18 Ekim 2020 03:15

Zevkler ve renkler nasıl da tartışılıyor!

Binalar ve yol kenarına yapılan boyama

Fotoğraf: Elif Öztürk/AA

PAZAR
Paylaş

Zevk subjektif bir kavram.

Psikoloji ve Bilişsel Bilim Profesörü Paul Bloom “Bir şeyden aldığımız zevk ona bizim atfettiğimiz anlamdan gelir” diyor. 

İnsanların güzellik anlayışları da kendi geçmişlerinden, anılarından beslenir. Evrensel ve mutlak bir güzellik kavramı yoktur, aslolan insanların bakış açısı, gördüğü şeyin kendisinde uyandırdığı duygulardır.

”Estetik” kelimesi Yunanca “aisthesis” veya aisthanesthai” kelimelerinden geliyor. Duyum, algı, duygu ile algılamak gibi anlamları var. Ve sadece bir kavram değil bir bilim. Estetiğin Kurucusu Alexander G.Baumgarten’a göre estetik, mantık biliminin bir kardeşidir. Mantık düşünce ve zihne bağlı bilgilerin doğruluğunu, estetik ise duyu ve duygulara bağlı bilgilerin doğruluğunu inceleyen bilim dalıdır. 

Felsefenin kapsadığı normatif bilimlerden mantık, doğruluk temeli üzerine, ahlak iyilik temeli üzerine, estetik ise güzellik temeli üzerine kurulmuştur.

Hegel’de sanat güzelliği doğa güzelliğinden üstündür mesela. Doğadaki güzel bir manzara bir insan eliyle tabloya dönüştüğünde işin içine farklı bir güzellik, yetenek, emek de giriyor ve değerleniyor. B.Croce konuyu estetik bakış açısından ele alır. Güzelliğin kaynağı doğa ve madde dünyası değil, insanın kendi iç dünyasıdır der. Çünkü insan çevreye bakarken o anki duygu durumu, psikolojisi, yaşı, tecrübesi, anıları, hayalleri, hatta mesleği bile bakışına etki ediyor ve baktığı şeyi güzel ya da çirkin olarak nitelemesine etki ediyor.

Gölgesinde anılarımız olan büyük bir çınar ağacı bizim için estetik ve zevk veren bir görüntü olabilir. Ama o ağaçtan düşüp kemiklerini kırmış bir insan için aynı güzelliğe sahip olmayabilir.

Estetik sadece nesnelerle de ilgili değil. Bir hareket, davranışta da estetik söz konusu.

Mesela bir dans bazı toplumlara estetik bazılarına itici ve çirkin gelebilir.

Latinler için tangonun estetik bir seyirlik olmasıyla bir yobazın bunu iğrenç bulup bakamaması gibi.

Estetik para ile doğru orantılı değil. Birinin yürüyüşünü estetik bulabilirsiniz bir diğeri yeri döver gibi sert adımlar atıyor olabilir.

Ya da aynı tabak, aynı yemeği kullansanız bile sunuşta büyük bir estetik fark yaratabilirsiniz.

Dikey bahçeler ve grafiti tartışması yüzünden açtım zevk, estetik ve güzellik konusunu. 

Ben de İstanbul’un simgesi denilen dikey bahçeleri hiçbir gün estetik bulmamıştım.

İçinde bir sanat göremiyordum. Halihazırda gerçeğini seyretme şansı varken bir duvarın üzerinde yeşillendirilmiş keskin hatlı bir Kız Kulesi’nde bir mana bulamıyordum. O duvarlar da pek çok şey gibi -mış taklidi yapıyordu. Şehir yeşil-miş gibi.

İBB’nin bu yeşil saksıları maliyeti sebebiyle kaldırıp buraya harcanan bakım bedeliyle gerçek ve doğal bir yeşillendirme yapma amacını mantıklı buldum. Estetik biliminden de öte mantık bilimi çerçevesinde doğru bir adımdı.

Tartışma mantık bilimi çerçevesinde yürütülünce zaten Kanal İstanbul’u, üçüncü köprüyü ve yeni havalimanını savunup saksıyla ekolojik eşleme yapmayı akıl almıyor.

AKP, saksıların sökülmesi ile ilgili verdiği soru önergesinde kentin tarihi derinlik ve estetiğinin, yeşil alanlarının yok edildiği savunuyor. Yeşil alan savunmasına bu iktidarın girmesi mantık bilimince hükmen mağlup sayılmasını gerektirir.

Önergedeki “tarihi derinlik ve estetik” kısmı da işte bu yazıya sebep olan kısımdır.

Uygulama 2011’de başlamış. 

9 yıllık saksı, tarihi bir derinlik kapsamında görülebilir mi? Peki MS. 500’lü yıllardan kalma Galata Kulesi’ne inşaat aletleriyle dalmak tarihi derinlik ve estetik anlayışının neresindeydi?

Baktığımız şeyde gördüğümüz güzellik bizim nerede durduğumuz, bakarken geçmişte nelerden beslendiğimiz ile ilgili olduğu kadar bazı ortak değerlerle de şekilleniyor.

Dolayısıyla biz bu iktidarla ortak bir estetikte buluşamayacağız.

Çünkü biz, anılarımız olan Emek Sinemasını güzel ve estetik buluyorduk. Baktığımızda kültür ve sanatın şaşaalı dönemlerini görüyorduk. Oysa siyasal İslam, hegemonya kuramadığı bir dünyanın simgesini yıkıyor olmaktan zevk alıyordu.

AKM için de böyle; orada tiyatro seyretmiş, operaya gitmiş, sahne tozunu yutmuş, alkışlamış, alkışlanmış, önünde sevdikleriyle buluşmuş insanlar baktıklarında modern Türkiye’nin modern bir mimari eserini görüyorlardı. Siyasal İslam ise ayakta kalmak için sırtını dayadığı Osmanlıcılıktan çok uzak, batıyı andıran bir beton yığını.

Estetik, seküler kesim için bilimin de tanımını koyduğu şekliyle para ile örtüşen bir kavram değil. Yaşamdaki estetik anlayışı bir yalınlık da barındırıyor. Çünkü yoğun tüketimden uzak, sürdürülebilir dünyaya hizmet eden her tasarım göze güzel, erdemli, faydalı ve estetik geliyor. 

Oysa siyasal İslam sürekli bir güç ispatlama, otorite hissettirme, kendisini devleştirme niyetiyle hareket ettiği için yoğun bir görselliği estetik buluyor.

İçinde bir sanat aramıyor, varlık arıyor.

Varaklı, motifli ahşap koltukların kocaman desenli yüzleri, yerde üst üste atılmış karışık desenli halılar, yüksek tavandan sarkan güpürlü perdeler üzerinde bambaşka desende kalın perdeler, her yerde oymalı sehpalar estetik geliyor. Gücü paraya endeksledikleri için baktıkları yerde üst üste yığılmış bir varlık görmekten zevk alıyorlar.

Davutoğlu’nun bakanlığı sırasında gazetelere manşet olan kahvaltı sofrasını hatırlayın, onlarca üst üste yığılı tabak.

Bir de Başak Demirtaş, Selvi Kılıçdaroğlu ve Dilek İmamoğlu’nun buluşmasındaki masayı anımsayın, 3 tabak meyve, Başak Hanım’ın doğum günü için kesilen tek katlı bir pasta.

Sosyal medya kullanıcılarına bakalım. Seküler kesim rakı sofrasından fotoğraf paylaşır, ortada en fazla 4-5 meze olur.

Siyasal İslam’ın yeni dönem zenginleri, katlı altın rengi tabakları video süresince süslemelerden görünmez olmuş masaya taşırlar, her biri neredeyse bir Davutoğlu kahvaltısı.

Dolayısıyla estetik olarak genel değerlerle savunma yapmamız artık abes. Bu kesim ile baktığımız yerde aynı şeyi görmüyoruz.

Bizim yıkım dediğimiz onlar için kendi kültürlerini inşa, bizim için estetik olan her şey de onlara kendi yıkımlarını hatırlatıyor.

Dikey bahçelerin sökümünde sorun, önergede yazdıkları gibi kentin tarihi derinlik ve estetiğinin, yeşil alanlarının yok edilmesi falan değil.

Artık şehrin üzerinden bir zamanlar at koşturdukları dönemin izlerinin silindiğini, giremeyecekleri ihaleleri, kaybettikleri rantı görüyorlar. Bu onların gözüne güzel gelmiyor çünkü bizim gölgesini sevdiğimiz o çınar, artık onlara düşüşü hatırlatıyor.

Bizse, grafitilerde israftan kurtulan, yüzünü yeniden Avrupa’ya dönmüş bir İstanbul görüyoruz. Karmaşık ve estetikten yoksun buldukları o desenlerin bize huzur verişi bundan.

Estetik tartışmasında mevzu sadece görsellikle de sınırlı değil.

Davranıştaki, üsluptaki, yaşamdaki estetiği kaybetmemeye çalışmak, incelikli bir yaşamda diretmek gerek. 

Gündelik hayatta ufak bir baş hareketiyle verilen selam, ileriye bakarak omuzlar dik yürümek, sofraları yalın, konukları kalabalık tutmak, kitapların köşelerini kıvırmak yerine ayraç kullanmak, bir konuşmada ses tonunu ayarlayabilmek bile yaşamdaki estetiğe dair.

Zevkler ve renkler belli ki daha çok tartışılacak. Hodbinlik, fütursuzluk, pişkinlik ve hamasetten alınan zevkin karşısında geleceğe odaklı, yalın, sakin, neşeli, sanatsal, paylaşımcı bir estetik anlayışı benimseyebilmek, koruyabilmek, bunda direnebilmek umuduyla, doğruluk, iyilik ve güzelliğe sahip çıkmak dileğiyle

Zevkli pazarlar.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...