Yunan faciası


02 Temmuz 2011 09:45

Kadim Yunan toplumunda acıklı tiyatro oyunlarına tragedya denirmiş. Türkçede sonu acıklı temsillere facia denirdi. Şimdi Yunanistan halkı gerçek bir facia geçirmekte.

Meseleyi temelinden inceleyelim. Kapitalist düzende devletin borçlanması ne demektir?

Sorun devletin bütçe gelirleri harcamalarına yetmediğinde ortaya çıkmaktadır. Bir çözüm, hazinenin merkez bankasından para almasıdır. Bütçe açığı büyük değilse, bu pekâlâ caizdir. Zira hâsıla arttıkça toplumun üretim, tüketim ve yatırım için alış verişte kullanacağı para ihtiyacı artar. Merkez bankası toplumun bu artan para ihtiyacını Hazineye ‘avans’ vererek karşılayıp devlet de bundan harcama yaparsa, hem fiyatları harekete geçirmeksizin para arzı artırılır, hem de kamu harcamalarına kaynak vermiş olur. 1945-1980 yıllarında birçok devlet fazla harcamalarını bu şekilde karşıladı.

Kamu kesiminde harcama fazlasını para arzını artırarak karşılamak istenmiyor ise, o zaman devlet özel kesimden (yerli veya yabancı finans kurumlarından, rantiyelerden) borçlanmak zorundadır. Şayet borçlanmaya yol açan harcama sabit sermaye yatırımı ise, makul görülebilir. Türkiye’de tek parti döneminde devletin demiryolu ağ inşası için tahvil çıkarması buna örnektir. Neticede demiryollarından sağlanacak gelirden, demiryollarının sağladığı üretim artışıyla sağlanacak ek vergi gelirlerinden borç ödenebilir. Keza harp veya tabiî âfet gibi hâllerde de devletin borçlanması olağandır.

Asıl sorunlu olan, devletin cari harcamalarını karşılamak, kamu hizmetleri için gerekli maaşları ödemek ve mal hizmet satın almak için borçlanmasıdır. Devletin borçlanması, finans kurumlarına gelecek vergi gelirleri üzerinde hak vermektir. Gelecek vergi mükelleflerinin bir kısmı bugün sıbyandır; bir kısmı da henüz doğmamıştır. Bugünkü neslin kamu hizmet tüketimi için hükûmetlerin gelecek neslin alın terine çok önceden ipotek koyması antidemokratiktir; büyük adaletsizliktir.
1980den önce birçok kapitalist ülkede devlet, çıkardığı tahvillerin faiz haddini, vadesini kendi belirler; bunları bankalara satardı. Sonra bu usulden vazgeçildi. Şimdi devletlerin tahvil ve bono faiz hadlerini bankalar, rantiyeler belirlemektedir. Böylece bunlar toplumun alın terinden ödenen vergilerden faiz adı altında kopardıkları payı artırabilir hâle geldi.

1980lerden itibaren devletler yüksek gelirli sınıflardan topladığı vergileri azalttı. Buna karşılık, devletler bütün gayretlerine rağmen eskiden tesis edilmiş sosyal harcamaları istedikleri kadar azaltamadı. Bütçe açıkları sürdükçe, kamu borçları biriktikçe devletler giderek ve bilerek, finans kurumlarının, rantiye zümrelerin tahakkümü altına girdi.

Yunan halkının karşısındaki “piyasalar” (çeşitli milletlerden bankalar, rantiyeler vs. – ki bunların bir kısmı Yunanlıdır) halkın ürettiği toplumsal hâsıladan faiz diye büyük pay istemektedir. Yunan halkı kamu borcunun nasıl biriktiğinin farkında bile değil. 2010 başında geçmiş burjuva hükûmetlerinin bütçe ve borç rakamlarını çarptığı ortaya çıktı. Burjuva sınıfı ile çeşitli milletlerden rantiye kurumlar, Yunan emekçilerinin başına çorap ördü.

Yunan emekçileri için çözüm, bir daha bütçede açık vermemeyi ve kamu adına borçlanmamayı ilke olarak benimseyen bir iktidar eliyle kamu borcunu tek taraflı iptal etmektir. Euro bölgesinden ve Avrupa Birliğinden çıkar iseler haklarında daha da hayırlı olur. Borcu iptal etmekle alacaklı banka hissedarlarından, tahvil tutan şirketlerden kimse aç kalmaz. Yunanistan’da muhtemel açlık önlenir.

evrensel.net
www.evrensel.net