03 Temmuz 2011 09:38

‘Komşularla Sıfır Sorun’a ne oldu?

Paylaş

Ortadoğu’daki sorunları barışçıl yollardan çözeceği mesajlarını veren Obama’nın ABD Başkanı olduğu dönemde Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na Davutoğlu getirilmişti. Obama, Türkiye’yi Bölge’nin “lider ülkesi” ilan etmiş; yazdığı makalelerde Türkiye’nin ‘Yeni Osmanlı’cı politikalarla Bölge’de liderlik yapmasını savunan Davutoğlu, bu politikayı uygulamak üzere göreve çağrılmıştı. Davutoğlu döneminde dış politikada özellikle “komşularla sıfır sorun” söylemi öne çıkmıştı. Çünkü komşularını düşman olarak gören bir Türkiye’nin Bölge’de liderlik yapması mümkün değildi. Bu temelde İran ve Suriye ile yeni anlaşmalar yapıldı. “Ermeni açılımı” gerçekleştirildi. Irak’ta Kürt Federe Yönetimi’nin Erbil kentinde başkonsolosluk açıldı. Özellikle Arap dünyası için büyük önem taşıyan Filistin meselesinde İsrail’e karşı sert bir tutum ortaya kondu. Artık Türkiye, Irak’ta yeni hükümet kurulması görüşmelerinden, İran ile arabuluculuğa, Lübnan’daki iç karışıklıktan Mısır’daki halk ayaklanmasına kadar Bölge’deki her gelişmede söz sahibi bir ülke görünümü veriyordu. Dün Osmanlı’nın at koşturduğu topraklar bugün Türkiye’nin (Yeni Osmanlı’cıların) söz sahibi olduğu bir coğrafya haline gelmişti.
Gerçekten öyle miydi?
Öncelikle İsrail’le kontrollü bir gerilim politikasına ABD de ses çıkarmıyordu. Çünkü Erdoğan’ın geliştirdiği söylemlerin Türkiye’nin Bölge’deki güç ve etkisini arttırmasına hizmet ettiği görülüyordu. Öte yandan Yeni Osmanlı’cıların Bölge’deki meseleleri çözmek üzere gündeme getirdikleri bütün politikalar ABD’nin çıkarlarına hizmet ediyordu. Bölge’nin “lider ülkesi”nin Cumhurbaşkanı Gül, Başbakanı Erdoğan ve  Dış İşleri Bakanı Davutoğlu Bölge ülkelerine ziyaretlerinde sorunların çözümü konusunda “abilik” yapıyor görünürken aslında ABD politikalarının ‘ulak’lığını yapıyorlardı. Her biri adeta ABD’nin birer büyükelçisi gibi çalışıyordu. Hatırlayalım, Cumhurbaşkanı Gül 2009’da “iyi şeyler olacak” açıklamasını nerede yapmıştı? İran uçağında. Üstelik ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’un Türkiye ziyaretinin üzerinden daha 48 saat bile geçmemişken! Aslında Erdoğan’ın Davos çıkışından sonra Arap ülkelerinde bir kahraman gibi posterlerinin taşındığı dönemde bile Yeni Osmanlı’cı dış politikanın göründüğü kadar parlak sonuçlar aldığı söylenemezdi. İran, arabuluculuk teklifini kabul etmemiş, Irak’ta Mart 2010’da yapılan seçimlerden sonra Sünni’lerin etkin  olacağı bir hükümet girişimi İran’ın Şii-Kürt ittifakına yenilmiş, yine Lübnan’da Harriri’nin başbakanlığında bir hükümet için bizzat Erdoğan’ın çeşitli girişimlerde bulunmasına rağmen İran ve Suriye’nin desteklediği Hizbullah’ın ağırlıkta olduğu bir hükümet kurulmuştu vs…
İşte böylesi bir dönemde Arap dünyasında patlak veren ayaklanmalar, Yeni Osmanlı’cıların ABD politikalarının taşeronluğunu Bölge ülkelerine “abilik” görüntüsü altında sürdürmesine artık olanak tanımayacak gelişmeleri beraberinde getirdi. Türkiye, Batılı emperyalistlerin “demokrasi” ve “özgürlük” talepleriyle ayaklanan halkları yedeklemek ve Kaddafi’den kurtularak Libya’yı emperyalist-kapitalist zincire sorunsuz bir şekilde bağlamak için gerçekleştirdikleri NATO operasyonunun merkez üssü yapıldı. Daha dün “Yüksek Düzey Stratejik İşbirliği Anlaşmaları” yapılan Suriye’ye karşı  ABD ile ağız birliği içerisinde ‘tampon bölge’ oluşturmak üzere müdahale edilebileceği tehditleri yapılmaya başlandı. Özellikle Esad rejimine ‘özerklik’ taleplerini ileten Suriye Kürtlerinin bu talebinin gerçekleşmesi olasılığının önüne geçmek için Türkiye’nin elinden geleni yapacağı açık.  Öte yandan İran da  bu gelişmelere sessiz kalmayacağını, Suriye’ye saldırı halinde Türkiye’deki NATO üslerine saldırı düzenleyeceğini açıkladı.  Bu arada bu kamplaşmayı tamamlayan bir diğer gelişme de İsrail cephesinde yaşandı. Önce Erdoğan,  Gazze’ye tekrar gönderilmesi gündemde olan  Mavi Marmara gemisinin gönderilmeyeceğini açıkladı. Ardından  İsrail Başbakanı Netanyahu Erdoğan’ı “seçim zaferi” nedeniyle kutladı. Şimdi İsrail’in Türkiye’den Mavi Marmara saldırısı nedeniyle özür dileyip tazminat ödeyebileceği konuşuluyor. Zaten yeni Mısır hükümetinin Filistin’de ‘birlik hükümeti’nin kurulmasına ön ayak olması, öte yandan Gazze’deki Refah sınır kapısını açması, Erdoğan’ın bu konudaki kuru açıklamalarını artık anlamsızlaştırmış, inisiyatif Mısır’ın eline geçmişti.
Gelişmeler ABD-Türkiye-İsrail ekseninin yeniden öne çıkacağı bir döneme girdiğimizi gösteriyor. Bu eksenin bir ‘şer ekseni’ olduğu bilinmez değildir. Bu ‘şer ekseni’nin savaş politikalarına karşı Bölge’nin bütün mazlum halkların birlik ve mücadelesi, bugün artık dünden daha fazla önem kazanmış durumdadır.

evrensel.net
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa