin gözüne sokmaya çalışıyordu AKP. Başbakan aynısını söyledi: “İnanıyorum ki, başta ana muhalefet partisi olmak üzere boykot edenler bir an önce yanlışlarından vazgeçip Meclis çalışmalarına katılacaklardır.” AKP’nin taktiği, “tükürdüklerini yalayacaklar”, “kuyuya kendileri indi, biz mi çıkaracağız?” içerikli ezme taktiğidir. “CHP cumhuriyetin kurucusu parti”ymiş, ’20’lerin devrimci Meclisi ile uzaktan bile ilişkisi kalmamasına rağmen “bu Meclis Kurtuluş Savaşı’nın Meclisi”ymiş lafları kuşatıcı sostur.
“Uzlaşma ve dengelerin adamı” derinlerin beyefendisiyse, hayatında hiç yapmadığı gibi, şimdi de uzlaşma peşinde değildir. Ambalaj öyledir sadece. O kadar olacaktır, makamın şanındandır! Kendisine vehmedilen “uzlaşma” misyonunu, hoop, bir manevrayla, tam da AKP’yle aralarını bulması beklenen başkalarına aktarmıştır: “Eğer sorunları uzlaşmayla çözmek istiyorsak önce Meclis’e girmeliyiz, Meclis’i normal düzeninde çalıştırmalıyız.”
Bu tez AKP’nin tezi değil miydi? Hani Çiçek uzlaşmacılığı?
AKP’nin oynadığı “burun sürtme” oyunu sağırlar diyalogu üzerine kurulu. Blok örneğin “halk iradesinin üstünlüğü” demekte ve bu nedenle boykot etmektedir Meclis’i. Blok vekilleri, halk iradesi hiçe sayılarak, birlikte seçildikleri arkadaşları Meclis’e sokulmadıkları için boykottadır. CHP de, aynı gerekçeyle yemin etmemektedir. Ne denmektedir bu iki siyasi güce? Başbakan’ın ağzından: “Meclis’e gelmeyen çözüm diyemez. Yemin etmeyerek, Meclis’i boykot ederek güya bir protesto içinde olduklarını zannedenler, aslında milli iradeden başka hiçbir şeyi protesto etmiyorlar.” Uzlaşıyoruz denen dünkü laflar bunlar!
Ve “uzlaşmaların adamı”, aynı gün, önce yine boykotla “yanlış” yapıldığına vurguyla “tadında bırakmak lazım” demekte ve sonra başbakanın ağzıyla konuşmaktadır: “Meclis’e girmek ve Meclis’te ülkenin sorunlarını çözmek için seçim yaptık.. Bu ülkenin sorunları sokakta değil, Meclis’te çözülür.. En önce milletvekillerinin çözümün adresinin Meclis olduğuna inanması lazım.” Yani zaten milletin, halkın iradesini savunmak üzere boykotta olanlara “milli irade” hatırlatması! Körlerle sağırlar birbirlerini ağırlar misali!
Tabii ki kimse kör ve sağır değil. Sağırlıktan değil, burun sürtme operasyonu yürüttüklerinden böyle davranıyorlar.
Sonra? Kılıçdaroğlu “umutlu”ymuş, “bir iki güne netlik olur, bu iş çözülecek gibi, ortak irade bekliyoruz”muş, “CHP pazartesi yemin edebilir”miş!
Ne değişti? Aşağılamada ısrarını sürdürürken “yumuşakça” görüntü vermesi bir yana, AKP’de değişen şey yok.
CHP’nin durumu fıkradaki gibi: Aç adam misafirliğe gelmiş, ama gözü tok davranayım demiş. Hoş geldin sonrası sormuşlar “yoldan geldin, aç mısın” diye. Adam “sağ olun, aç değilim” demiş. Demiş ama, midesi gurulduyor, aç mı aç. Uzun süreyse ev halkından bir daha ses çıkmamış. Ne bir ses ne bir nefes, hep başka şeylerden konuşuyorlar. Sonunda adamcağız dayanamamış, sızlanarak, “sizin burada ikinci defa sormazlar mı aç mısın diye” deyivermiş.
Kılıçdaroğlu’nun aralarından yol almaya uğraştığı, Baykal’ı bir türlü, Sav’ı bir türlü, çoğu gelir elde etme hissiyatındakileri bir türlü, kimi Ergenekon avukatlığında ısrarlı, kimi liberal ekabirleriyle CHP’nin durumu zor. İlk kez gerekli, ama düzen dışı bir ciddi eylemde bulunan CHP düzen partisi çünkü. Kendi içinden ateş altında olduğu gibi, Erdoğan ve neoliberal büyükleri tarafından da dizayn edilmeye çalışılıyor. Blok ve BDP bedelleri ödenmiş bir mücadelenin ürünleriyken, CHP’nin sırtında “yumurta küfesi var”. O nedenle, eylem gerekçesi ortadan kalkmasa bile “pazartesi yemin edebilir” görünüyor.

evrensel.net
www.evrensel.net