Bu siyasi bir davadır!


08 Temmuz 2011 10:24

Herkes bilir ki onlar, “normal” günlük yaşamlarında bile can ciğer kuzu sarmasıdır; siyasi olarak, çıkar çevresi olarak  “Birlikte yürümüşlerdir karda yağmurda”; aynı derneklerde; aynı kurumlarda, aynı zamanlarda çalışmışlardır, aynı “cemaatin” ferdidirler ama iş resmiyete geldiğinde birbirlerini hiç tanımazlar! “O mu? Yok, ben onu hiç tanımam. O adı bizimkine benzeyen kurumla benim hiç ilişkim olmamıştır!” cevabı her daim hazırda tutarlar.  
Her biri aynı biçimde; “Yoksullara yardım yapacağız. Varsıl olanlardan toplayıp açlıktan, ilaçsızlıktan ölen din kardeşlerimize aktaracağız!” diye temiz duygularla hareket eden Müslüman emekçilerden milyon avroluk bağışlar toplarlar, “reklam” spotları aynıdır, avukatları manevi ve maddi koruyucuları, adları bile bire bir aynıdır. Ama biri falso yapıp yakayı ele verince öteki onu hiç tanımadığını, kendileriyle bir ilişkilerinin olmadığını, sadece ad benzerliği olduğunu ilan ederler. “O Kanal 7 ile bizim sadece ad benzerliğimiz vardır”, “O Deniz Feneri e.V.’dir. Bizimle sadece adı benzemektedir!”, “O para aktarıldı diye kastedilen parti bizimki değildir!”
Deniz Feneri e.V, skandalının, 2 Aralık 2006’da Evrensel tarafından dünyaya duyurulmasının üstünden 55 ay, Deniz Feneri e.V. davasının Almanya’da sonuçlanmasın üstünden de 31 ay geçti.
Bilindiği gibi Almanya’daki mahkeme, “Bu Almanya tarihinin en büyük dolandırıcılık davası”dır diye davayı karara bağlarken, bu davanın asli faillerinin Türkiye’de olduğunu öne sürmüş ve isim isim de bu Eski RTÜK Başkanı Zahit Akman ile Kanal 7’nin yöneticileri Zekeriya Kahraman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Harun Kapıyoldaş’ın adlarını vermişti.
Ve onca ayak sürümeyle, Frankfurt Mahkemesinin kararının açıklanmasından 31 ay sonra bu kişiler ilk kez savcılığa çağırıldılar.
Bu kişiler hakkındaki suçlamalar ve Almanya’da toplanan paranın 8 milyon avroluk bölümünü Türkiye’deki Deniz Feneri’ne aktarıldığı kanıtlandığına göre, bu Türkiye Deniz Feneri’nin de bu dava kapsamına alınması bir zorunluluktur. Dahası dün gazetemizin manşetinde yer alan ve dolandırıcılığı ilk kez kamuoyu önüne çıkaran Almanya Muhabirimiz  Yücel Özdemir’in haberinde dikkat çektiği gibi, Almanya’daki Frankfurt Mahkemesinin kararı referans alınmadan sürdürülmesi de olanaksızdır.
Bu davanın Almanya’daki davanın bir devamı olması ve o davanın kararındaki gerçeklerin dikkate alınması yanı sıra çok önemli bir boyutu vardır. Ki, bu davanın, bir çevrenin kişisel çıkarları uğruna yaptıkları bir dolandırıcılıktan öte siyasi amaçları olan belirli bir siyasi çevrenin çıkarları uğruna yapılmış bir dolandırıcılık olduğu gerçeğidir. Ve davanın onca belgeye, bilgiye karşın bugüne kadar ayak sürünmesinin nedeni de bu “siyasi yanı”dır. Çünkü; Türkiye’de artık başlayacağı anlaşılan dava; Zahit Akman’ın RTÜK başkanlığı ve RTÜK’e kimin ve hangi partinin listesinden seçildiği, Kanal 7’nin kuruluşu, ilişkileri ve yayın çizgisi dikkate alındığında, Türkiye’deki davanın, öyle sıradan bir dolandırıcılık davası olmadığı, olamayacağı hemen anlaşılır. Dahası Almanya’da yapılan dolandırıcılığın camiler ve siyasi ilişkiler kullanılarak yapıldığı, paraların Kanal 7 gibi arkasında kuruluşundan beri siyasi bir odağın bulunduğu, toplanan paraların bir bölümünü “bir siyasi partiye aktarıldığı”na dair güçlü bulguların olduğu dikkate alındığında Türkiye’deki davanın, Almanya’dakinden farklı olarak, bir siyasi karaktere sahip olacağı besbellidir.
Türkiye’deki bu türden arkasında siyasi güçlerin bulunduğu yolsuzluklarla ilgili davaların, siyasi güçler tarafından nasıl provoke edilip engellendiğini biliyoruz. Ve şu da bir gerçek ki, bu davanın bunca zaman sonra bile açılması ancak Almanya’daki mahkemenin çok net biçimde, ad ad vererek şimdi savcılığa çağırılan kişileri işaret eden karadır. Bu yüzden de bu yolsuzluk ve arkasındaki ilişkilerin ortaya çıkması, Deniz Feneri’nin ve onun arakasındaki güçlerin nasıl bir istismarcılık yaptığının ortaya çıkması son derece önemlidir. Ancak bunu bir mahkeme kararı olarak çıkabilmesinin koşulu da kamuoyunun davaya gereken ilgiyi göstermesi, basının çeşitli çıkar hesapları ya da şantajlara boyun eğerek bu davanın saptırılmasına göz yummamasıdır. Aksi halde böyle bir davanın gerçeklere sadık kalınarak yürütülmesi ve az çok adil bir karar vermesi olanaklı olamayacaktır. 

evrensel.net
www.evrensel.net