Zorba, yasa ve halk


06 Temmuz 2011 09:51

18 yıldır Madımak’ta, 18 yıl önce devlet kurumları ve güçlerinin koruması ve kollaması altında-istihbarat örgütlerinin tetikleyiciliğiyle gerçekleştirilen vahşi cinayetlerin kitlesel protestosu yapılır. 18. yılda, ülkede “ileri demokrasi” gerçekleştireceğini iddia ederek halk desteği isteyen hükümet, polis kuvvetlerini, “temsil etme” iddiasında bulunduğu “halk”ın, kendi politikası, inancı, ideolojisiyle birleşmeyen bölümüne karşı seferber ederek gaz bombaları ve zırhlı araçlarla anma toplantılarını engellemeye kalkıştı. Gerekçesi “provokasyon” ve “Çıkma ihtimali yüksek olayları önlemek”ti(!)
Sivas’taki dumanlı-gazlı-sis bombalı, kalkanlı, coplu iktidar saldırısıyla ve bu saldırının gerekçesiyle bundan çok kısa bir süre önce, İstanbul gibi bir büyük kentin merkezinde binlerce işçi, emekçi, aydın, genç ve kadının üzerine polis birlikleri, gaz bombaları ve panzerleri süren vali ve hükümet yetkililerinin gerekçesi hemen hemen aynıydı.
Bu gerekçe artık çok tanıdık, çok duyulan, hükümet başta olmak üzere yönetici kurum ve güçlerin onların politikalarına karış tutum alan halk kesimlerine karşı, hak ve talepleri için mücadeleye yönelen kitlelerin üzerinde baskı kurmak ve eylemlerini polis-asker gücüyle bastırmak için kullanıla kulanıla hiçbir inandırıcılığı kalmamış bir hak gaspı kalkanı haline gelmiştir. Sadece bu da değil;  “Provokasyona izin vermeyeceklerini” söyleyerek işçi ve emekçilerin kendi hakları ve talepleri için mücadeleye yönelen, bunun örgütlü gücünü oluşturmaya çalışan kesimlerine karşı elleri altında tuttukları örgütlü şiddet güçlerini harekete geçirenlerin bu saldırılarına zemin yaratmak için provokasyonu kendilerinin gerçekleştirdikleri binlerce, on binlerce kez kanıtlanmıştır. 77 1 Mayıs katliamından Maraş-Çorum ve Sivas toplu cinayetlerine kadar kitlesel can kaybının ve büyük maddi ve manevi yıkımların yaşandığı hemen tüm olayların altından devletle ilişkisi bizzat olaylarda görev almış/görevlendirilmiş devlet provokatörlerinin itiraflarıyla açığa çıkmıştır.
İşte Ayhan Çarkın bar bar bağırıyor! JİTEM’ci caniler birbiri ardına gazetelere açıklamalarda bulunuyorlar. “Özel Kuvvetler”de görevli olarak gerçekleştirdikleri eylemleri “MGK’nın bilgisi dahilinde”, Doğan Güreş, Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Veli Küçük gibi isimlerin yönlendirmesi/örgütlemesiyle yaptıklarını söylüyorlar.
Peki, burjuva muhalefete dahi tahammül göstermeyen, siyasal parti fraksiyonlarının kendisi gibi düşünmeyen yöneticilerinin inançlarından etnik kökenlerine dek farklılıklarını “suç” nedeni olarak göstermeye kalkışacak kadar pervasızca hareket etmeyi kendine hak sayan yürütme erkinin başındaki kişi ve kişiler bu itiraflar, halka ve mücadelesine karşı bu provokasyon örgütlenmelerine ve onların yönetici ve tetikçilerine karşı ne yapıyorlar?  “Bin operasyon yaptık” diyen, “Ne yapmışsak devlet için, devletin bilgisi dahilinde yapmışız” diye de adres gösteren Ağar ile, “Listeleri elimizde, hesap soracağız” diye ilan etmesiyle birbiri ardına katledilen Kürt “iş adamları”nın yok edilişine katılan Çiller ve onun “tak-şak paşası” “ileri demokrasi”nin “nimetleri”nden yararlanmaya devam ediyorlar. “Hükümete karşı darbe planladılar” diyerek birbiri ardına “asker operasyonları” düzenleyecek ve generalleri birbiri ardına tutuklayacak kadar güç sahibi olan hükümet ve onun yargıçları, işçilere, emekçilere, Kürtlere, Alevilere, gençlere, aydınlara karşı binlerce cinayetle sonuçlanan saldırı ve provokasyonları gerçekleştiren mekanizmanın başındakilerle can-ciğer. “Faili meçhul-aslında belli-cinayetleri araştırma” önergelerini Meclis çoğunluğuyla reddeden de odur!
Zorbalık meşruluk kılıfı giyinmiştir ve sermayenin halk üzerindeki sınıf diktasını “yeşil renk”li giysileriyle daha popüler kılma savaşındadır. O hakim olandır, tabi olan-tebaa olmayı kabullenen, yağmadan nemalandırılacak, muhalifler ise şiddet ile bastırılacak, provokasyonlarla dağıtılacak, zemheride buza atılacak, cehennem sıcağında fırınlara! Ya ‘Ateşten gömlek giyilecek’ ya yerlerde sürünülecektir!
AKP ve hükümeti bir sınıf zorbalığını ve onun iktidar olarak örgütlü şekillenişini temsil ediyor ve bunu “millet iradesi” olarak gösteriyor. Sermayenin ve uluslararası tekellerin çıkarları hukuksal-politik ve sosyal içerikli yasalara dönüştürülmüş ve halka dayatılmıştır. Halkın içinden bu zorbalığa karşı gelişen tepkilerle örgütlü mücadeleleri provokasyon tehdidiyle engellemeyi başaramadığında da, polis-asker silahlı devlet gücünü halkın uyanış içindeki ve mücadeleye yönelmiş şu ya da bu kesiminin üzerine sürüyor. Ardından da “Biz yasaları uyguluyoruz, burası kanun devletidir” söylemiyle uyguladığı şiddeti ve onun kurum ve güçlerini yasal koruma altına alarak meşrulaştırmaya çalışıyor.
Bu, sermaye çıkarlarını koruma amaçlı zorun, hükümet eliyle “yasa” korumasına alınarak meşru kılınmasıdır. O egemendir ve egemen gücün temsilcisidir. Binlerce örneğinde görüldüğü üzere salt yasalarla, meşru olan yol ve yöntemlerle yetinmeyen, onlarla kendini sınırlamayan ve gizli-açık provokasyon, saldırı ve sindirme kurum ve güçleriyle donanmış/donatılmış bir sınıf iktidar aygıtının olanaklarıyla teçhiz olmuştur. Yüzyılların ön yargılarıyla şekillenmiş düşünce ve alışkanlıkların gücüne, başka halklara ve uluslara karşı şovenist duyguların kışkırtılmasına, inanç; mezhep ve din farklılıklarının istismarına dayanmakta; bunları kapitalist sömürü çarkının sağladığı avantaları pay etmenin örtüsü olarak kullanmaya çalışmaktadır.
Burjuva iktidarları ve hükümetleri, politikalarını yasal meşruiyet şemsiyesi altına alarak, sermayenin işçi sınıfı ve tüm emekçiler üzerindeki diktatörlük sistemi olan yönetim tarzı ve sistemini “meşru” ve “halk iradesinin temsilcisi” olarak gösterirler. Bu “meşum” gerekçe, kendi hakimiyetlerini kuvvet gücüyle yasallaştırmış ve bu yasal örtü altındaki güç iktidarı ve dayatmasını “Milli iradenin tecelli şekli” olarak pazarlamada başarı sağlamış tüm zorba iktidarların kitleleri ikna araçlarından biridir. AKP, din istismarı, mezhep ayrımcılığı, Kürt düşmanlığı, işçi ve emekçi karşıtlığı üzerinden en pervasız şekilde sürdürmesine karşın, bunu “milletin isteği”yönünde, “millet iradesi”ne uygun düşecek şekilde yaptığını propaganda ediyor. Bu propagandada başarılı olduğu da görülüyor.
Durumun değişmesi kuşkusuz toplumsal gerçeklerin bu gerçeklerle çevrili olarak yaşayan yığınlar tarafından daha net ve tüm bağlantılarıyla görülmesine de bağlıdır. Emekçiler içinde ve onların kendi durumlarının ve mevcut baskı ve sömürü koşullarından çıkışın yol ve araçlarını görmelerine yardımcı olacak bir aydınlatma ve örgütlenme faaliyeti ne kadar başarıyla sürdürülebilirse, sermayenin bu son yıllardaki en gaddar politik temsilcisinin meydan okuyucu baskı çemberi de o kadar çabuk kırılır. Bunun sadece hazırlayıcı koşulları değil, geliştirici-değiştirici etken ve araçları da bugün düne göre daha olgun ve uygundur.

evrensel.net
www.evrensel.net