Stockholm uymadıysa Hotel California verelim


08 Temmuz 2011 09:33

Film seçişleri çeşitli kriterler temelinde olabilmekte, yönetmeni, konusu vs. çerçevesinde yapılabilmekte. Ben; Dustin Hoffman, Robert De Niro, Al Pacino, Jack Nicholson ve Merryl Streep’in rol aldığı filmleri seyretmeyi seviyorum. Bu zamana kadar bu isimlerin rol alıp da, beğenmediğim hiçbir film olmadı.
1980’lerin başı. Beyoğlu’nda Emek Sineması’nın panosunda Al Pacino’nun ismi, sinemaya daldım ve film başladığında adını öğrendim. ‘Dog Day Afternoon’. Oyuncu eleştirmeni değilim ama Al Pacino her zamanki gibi muhteşem. Konusu, bir psikolojik eğilimi ifade etmesi nedeniyle değişik alanlarda kullanılmaya başlanan içerikte. ‘Stockholm Sendromu’. İki soyguncu 1973 ağustosunda Stockholm’de Kreditbanken’i soymaya kalkışıyor, üçü kadın dört kişiyi altı gün süreyle rehin alıyor, polisin müdahalesi ve soyguncuların şiddetinden daha fazla şiddet uygulaması nedeniyle rehinelerin soygunculara sempati duymaya başlamaları. En önemli nokta da, kimse belki müstehcen bulduğu için yazmadı ama ben edep dışına çıkıp söyleyeyim, bir rehine kadının işi soyguncuyla birlikte olmaya kadar vardırması. İşin aslı bu.
Bu kavram 12 Haziran seçimleri sonrasında AKP’ye oy veren seçmenler için kullanıldı ve Başbakan bu ifadelendirmeye tepki verdi. Konuyu uzmanları değerlendirsin. Ben iktisatçıyım ve bu sendromun ülke ekonomisine, dolayısıyla, ülkedeki politika yapıcılarının bu zaman kadar kullanageldikleri iktisadî politika bileşimine birebir uyduğunu söyleyeyim.
Malum olduğu üzere, son bir kaç ay öncesine kadar ülkede oldukça uzun bir süredir yüksek faiz-düşük kur politika bileşimi uygulana geldi. Sıcak para denilen ve yabancıların ülkeye döviz getirip, kısa vadede yüksek faiz kazanarak düşük kurdan yeniden yurt dışına çıkmaları somut bir vakıa. Yararlananlar, yabancılar. Zarara uğrayan, Türkiye Ekonomisi. Aleyhimize olduğunu biliyoruz ama çaremiz yok. (Son birkaç aydır varmış gibi yapıyoruz). Bildiğimiz halde Türkiye ekonomisinin yapısı gereği belirtilen iktisadi politika bileşiminden ayrı düşmemiz imkansız gibi görünüyor. Kurtulmak istiyoruz ama kurtulamıyoruz. Kısaca, tecavüzcümüze olan hayranlığımız hat safhada. Halihazırda da bu sendromdan kurtulmak için kalıcı ve etkin bir iktisadî politika bileşimi uygulama gayretine girmiş de değiliz. Cari açığın yıl sonunda birikimli olarak 80 milyar dolar olacağı tahminleri yapılırken, iktidarın kılı kıpırdamıyor, hâlâ da sıfır faiz sloganları atılıyor, hatta bu günlerde bir adım daha öteye gidilerek cari açığın da ‘teğet geçeceği’ Başbakan tarafından açıklanabiliyor. Olup bitenler Türkiye açısından Stockholm Sendromu’nu devam ettirme zorunluluğunun zımni olarak ifadelendirilmesinde tüm çıplaklığıyla karşımızda, bu sendrom bizim ve ekonomimizin içinde bulunduğu durumu anlatmada ideal.
Gelelim ‘Hotel California Sendromu’na’. Stockholm Sendromu’nda özne yani belirleyici nasıl ki Türkiye, Hotel California Sendromu’nda da başrol yani gelişmeleri etkileyecek olanlar yabancılar. Ekonomideki olası gelişmeler, yabancıların süreç içinde takınacakları tavırda saklı.
Hotel California, Simon and Garfunkel’in bir şarkısının da adı ve sözleri oteli öve öve bitiremiyor. Tüm yıl çalıştınız, yolculuğa çıktınız. Yolculuk nedeniyle de yoruldunuz. Nefes almak üzere bir otel buldunuz, Hotel California’dasınız. Otelin konumu, fiyatı, manzarası, verilen hizmet, kısaca her şey harikulade. Bir gece kalma isteğiniz depreşti. Yeni arkadaşlar edindiniz, gece partileri birbirini izliyor, hatta aşık bile oldunuz.
İşler tıkırında, keyif yerinde. Yorgunluğunuzu atmış durumdasınız ve hatta bunun ötesine geçip, ortam nedeniyle hiç de niyetiniz olmadığı halde soluklanmayı tatile çevirdiniz. Bir iki günlük soluklanma, bir haftalık tatile dönüştü. Ancak, her güzel şeyin sonu gibi, ayrılık vakti gelip çattı. Hazırlandınız, valizinizle Hotel California’dan ayrılmak üzere resepsiyona ulaştınız. Ancak, ortam öylesine mükemmel ki, ayağınız geri gidiyor, bir türlü oteli terk edemiyorsunuz. Zira Hotel California her şeyiyle elan alternatifsiz. Toparlanıyor, odanıza dönüyor ve tatilinize devam ediyorsunuz. Kısaca, yıllardır Türkiye’deki yabancı sermayenin de sürdürmüş olduğu davranış bu. Şimdilik terk ediş söz konusu değil, tatili uzatmak için halen de bekliyor. Elde edilen kazançlar yani karşılıksız edim hâlâ da ülkeyi terk etmelerinin önündeki en önemli engel. Ekonomi açısından işin içyüzü bu.
Siyasi açıdan Stockholm Sendromu ifadelendirmesi rahatsız etti, o zaman Hotel California Sendromu verelim. Bakalım buna da kızılacak mı? Ancak, madalyonun iki yüzünün olduğu ve ikiyüzlülüğe cevaz vereceği unutulmamalı.
Selam Ola.

evrensel.net
www.evrensel.net