Türköne’ye bir soru...


05 Temmuz 2011 10:28

“Başbakan ‘Tükürdüklerini yalayacaklar’ derken sorunu çözümsüzlüğe mahkum etmiyor. Kurduğu siyaset oyununu oynuyor. Sorunu Başbakanın kucağına bırakan CHP’ye dönüp, ‘Alın bu krizi çıkardığınız gibi çözün’ cevabını veriyor. CHP, Başbakanın bu krizi, hükümet etme sorumluluğunun gereği olarak çözeceğini varsaymıştı. Başbakan ise çözmek yerine tırmandırıyor. Peki, neye güveniyor?
Başbakan, kendi eseri olan ve kendisine güç veren istikrara güveniyor. Ekonominin dengeleri sağlamsa, istikrarlı ise müteşebbis kolaylıkla risk üstlenir. Yüzde 11 büyüyen bir ekonomi risk faktörünü azaltır. İstikrarını oluşturmuş bir siyasi düzende Başbakan da tıpkı müteşebbisler gibi risk üstleniyor. Farkı anlamak için bir mukayese yapalım. Aynı kriz 2002 veya 2007 seçimlerinden sonra çıksaydı, Başbakan ‘Tükürdüklerini yalayacaklar’ der miydi?
Türkiye siyasi istikrarı istisna olmaktan çıkardı ve kalıcı hale getirdi. Başbakan altındaki sağlam zemine basarak siyaset yapıyor. CHP ise yeni durumun farkında olmadığı için kendi kazdığı kuyuya düşüyor.”
Mümtaz’er Türköne, önceki gün Zaman gazetesinde “Tükürdüğünü yalamak” başlığıyla yayınlanan yazısında böyle diyor.
Bu durumda bizim de sormamız gerekiyor: Müteşebbis refleksleriyle kurulan bir siyasette kaç paralık bir etik değer olabilir? Ekonominin dengeleri üzerinden yapılan bir risk analizinin yön verdiği bir siyasette, borsada “istikbal” vaat ettiği düşünülen herhangi bir kağıt kadar nakit değeri olmayan, beklentiler, talepler, umutlar kendine nasıl bir yer bulabilir?
Örneğin, Mümtaz’er Türköne’nin yazısının hemen yanında, Şahin Alpay’ın “Barış için altın fırsat” başlığıyla yayımlanan yazısını ele alalım. Yani örneğimiz Türköne’ye de yorulma ‘riski’ yaratmayacak kadar “ekonomik”, hemen yanı başından bir örnek olsun.
Şahin Alpay, yazısına “Hasan Cemal, geçen ayın son günlerinde, iki yıl aradan sonra yeniden Kandil’e gitti” diyerek başlıyor. Devamında da Hasan Cemal’in Murat Karayılan ile yaptığı röportajda Karayılan’ın söylediği şu sözleri aktarıyor: “Türkiye artık barış, çözüm istiyor. Toplum Kürt sorununa öcü gibi bakmıyor... Türkiye bu noktaya geldi... Bugün gelinen noktada yeni bir anayasaya ve adil bir iç barışa ihtiyacı var. Barış ve demokrasiyle birlikte Türkiye ekonomik olarak daha çok büyür, zenginleşir. Ve Orta Doğu’ya emsal olur...”
Yani Karayılan aslında Mümtaz’er Türköne ve Başbakan Erdoğan’ın anladığı dilden de mesajlar vererek, Kürt sorununun çözülmesi halinde  “Türkiye ekonomik olarak daha çok büyür, zenginleşir. Ve Orta Doğu’ya emsal olur” da diyor.
Şahin Alpay, yazısına şöyle devam ediyor: “Karayılan şunları da söylüyor: ‘2011 çözüm yılı olmalı. Yoksa direniriz... Biz artık sorunu şiddetle çözmek istemiyoruz. Silahı devre dışı bırakmak istiyoruz. Bölücü değiliz. Türkiye’yi bölmek istemiyoruz... Başbakana, siyaset kurumuna, devlete seslenmek istiyorum: Biz Türkiye’nin gönüllü birlikteliği temeli üstünde barış yapmak istiyoruz... Çok kritik bir kavşaktayız. TBMM tatile girmeden önce milletvekili krizi ve yeni anayasa konusunda olumlu bir tavır benimserse, barış sürecini derinleştirir, kalıcı kılar... Öcalan bundan bir ay önce devlete üç protokol verdi... Bu üç protokolün öngördüğü yol haritası, Kürt sorununda yeni bir açılımdır. Demokratik anayasal çözüm sürecinin başlatılması ve şiddetin tümden devre dışı bırakılması, yani barış açısından çok önemli bir açılım...’ Karayılan Başbakan Erdoğan’a şöyle sesleniyor: ‘Şimdi toplumsal barışın kapısını açmak Başbakan Erdoğan’ın elindedir... Bugün böyle bir tarihsel liderliğe ihtiyacı var Türkiye’nin. Bunu gerçekleştiren lider, tarihe geçer...’ “
Görüldüğü gibi Mümtaz’er Türköne’nin Erdoğan “goygoyculuğu” ile sınırlı “istikrar” muhasebesi ve analizinin hemen yanında Şahin Alpay, bunları yazıyor ve aynı yazıda, Erbil’de Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin iki numarası Neçirvan Barzani’nin Hasan Cemal’e yaptığı açıklamalardaki şu vurguyu da aktarıyor: “Ankara PKK realitesini görerek, bu realiteyi kabul ederek barışı planlamalı.”
Şimdi soralım: Mümtaz’er Türköne’nin “ekonomik ve siyasi istikrar” analizi Erdoğan’ın bu gerçekliği kabul ederek adım atmasına açık mı, değil mi?
Eğer değilse kaç para eder?

evrensel.net
www.evrensel.net