AKP bu sorumluluğun altında kalır!


30 Haziran 2011 10:30

Türkiye ve dünya bir haftadan fazla bir zamandan beri, seçildiği halde mahkemeler tarafından serbest bırakılmayan tutuklu sekiz milletvekilini ve Hatip Dicle’nin “vekilliğinin çalınmasını” konuşuyor. Ve elbette aynı zamanda Türkiye ve dünya; üç günden beri de Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunun ve CHP’nin toplam 171 milletvekilinin yemin etmemesini ve Meclis çalışmasını boykot (Meclisi boykot değil) etmesini konuşuyor.
“Blok” ve CHP’li vekiller, “yemin etmeyerek” ve Meclis çalışmalarına katılmayarak, AKP’nin ve artık siyasi kararlar verdiğinden kimsenin şüphesi kalmadığı mahkemelerin halk iradesini ayaklar altına alan tutumuna boyun eğmeyeceklerini göstermişlerdir. Böylece demokrasiyi savunmayı, Mecliste parmak kaldırıp indirmeyle sınırlı “bürokratik demokrasicilik oyununa” gelmeyeceklerini göstermişlerdir. Bu, iki mihrakın geniş tabanlı protestosu, elbette Meclisi kendi çoğunluğuna güvenerek, sonunda kendi dediğini dayattığı bir oyun alanına dönüştüren AKP’nin muhtemel oyunlarının bozulacağını göstermektedir.
MHP ise her ne kadar seçim barajını aşmışsa da AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kapısına kurduğu seçilmiş vekilleri Meclise sokmamak için oluşturduğu “baraj”ın altında kalmıştır! MHP gibi “dik duran parti” olmakla övünen bir partinin aldığı bu AKP’nin koltuğu altına sığınma tutumu, MHP’nin “kişiliğinin” (“Acaba kasetlere mi teslim oldu?” gibi soruların) sadece kendi üyeleri açısından değil kamuoyu açısından da tartışılır hale getirecek bir tutumdur.
AKP burada seçimden “zaferle çıkma”nın tadını çıkarmadan kendisini zorlayacak çok ciddi bir sorunla karşı karşıya gelmiştir.
Çünkü Meclis çoğunluğu ile AKP, belki yeni Erdoğan Hükümeti için güvenoyu alan bir çoğunluğu yakalayacaktır ama Meclisin çalışmasını sağlayamayacaktır. Dahası Meclis, bir irade olarak kristalleşmiş, toplumsal kesimlerin önemli bir bölümünün fiiliyatta çatısı altına toplayamamış da olacaktır.
Ve böyle bir Meclisin çalışabileceğine, çalışıyor görünse bile ülkenin sorunlarının konuşulduğu ve onlara çözüm arayan bir kürsü olduğuna halkı inandırmayacağını tartışmaya bile gerek yoktur.
Ancak AKP olup bitenleri “vakayı adiye”den olaylar olarak göstermeye, onlar katılmasa da ülkenin işleri yürür havası vermeye çalışmaktadır. Ancak onlar da bilmektedir ki, bu sorun çözülmezse AKP bu sorunun altında kalır, “AKP’nin zaferi” hızla bir “Pyrus Zaferi”ne dönüşebilir. Ve AKP ve onun önde gelen sözcüleri, “Blok” ve CHP milletvekillerine, “Eğer sorun çözülmesini istiyorsanız gelin Meclis çatısı altına girin, önergeler verin!”  ya da “Gelin Anayasayı değiştirelim!” demektedirler. Sorunun bu hale gelmesinden “Blok” ve CHP’yi sorumlu tutmaktadırlar.
Oysa Meclis, çalışmalarını protesto eden vekiller; “Önce iktidar partisi bu sorunu çözelim, sorunun çözümü için vereceğiniz önergeleri biz de destekleyeceğiz sözü versin çalışmalara katılacağız” diyorlar. Çünkü gerek Blok gerekse CHP, AKP içinden kimi kişilerin çağrıları için, “Gelin Meclis çatısı altında bunları konuşalım’ diyor ama yarın biz öneri vereceğiz onlar oy çotukluğu ile reddedecek ve bize kendi amaçlarının dolgu maddesi yapacak” diye, bu çağrıları ciddiyle almıyorlar. Hata AKP’nin bu girimlerini “oylama amaçlı” olarak görüyorlar.
Şimdi de AKP, böyle durumlarda çoğu kez yaptığı gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü devreye soktu. Gül, dün CHP ile görüştü; bugün de Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunun temsilcileriyle görüşecektir. Ancak AKP’nin tutumunda inandırıcı bir gelişme olmazsa, Cumhurbaşkanının girişimleri AKP’nin oyalama taktiğinin bir parçası olmayı aşmaz.
Bütün bunların ötesinde Türkiye’nin demokrasi güçleri ellerini bağlayıp AKP’nin keyfinin gelmesini beklemeyeceklerdir. Dün altı yüzü aşkın aydın. Sanatçı ve bilim insanı bir açıklamayla AKP’yi ve etkili ve yetkili makamları uyarmıştır. Önümüzdeki günlerde de gelişip yaygınlaşması da elbette sürpriz olmayacaktır.

evrensel.net
www.evrensel.net