Obama’nın çekilme planı


29 Haziran 2011 09:25

ABD Başkanı Barack Obama’nın Afganistan’dan eylül ayına kadar 33 bin askeri çekeceğini açıklaması, pek çok kesim tarafından “büyük geri çekilme planı” olarak adlandırıldı. Halbuki Obama göreve geldiği Ocak 2009’da, Afganistan’daki ABD asker sayısını 31 bin artırmıştı.
Böylece, bundan 10 yıl önce işgal edilen Afganistan’daki ABD asker sayısı 100 bine çıkarılmıştı.
Irak’tan geri çekilmeyi ilan eden Obama askerleri Afganistan’a kaydırmış, bu ise Amerikan dış politikasında bir “öncelik değişikliği” olarak değerlendirilmiş ve Obama’nın gelecekte Afganistan’daki savaşı kazanmaya yoğunlaşacağının üzerinde durulmuştu. Ancak, aradan geçen sürede asker sayısı üçte bir oranında artırılmış olmasına rağmen savaş kazanılamadı, tam tersine ABD daha fazla yenilgiye uğradı. Obama’nın son açıklamalarına bakılırsa, Afganistan’daki ABD askerleri 2014 yılının sonuna kadar tamamen çekilecek. Bilindiği gibi bir çok ülke askerlerini zaten ya çekti ya da çekme kararı aldı. ABD ve İngiltere’den sonra üçüncü büyük askeri güç olan Almanya’da askerlerini çekeceğini duyurmuştu. Eğer hesaplar değişmezse, 2014’ün sonunda Afganistan’da bir tek yabancı asker kalmayacak ve Afganistan’daki güvenlik fiili olarak iş birlikçi Hamid Karzai ve ekibine devredilecek. Ama bu ABD’nin ülke ve bölge üzerindeki egemenliğinin sona ermesi anlamına gelmeyecektir.
Dünyanın en güçlü ve modern teknikle donanmış ordularının baş edemediği Taliban güçlerine karşı Afgan güvenlik güçlerinin baş etmesinin mümkün olmadığı açıktır. Bu yüzden de ABD ülkeyi terk etmeden önce Taliban’ı kurmuş olduğu sisteme entegre etmeyi planlıyor ve bunun için de zaten görüşmeler başlamış durumda.
ABD’nin Afganistan’dan askeri olarak çekilme planı bize,  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kore, Vietnam işgallerinin benzeri bir şekilde sonuçsuz kalındığını gösteriyor. Büyük planlar ve hayallerle dünyanın en yoksul ülkesi Afganistan’ı işgal eden ABD gelinen aşamada bir kez daha zorunlu olarak çekilmeyle karşı karşıya. Çekilme planının elbette nedenleri bulunuyor.
Birincisi; ABD ve müttefikleri artık Afganistan’da savaşı kazanamayacağını kesin olarak anlamış durumda. Kazanılamayacak bir savaşta verilen kayıplar ülke içinde tepkilere neden oluyor ve on yıl önce başlayan işgal halk için de artık pek inandırıcı bulunmuyor.
Üstelik İkiz Kuleler’e yapılan saldırının baş sorumlusu ilan edilen Usame bin Ladin öldürülmüş olmasına rağmen.
Junge Welt gazetesinde yer alan rakamlara göre Bush döneminde 570, Obama döneminde 970 olmak üzere toplam 1540 ABD askeri Afganistan’da öldürüldü. Bu kadar ölümün Amerika’da giderek bir “Afganistan travması” yarattığı da açıktır. Diğer önemli ve yabana atılmayacak bir neden de Amerikan ekonomisinin bu denli pahalı bir işgali daha fazla kaldıramayacağıdır.
Der Spiegel’in bu hafta yazdığına göre Afganistan işgali ABD’ye haftada 2 milyar dolara mal oluyor.  Üç yıl önce Lehman Brothers’in çökmesiyle kendini gösteren ekonomik kriz Amerika’da henüz aşılabilmiş değil. İşsizlik, resmi rakamlara göre yüzde 9, gayri resmi rakamlara göre yüzde 16. Bununla birlikte ekonomik büyüme yılda yüzde 2 civarında seyrediyor ve devlet her gün 4.38 milyar dolar borçlanıyor ya da açık veriyor. Bunu 360’a çarptığımızda devasa bir rakam ortaya çıkıyor ve bu yüzden de ABD içinde durum pek de parlak görünmüyor. Obama’nın kendisi de asker çekmeyle ilgili düzenlediği basın toplantısında, son yıllarda trilyonlarca doları savaşa ayırdıklarını, bunun içeride çok büyük sosyal sorunlara yol açtığını ve halk arasında huzursuzluğu arttırdığını söylemeyi ihmal etmedi. Öyle görünüyor ki; içerideki huzursuzluk ve biriken öfke ABD’nin egemen sınıflarının önceliklerinde geçici olarak yer değiştirmeye yol açmış. Çünkü, içeride durum kötüye gittikçe başka ülkelerde sonu gelmeyen ve maliyeti artan işgallerin yararının olmadığı yüksek sesle ifade ediliyor. Hatta hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler’in içinde olduğu 27 senatör, Başkan Obama’ya ortak bir mektup göndererek, Afganistan’daki askerlerin tümünün en kısa zamanda çekilmesini talep etmiş.
Bütün bunlar elbette ABD’nin dünya üzerindeki emperyalist çıkarlarından, savaşlardan vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, saldırganlık ve militarizm ABD dış politikasının ruhunu oluşturuyor.
Ama bugün ABD sermayesinin içeride yaşadığı devasa ekonomik ve sosyal sorunlar, bunlara bağlı olarak içeride keskinleşen sınıflararası uçurum ve artan toplumsal huzursuzluk, işgal politikasını yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kılmıştır. Obama ise bu süreçte, ABD’nin dünya üzerindeki egemenliğinin daha fazla sarsılmaması için yumuşak bir viraj alıp içeriye bir çeki düzen vererek yeniden militarist dış politikaya dönmenin planlarını ve hesaplarını yapıyor. Bu yüzden de Afganistan’dan geri çekilme planı aynı zamanda bir soluklanma, yeniden güç toplama olarak da değerlendirilebilir.

evrensel.net
www.evrensel.net