Tefekküre devam


26 Şubat 2011 22:25

Tunus, Mısır, Yemen, Bahreyn, Filistin ve Libya’da halk hareketleri aniden yayılma eğilimi gösterdi. Yayılma istidadının bir kanıtı, bazı devletlerin kapıldığı panik. El-Cezire’nin büro faaliyetleri, bu şirketin Arapça, İngilizce televizyon yayınları El-Fetihin yönettiği Filistin’de, Kuveyt’te, Fas’ta, ABDde ve Kanada’da yasaklanmış bulunmaktadır. Çin medyası Arap dünyasındaki ayaklanmalarını Çinlilere bildirmekten men edilmiştir. Çin devleti Mısır’daki ayaklanma esnasında Çinlilerin internette ‘Mısır’ kelimesiyle arama yapmalarını da teknik olarak engelledi.
Pakistan asıllı İngiliz yazar Tarık Ali, Arap ülkelerindeki hareketlenmeyi “Arapların 1848’i” olarak nitelemiş (Radikal 25 Şubat). 1848 diyerek, o yıl Avrupa ülkelerinde bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm talepleriyle yayılan devrimci ayaklanmaları kastetmektedir. 1848, Avrupa’da emekçilerin, demokrat ve sosyalistlerin başlatıp 1970lere kadar devam ederek dünyaya yayılan siyasî ve sosyal hak mücadele döneminin başlangıcı olarak görülebilir. “Arapların 1848’i” benzetmesi, mevcut hareketlenmenin dünya emekçilerine yayılacağı iyimserliğini de ifade edebilir, bir buçuk asır evvelki taleplerin hâlâ gündemde olmasına hayıflanmayı da ifade edebilir.
Halk yoksulluktan işsizlikten alenî olarak yakınmağa başladığında, rejim göstericilerin üzerine kolluk güçlerini saldığında, hükümeti devirmek ve temsilî demokrasiye geçmek halkın önceliği hâline gelmektedir; diğer talepler arka planda kalmaktadır. Tunus, Mısır ve Libya’da olaylar böyle gelişmektedir. Bu sebeple rejim değişince bir rahatlama sağlamaktadır. Ondan sonra yeni kurumsal düzenleme altında (yeni anayasa vs. ile) kurulacak yeni hükûmetler halkın sosyal adalet talebini karşılaması, halkın mücadele etmeğe devam etmesine bağlıdır.  Ancak kapitalizme almaşık bir toplumsal düzen projesi etrafında birleşmiş bir halk hareketi sosyal adaletsizlik sorununu çözme hedefine doğru ilerleyebilir.
Tunus, Mısır ve Libya’da dile getirilen “İş istiyoruz, istihdam edilmek istiyoruz” talebi bir yere varmaz. Bu talep pekâlâ “Bize iş verecek daha çok işveren istiyoruz; şirket kurmayı kolaylaştırın!” şeklinde tefsir edilebilir. Sosyal adaletsizliği artıran çeşitli politikalara bahane edilebilir. Bunun yerine “Gelir dağılımında, bölüşümde, refahta eşitlik istiyoruz” talebi siyasî mücadelede anlamlı bir hedef ifade eder.
Libya’daki iç çatışmalar üzerine petrol fiyatı yükseldi. Bu Libya’nın petrol ihracatının kesilmesinin etkisi olamaz, çünkü Libya’nın ihracatı dünya toplamında cüzi. Şu anda petrol fiyatını artıranlar petrol borsalarındaki spekülatörlerdir. Petrol fiyat beklentileri üzerinde kumar oynayan şirketlerdir. Ancak petrol fiyat artışı ekonomileri etkiledikçe burjuva medyası petrol fiyat artışının kabahatini ayaklanan, haklarını arayan Arap halklarına yükleyerek kendi emekçilerinde Arap halklarına düşmanlık duygusunu körükleyecektir.
Ne var ki, halk ayaklanmalarının siyasî netice verdiği ülkelerde teşekkül eden yeni iktidarların, toplumlarının talepleri doğrultusunda petrol fiyatlarını yüksek tutacak politikalar izlemesi de mümkündür.
Petrol fiyatı, dünya ekonomisinde önemli bir iktisadî etkendir. Petrol hem enerji kaynağı, hem de birçok kimyevî maddenin ham maddesidir. Mevcut kapitalist sistem yoğun petrol tüketimine dayanmaktadır. Petrol fiyatı yüksek seviyede kalırsa, petrol ithal eden ülkelerde burjuva sınıfları artan petrol maliyetini emekçilere yükleyecektir. Ücretlerimizin maaşlarımızın satın alma gücü eriyecektir. Buna boyun eğecek miyiz? Araplara, petrol ihraç eden ülkelere karşı kışkırtmalara kapılacak mıyız? Yoksa yoksulluğun, adaletsizliğin gerçek sebebi, iktisadî düzen üzerine mi gideceğiz? Cevabını hep beraber vereceğiz.

evrensel.net
www.evrensel.net