Bu şarkı kimin? -2


03 Temmuz 2011 08:44

Açıklama: Balkan Mimarlık Konferansı’nda yaptığım konuşmanın ikinci bölümü.
Son yıllarda, içimizden kimileri, anamalcı (kapitalist) dünyanın pırıltılarına, biçim dünyasına, şatafatına aldanıyorlar.
“İç”ten tümüyle kopuk dışlarla uğraşıyoruz.  
Mimarlığı şu ya da bu biçimde süslemeciliğe düşürüyoruz.
Cepheleri bile mimar olmayanlar, bilgisayar operatrisleri çizer oldu.
Kimi mimarlar iş alanlarının özünü, toplumun çıkarlarına uyumlu çalışmak yerine, anamalcıların ekmeklerine yağ sürerek unutmuş gibiler…
Oysa ünlü şair Nazım Hikmet daha 1920’lerin sonunda, 1930’ların başında “öz”ün temel olmasının yanında “öz”le “biçim”in birbirlerinden ayrılamıyacağını yazıyordu.
Bizi ortaklıklara götüren ya da ortaklıklarımızdan doğan o öz elbette günlük yaşamımızdan, yaşama kültürümüzden doğuyordu.
Özellikle sivil mimarlıklarımızın ortak yönleri insan odaklı toplum yararına olmalarıydı.
Bugün kimi meslektaşlarımız, mimarlığın insan odaklı toplum yararına olması gerektiğini unutuyorlar. Bu kişiler mimarlığın insan için, insancıl bir tutumla uygulanması gerektiğini, işverene daha çok para kazandırmak için yapılmaması gerektiğini göz ardı ediyorlar.
Kendilerini, her şeye yalnızca parasal kazanç açısından bakanlara bağımlı kılıyorlar.
Küreselleşme (globalizasyon) derken de neyin küreselleşmesinden söz edildiğini sorgulamıyorlar. Uluslararası anamalcıların saptadıkları uluslararası ilişkilere uzmanlıklarını pazarlıyorlar.
Uluslararası moda terzilerini kopyalayarak “tasarım” adı altında biçimciliğe, “teknoloji” oyunlarına düşüyorlar.
İnsanın yarattığı, insanı yaratan, onun daha da insanlaşması için en gelişmiş ortamlar olmaları gereken kentlerimiz yaşanılır olmaktan hızla uzaklaşıyorlar.
Sözüm ona planlı gibi gözüken, aslında kamudan çalma alanları olan kentlerimizin kimi bölgelerinde hava kirliliğinden soluksuz kalmak üzereyiz.
Her yanımızı GDO’lu yiyecekler gibi ağulu yapı gereçleri kuşatıyor.
Ses, gürültü, görüntü kirliliğinden sersemlemiş durumdayız.
Ağulu asfalt yollar ile otomobiller yaşamımızdan çalıyorlar.
Onlar yüzünden yürüyecek doğru dürüst kaldırımlarımız bile yok artık...
Konuklarımız fırsat bulurlarsa İstanbul’un çağdaşmış gibi gözüken gökdelenler bölgesine bir baksınlar. Yayaların hiç düşünülmediğini görsünler.
İnsanlarımız artık selamlaşamıyorlar, söyleşemiyorlar...
Çalışmaktan, kültüre, insanlaşmaya zaman ayıramaz oldular.
Bebelerimizi, çocuklarımızı daha okul öncesinde , yaşlılarımızı yaşamımızdan koparıp, kreşlere, yaşlı evlerine kapatır olduk.
Çocukların, gençlerin eğitimlerini, bizim istediğimiz, yönetenlerin istedikleri biçimi almaları için düzenliyoruz.
Onlara her türlü araçla (TV, radyo, güncelerle) savaşmayı, öldürmeyi öğretiyoruz.
Bize göre ötekini tanımlayarak kendi yarattığımız düşmanlıkların erleri yapıyoruz onları...

evrensel.net
www.evrensel.net