Tufeyliler meselesi


26 Şubat 2011 22:25

 Kirvem,
Tarihçilerin yazıp çizdiklerine bakılırsa şu köhnemiş alemde bir zamanlar develer tellal, kalburlar saman içindeyken, keza delik demir icat edilmediği için mertliğin de bozulmadığı o dönemlerde dünyanın ahvali, gidişatı, şu sıralar gelip gelip eşiğine dayandığımız bu milenyumlu yıllara göre hayli farklıymış...
Eskiden at sırtında veya tabanvayla gidilen üç aylık yol, teknolojinin her geçen günün ardından dev adımlarla gelişmesiyle, gari bu tür mesafeler şimdilerde neredeyse “çocuk oyuncağı”ndan farksız, nitekim gözünü yumup açıncaya kadar dünyanın bir bucağındaki “menzil”ine kuş misali şıp diye konuyorsun…
Bir zamanlar aynı kıtada, aynı coğrafyada yaşadıkları halde birbirlerinin “huyuna-suyuna”,  neredeyse tümüyle “yabancı” olan ülkeler ve onların halkları, deyim yerindeyse sadece kendi “çöplük”lerinde eşinip, kendi göbeklerini kendi bildikleri yöntemlerle kesip, dolayısıyla kendi başlarının çaresine şu veya bu minvalde bakarken, daha sonraları köprülerin altından akıp giden sularla birlikte “devran” değiştikçe, ya da bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, çoğunluğu da “gavur icadı” olan ve akıl almaz boyutlarda, hemen her alanda doludizgin  mesafe kat eden teknolojinin “dayatma”sı sonucunda birbirleriyle ister istemez hem iletişim kurdular, hem de dolaylı yollarla da olsa yakınlaşıp bir bakıma komşu oldular…
Böylece mesela Kanada’da eksi bilmem kaç derece soğukta üşütüp öksürüp aksıran adamın görüntüsünü, dünyanın dört bucağındaki televizyonlardan anında izleyip duyarken, veya az gelişmiş, açlık sınırını çoktan sollamış ülkelerin yoksul halklarının, kemikleri sayılırcasına zayıf, gözlerinin feri gitmiş, yarı çıplak bedenlerinin her yanı sineklerin istilasına uğramış çocuklarının içler acısı durumunu, yine “ekran”lara yansıyan “kare”ler sayesinde seyredip, bu manzaralar karşısında çoğunlukla kılımız dahi kıpırdamadığı gibi, ayrıca şu son günlerde WikiLeaks sızıntıları sonucunda kimlerin elinin kimlerin cebinde fırdolayı dolandığını, kimlerin ne tür hinoğluhince hesaplar peşinde koşuşturup, ne biçim dümenler çevirdiğini bir nebze de olsa daha iyi çakozlarken, beri yandan “ay dede”nin sakalını sıvamak uğruna bunca “yeşil dolar” harcadıktan sonra üç kaya parçasına toslayıp, yanı sıra hatıra babında iki çakıl taşıyla döner dönmez, hemen akabinde sil baştan kolları sıvayıp diğer feşmekan gezegenlere göz kırptığımız şu son yıllarda, gelinen noktada ayan beyan görünen o ki; bir taraftan teknolojinin “nimet”lerinden yararlanıp, yeni “macera”lara, ilerdeki “yıldız savaşları”na doğru kapı aralarken, öte taraftan da en üstün teknolojiye, dolayısıyla onun bahşettiği en üstün “bilek gücü”ne sahip olan devletlerin “boru”ları daha tiz perdeden öterken, aynı zamanda da kendi keyiflerince “dikte” ettikleri “fetva”ların neredeyse tümü de, şu cavalacoz dünyada sanki  “Kanun hükmündeki kararname” niteliğinde!
Nitekim şunun şurasında iki ay öncesinde Tunus diyarlarında başlayan, oradan Mısır, Libya derken Afrika’nın kuzeyinden yola çıkıp giderek Orta Doğu’ya doğru dümen kıran ve temelinde “muktedir”lere, onların zorbalıkla sürdürdükleri “iktidar”larına karşı halkların neredeyse benzer, yekpare bir davranışla “has..tir!” babında  sergiledikleri görüntülere bakılırsa, anlaşılan o ki, bir zamanlar bizatihi kendi halklarının ümüğünü sıkıp, her türlü madrabazlıkla istifledikleri “hazine”lerini toparlayıp kaçacak delik arayanların acınacak halleri, içine düştükleri “süfli” durumları ibreti alem misali halka halka yayılırken, bu arada “taç”larını, “koltuk”larını kaybedenlerin ardından, en azından “insan”lık adına yumurtlayacak iki kelamları varsa, bunu da öncelikle Sam Amca’nın ağzının içine bakıp, ondan sonra kendi reel “politika”larını oluşturmayı daha “akıl”cı bulan diğer “devletlu”ların, onların yandaş”larının, aynı çanaktan beslenen tufeylilerin hali de bir o kadar acınacak durum mudur, bilemiyorum Kirvem!..

evrensel.net
www.evrensel.net