Bundan sonrası çok daha önemli


17 Şubat 2011 02:17

Sonunda Hüsnü Mübarek gitti! Gittikten hemen sonra, çeşitli ülkelerden yapılan açıklamalara bakılırsa, Mübarek’in şu koca dünyada bir tek “gerçek dostu” yokmuş!
30 yıldır kucağında oturup sırtında taşıdıkları, bir dediğini iki etmedikleri, uzun geceler birlikte muhabbet edip dertleştikleri, ... ne kadar “dost bildiği”, “kardeş bildiği” varsa, tümü sıraya girip, “Despot, gitti iyi oldu!” diye açıklamalar yaptılar. O bütün dünyanın lanetini göze alıp uğruna suikastlardan döndüğü İsrail bile, “Gelenler 1979 Mısır-İsrail anlaşmasını sürdürecekse Mübarek’in gitmesinin bizce de sakıncası yoktur” demeye gelen açıklama yaptı.
Hani bazı durumlar vardır; “Söyleyene değil söyletene bak” denir ya; şimdi Mısır’da bunu yaşıyoruz. Mübarek’in halkın lanetiyle yıkılıp gideceğini anlayanlar; Mübarek dostları, Mübarek’le kalarak Mısır’da kendi çıkarlarını koruyamayacaklarını anlayanlar hızla “Mübarek gitsin!” kuyruğuna girdiler. Özellikle de son günlerde meydanlarda toplanan halk yığınlarına işçilerin grevleri de eklenince, artık “Henüz kaçacak bir yer varken Mübarek’in kaçması gerektiği” anlaşıldı. Aksi halde yarın kaçamayabilirdi de; dahası Mısır’da devrimin daha radikal çizgiye evrilmesi de söz konusu olabilirdi! Bu yüzden de cuma günü sabah saatlerinde Mübarekçi olan ordu öğleden sonra namlularını Mübarek’in sarayına çevirdi.
Şimdi; Mübarek’e de saygıların bildirmeye devam eden Mısır Ordusu, “Yüksek Askeri Konsey” iktidara el koymuş bulunuyor.
Mısır ordusunun her bakımdan Mübarek’in ordusu olduğu konusunda hiç kimsenin şüphesi olmadığı gibi, Mübarek’in bütün suçlarında ve 30 yıllık sıkıyönetim uygulamasında Mısır ordusu elbette birinci dereceden sorumludur. Ve bundan sonraki, en azından eylüle kadar olan dönemde de, halkın tepkilerini asgariye indirmek ve halk güçlerini dağıtmak için elindeki her imkanı kullanacağından şüphe edilemez.
Kuşkusuz ordunun yönetime el koymasından en memnun olan ABD ve İsrail olmuştur. Çünkü böylece bu iki ülke Mısır’la ilişkilerini “eskisi” gibi götüreceği bir gücü iş başına getirmiş; yeni yönetimin oluşturulması ve bu yönetime nüfuz etmek için zaman kazanmışlardır.
Öte yandan da halk yığınları için belki “özgürlükler” biraz genişleyecektir ama “ekmek ve iş” talebine yönelik, işçileri ve halkı tatmin edecek herhangi bir gelişmenin olması ise son derece güçtür.
Eğer ordunun iktidara el koyması, Mısır halkının isyanının yol açtığı gelişmeler olmasaydı; olanlara bakıp “Mısır’da yeni bir şey yok. Rejim yerli yerinde üstelik de asker duruma el koyan bir darbe yaptı. Yani durum daha da vahim!..” derdik.
Ama bu gelişmelerin arkasındaki halk isyanı; onun sistemin temellerinde yarattığı ağır yıkıntı dikkate alındığında iktidarda şu anda kimin olduğu elbette önemsiz değildir ama “ikincil”dir. Bundan sonraki süreci belirleyecek olan da halkın taleplerinde ısrar etmesi; yeni anayasa ve yeni düzenin oluşturulmasında kendi ağırlığını koyacak biçiminde müdahale edip edememesidir.
Evet, Mısır’da ve pek çok Orta Doğu ülkesinde “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır” ve hiçbir şeyi eski düzen varmış da hükümetler, ordular onun üstünde hareket ediyor gibi görmemek gerekir.
Kuşkusuz bütün bu halk isyanına karışan ordu ve Mübarek rejiminin diğer kalıntıları; eski rejimi restore etmek için ellerinden geleni yapacaktır. ABD yönetimi, çıkarlarını daha ileriden koruduğu ve ama halkın da taleplerinin gözetilmiş gibi yapıldığı bir düzen kurmak (*) için uğraşacaktır. Batılılar İsrail ve gerici Orta Doğu rejimleri, ABD’nin etrafında onun gözüne girmeye çalışmaya devam edeceklerdir. Ancak, “Halkın kazanımlarının çalınmasını önleme”nin tek yolu halkın uyanıklığını koruması; Mübarek’in gitmesinde gösterdiği ısrarı, kendi ekmek, iş ve özgürlük talepleri için, ABD’nin ve İsrail’in Mısır üstündeki hegemonyasını kırıp bağımsız bir Mısır’a ilişkin talepler için de gösterdiği ölçüde düzenin restorasyoncuları ve “reformcuları”nı püskürtebilir. Bunu son 15 günde göstermiştir.
Yıllara sığmayacak ama son 15 güne sığan gelişmeler göstermiştir ki; Mısır’da devrimin ilerlemesinin iki önemli gücü vardır:
1- Emeği ile geçinen işsizlik, yoksulluğun pençesinde kıvranan Mısır halkı ki, meydanları o doldurmuş, Mübarek’i o kuşatmaya almıştır.
2- Mısır işçi sınıfı ki, elbette sendikaların ve sendikal bürokrasinin mengenesinden kurtulup devrime katılımı son anda gerçekleşen ama gerçek bir devrim için olmazsa olmaz olduğunu da göstermiştir. Nitekim ancak grevlerin yayılmasıyla Mübarek artık geleceğinden umudu kesip kaçmıştır.
Bundan sonra Mısır’ın ileriye doğru gitmesinin, Mısır deviniminin ilerlemesinin iki temel dinamiği bu iki güçtür. Ve bu iki güç kendi rolünü oynadığı sürece, iktidarın bir süre için şu klikten bu kliğe geçmiş olması ilerlemeyi biraz yavaşlatsa da engelleyemez.
Evet Mısır’da halkla; düzenin restore ya da reforme edilerek devamcıları arasında bir mücadele dönemine girilmiştir.
Henüz olmuş bitmiş bir şey yoktur ve Mısır halkı ve işçi sınıfı, deneyimlerinden ders çıkararak örgütlenip taleplerinde ısrar eden bir hatta yürümeyi başarırsa Mısır devrimi ilerleyecektir. Bu yüzden de bugüne kadar olanlar elbette önemlidir, ama bundan sonra yürünecek yol çok daha önemli olacaktır.
(*) Bu vesileyle belirtelim ki, “yandaş basın”da “Mısır’a Türkiye modeli” olarak öne çıkarılan model; halkı Müslüman, Amerikan ulaklığında kararlı ve ekonomisi batı emperyalizmine entegre edilmiş ülke demektir ve bu bir Amerikan dayatmasıdır. AKP bununla övünüyorsa, kendisine hayırlı olsun!

evrensel.net
www.evrensel.net