Sorunu doğru tanımlamak


01 Temmuz 2011 08:25

Sorunun ne olduğunda uzlaşmadan çözüm yolunda uzlaşma aramak, arabayı atın önüne bağlamaktır. Bu nedenle önce sorunun analizini doğru yapmak gerekir.

Sorun bir kısım tutuklu vekilin geleceği ya da iki partinin buna bağlı olarak alacağı tutum ise çözüm de kolaydır. Yok eğer sorun tümüyle çöken bir hukuk düzeni, tıkanan sistem krizi ise bunun sonucu olarak gelişen fotoğrafa takılıp kalmak yanıltıcı olur.

Bir an için varsayalım ki bu gün yaşadığımız gerilim hiç yaşanmamış olsun. CHP yemin etsin, Blok Meclise gitsin vs. Bu durumda yapısal bir sorunun olmadığından mı hareket edeceğiz? Ya da bazit adımlarla tutuklu vekillik sorunu çözülmüş olsun. O zaman sorunlarımız çözüldü mü diyeceğiz ?

Ergenekon, Balyoz ya da KCK davaları çok iyi gidiyordu, zaten adalet sistemimizde gayet iyi işliyordu  ama bir yol kazası mı yaşadık ? Anayasa ve TCK gibi temel yasalarda ciddi bir sorun yok ama bunun yorum ve uygulamasından kaynaklı bir tıkanma ile mi karşı karşıyayız?

Hatip Dicle dahil tüm vekiller Meclise girse Kürtlerin tüm talepleri yerine getirilmiş mi sayılacak ?

Semboller ve sonuçlarla, sebepleri birbirine karıştırmadan tartışmalıyız. Çözümü ise sorunun sebeplerine inerek aramalıyız.

Son gerilim sorunun sebepleri ile yüzleşme ve derin bir hesaplaşma için tarihi fırsatlar sunmuştur. Artık hiçbir şey olmamış gibi davranarak yeni bir sayfa açmak halkı kandırmaktır.

İşte tüm bu nedenlerle yeni anayasa için köklü bir kopuş ve kurucu irade gerekmektedir.  Yeniden kuruluş sürecini inşa edebilecek bir yetkinlikte kendini görmeyen, hatta mevcut durumun suç ortağı olan kurumlar böyle bir anayasa yapma hakkını tek başına kullanamazlar.

Siyasetin antidemokratik yapılandığı bir ülkede, toplumsal beklentiyi karşılayacak bir hukuk düzeni için siyasetin de yeniden dizayn edilmesi kaçınılmazdır.

Yargıyı, askeri ve diğer kurumları demokratikleştirmeye çalışan siyaset, işe kendinden başlarsa inandırıcı ve başarılı olur.

evrensel.net
www.evrensel.net