Lorke lorke meselesi


02 Temmuz 2011 09:45

Kirvem,
Eloğluna parmak ısırtacak kadar “başarılı” bir “seçim” atmosferinden çıktığımız için milletçe davul zurna eşliğinde keyif çatıp, ardından da yıllar boyunca birikip kokuşan kimi sorunlarımızı halı altına süpürmekten nihayet vazgeçmek için yeni bir “anayasa”ya tam da kapı aralamak üzereyken, daha da doğrusu muhalefetiyle, iktidarıyla, yedisinden yetmişine hemen herkes bunun sevdasıyla yanıp tutuşurken, nerden nereye son anda fırıldak misali esen bir garip “hukuk-guguk” rüzgarının peşi sıra peydahlanan bir fırtına sonucunda ülke genelinde feleğimizi şaşırdık!
Meydanlarda esip gürleyen siyaset erbabının, karşılıklı dalaşmaları, sataşmaları, birbirlerinin ipliğini pazarlarda haraç mezat ortalara saçıp bu bapta gösterdikleri cevvaliyetin hemen akabinde, hesapça  halkın iradesinin sandıklara yansıyan sonucuna göre sil baştan ülkenin “dümen”ine oturması gari mukadder olan Muhterem Başbakanımız Erdoğan’ın, “helalleşme” adı altında yaptığı “balkon” konuşmasının daha tükürüğü kurumadan, memleket sathında görünen manzaraya bakılırsa; kimsenin kimseyle ne helalleşmeye, ne de anlaşmaya niyeti mafiş!
Neden?
Çünkü temel yaklaşımı, ana felsefesi tıpkı çift hörgüçlü deveye hendek atlatmaktan farksız yüzde onluk bu baraj sistemiyle, ya da bir gıdım daha da ileri gidip söylemek gerekirse “demokratik hukuk devleti” diye paralandığımız bu diyarlarda, ezelden beri dörtnal sürüp giden, ama kimin “vesayet”inin kimin şapkasının, kimin külahının gölgesinde yeşerip, kimin “boru”sunun ne zaman nereye kadar hangi makamda öteceği henüz bir türlü çözülememiş olan bu gıllıgışlı ortamda sapla saman birbirlerine o kadar karışmış ki, ayırabilene aşk olsun zo!
Nitekim mal meydanda!
 “Demokrasi oyunu” mucibince önceleri tahta, şimdilerde plastik, şeffaf kutulara atılan tek bir “oy”un, bir tek “rey”in hükmünden, “irade”sinden vazgeçtik, tam aksine bunların on binlercesi durduk yere sanki yok sayılıp, hatta deyim yerindeyse alavere dalavere “nümero”larıyla  “rota”sını başkalarının hanesine doğru çevirip yol alıyorsa, dahası da bu yolun sonu, tepesinde “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazan “yüce meclis”in kapılarına kadar dayanabiliyorsa, hele hele bu gidişatın adı bir de “demokrasi” diye nitelenebiliyorsa, ehh o zaman halimiz, ahvalimiz yandı gülüm keten helvası!
No ağparig! Bu gidişatın sonu özüme kalırsa hepten nanay!
Nanay, zira demokrasi, halkın özgür iradesi falan feşmekan lafazanlığıyla çıkılan bu yolda, kimileri kapı gibi “mazbata”larını alır almaz “bismillah” deyup, sonra da yücelerin yücesi büyük millet meclisinin basamaklarından koşar adım tırmanıp, huşu içinde içeri girmek için sabahın köründen itibaren hevesle bekleyip nihayet muratlarına “milletin vekili” rozetiyle ererken, beri taraftan kimileri “üskek seçim kurulu”nun, acemi aşçı misali “olmadı pilav çevir lapaya” laçkalığıyla “yaz-boz” tahtasına dönüştürdüğü kararlarına, kimileri paslı hukuk süzgecinin her türlü yoruma açık hükümlerine veryansın edip, dolayısıyla “yemin-billah” faslını es geçmeyi, bu bağlamda yan çizmeyi, hatta deyim yerindeyse hafiften hafife “kuyruğu dik tutmayı” kendi kavlince uygun bulurken, kimileri de keza yine fevkaladenin fevkindeki üskek seçim sistemimizin önlerine döşediği yüzde onluk Majino Hattı’nı aşmak için “bağımsız” adaylar adı altında ister istemez cebelleşip, ardından da bu “direniş”in semeresini alınlarının teriyle alır almaz, sevinçle el ele tutuşup hep beraber, eksiksiz gediksiz Ankara’nın yolunu hemi de “barış” adına tutmaya hazırlanırken, “umut”ları şimdilik kursaklarında kaldı!
Peki neden?..
Kirvem, bu saatten sonra işin nedenini, niçinini, önceleri çırak, ardından kalfa, daha daha sonra da Allah’ın izniyle hayli palazlanan son zamanlardaki “usta”larına bırakırsak, beri yandan “çözüm” babında illa da kendi adıma bir şeyler yumurtlamam gerekirse, kanaatim odur ki; çözümün sihirli anahtarı, aşağıdaki soruya vereceğimiz cevabın bizatihi içinde gizlidir:
 “Ey ahali! Paçasından vıcık vıcık demokrasi akan ülkemizde, şu bizim “cennet vatan”ımızın her köşesinde, her bucağında her türlü figürlerle bezenmiş “kılıç-kalkan” oyunu sebilullah serbestken, “lorke lorke” eşliğinde halay çekmek neden yassaağ ka yavrum?..”

evrensel.net
www.evrensel.net