Özerk adalar


27 Haziran 2011 09:30

Geçen gün avukat arkadaşım Erhan Pekçe: “Özerklik olursa devlet bölünür deniyor. Oysa, Türkiye’de 34 senedir iki özerk ada var ve bölünme falan da olmamış. 1151 sayılı Kanun’a bak” dedi. Gerçekten adı geçen Kanun’a baktığımda ilginç bir özerklik sistemi gördüm. Kanun İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada’nın idari yönetimini düzenliyor. İmroz ve Bozcaada Çanakkale iline bağlı birer nahiyedir denildikten sonra, bu nahiyelerin düzenini sağlamak için istihdam edilecek personel ada halkından (yerli halktan) belirlenir diyor.

Adanın genel çıkarlarını korumak için on üyeden oluşan bir nahiye meclisi bulunuyor. Nahiye müdürü de meclis başkanı oluyor. Bunların hepsi yerli halktan. Meclis iki senede bir seçiliyor. Meclis adanın bütçesini belirliyor. Meclis üyeleri ve reisine ada gelirinin yüzde birini geçmemek koşuluyla  huzur hakkı (bir nevi maaş) veriliyor.

Okullar, hastaneler vd. kamu mallarının yönetimi merkezi idarenin denetimi ile yerel yönetime bırakılmış. Okullarda öğrenim Türkçe. Fakat, velilerin talebi üzerine yerli halkın dili de okullarda öğretiliyor ve yine velilerin talebi üzerine dini eğitim verilebiliyor.

Adanın bütün memur ve müstahdemleri yerli halktan olmak zorunda. Kolluk güçleri de ada ahalisinden oluyor.
1151 sayılı Kanun 1927 yılından bu yana yürürlükte.  Tabii, iki adanın yerli halkı bu süre içinde adadan uzaklaştırılmış. Yerine Karadeniz’ den, Isparta’ dan Doğu’ dan insanlar getirilip yeni köyler kurulmuş. 1151 sayılı Kanun da var ama yok durumuna sokulmuş.

Yerel yönetimlerin yerel halktan oluşması, kolluk ve bürokrasinin halka zulüm etmesini önlemek ya da azaltmak için bir yöntem. Çetin Altan sık sık köşe yazılarında, bizimki gibi ülkelerde devlet (asker, bürokrasi, yargı) halkı adeta bir iç sömürge gibi yönetiyor derdi.

Askerlik yaparken, bir gece nöbette, nöbetçi teğmen bana “siz solcular neden askerlerden nefret ediyorsunuz?” diye sormuş ve iki saatlik nöbet süresince (tabii yemekhane nöbeti)  altmışlı yıllardan önce subayların lojmanları olmadığı, halkın arasında yaşadıkları, şimdi lojmanlarda halkla en az temas sürdürerek ve bir kastlaşma içinde olduklarından başlayarak halk ve devlet nedir tartışması yapmıştık.

Artık yargı mensupları da halkla ilişkilerini en alt seviyeye indirdi. Hakim ve savcılar bırakın halkla teması, avukatlarla dahi artık selamı sabahı kestiler. Lojmanlarda yaşayıp servis otobüsleri ve makam arabaları ile adliyeye gidiyorlar. Kendi aralarında eğleniyor, kendi aralarında sosyal ilişkiler kuruyorlar. Keza, üst düzey bürokratlar da.
Bozcaada ve Gökçeada halkından olan polis, bir gösteride halka Pazar günü Şişli’ de polisin yaptığı gibi gazla, tazyikli su ile, copla saldıramaz. Çünkü, saldırdığı insanlar arasında amcasının oğlu, dayısının kızı, okuldan arkadaşı, mahalleden komşusu olacaktır. Akşam eve ya da kahveye gittiğinde onların arasında olacaktır. Adadaki hakimler Özel Yetkili mahkemelerin (DGM) hakimleri gibi, iki söz söyledi diye Hatip Dicle’ ye verdikleri gibi bir buçuk sene hapis cezası veremeyecektir komşularına. Ada meclisi üyeleri ve reisi bütçenin paralarını çarçur edemeyecek, zimmetine geçiremeyecektir.

Böyle bir idare olduğunda adalet ve güvenlik sağlanamaz mı? Bal gibi de sağlanır. İnsanlık tarihi ilkçağlardan bu yana böylesi yerel yönetimlerle çok yönetildi. Böylesi yerel yönetimlerin hiç biri de adaletsizlikten, yolsuzluktan, güvenlik zafiyetinden batmadı. Hep güçlü, emperyal orduların istilaları ile sömürgeleştirildiler. Gerçi işgalci ordular dahi çoğu kez onların yerel yönetimlerini ortadan kaldırmadı, vergi vermek koşuluyla yerel yönetimlerle yönetilmelerine göz yumdu.
Meclisin yeni döneminde yeni bir anayasa yapılacaksa ve bu anayasa AKP’ nin geçen sene yaptığı Anayasa değişikliği gibi olmayacaksa, şimdiden başta yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi meselesi gibi konuların konuşulması ve tartışılması gerekir. Yoksa, Burhan Kuzu’nun hazırladığı AKP anayasası bir günde karşımıza gelip, alavere dalavere, yetmez ama evetlerle yeni anayasamız oluverir.

evrensel.net
www.evrensel.net