Bu şarkı kimin?


26 Haziran 2011 12:07

17 Haziran 2011’de İstanbul’da, TMMOB Mimarlar Odası, “Balkan Mimarlık Konferansı”nı örgütledi, gerçekleştirdi. Ana konuşmasını benden istediler. Konuşmanın içinde, siz Evrensel okuyucuları için kimi ginelemeler olsa da, izleyenleri etkileyen bu konuşmamı sizlerle de paylaşmak istedim.

Türkiye Yazarlar Sendikası girişimiyle, İstanbul’da 1979’da, Balkan Yazarlar Konferansı düzenlenmişti.
Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı, yapıtları hemen hemen bütün yeryüzü dillerine çevrilmiş ünlü yazar Aziz Nesin idi. Konferansın açılış konuşmasını o yapmıştı. Bu konuşma, hepimizi şaşırtmıştı. Gülmekten kırmış geçirmişti… Bütün Balkanlar’da ortak kullanılan sözcüklerin kullanıldığı bir konuşmaydı bu…
Balkan ülkeleri olarak ne çok ortak yönümüz olduğunu duyumsatıyordu elbette…
Bundan dört yıl önce 2007’de Üsküp (Skopje) Kril-i Methodius Üniversitesi’nin Mimarlık Fakültesi, Kriva Palanka’da Osogowsky Manastırı’nda gerçekleştirilecek yaz okulunu yönetmeye çağırmıştı beni.
Açılış dersimde, halkın yapı sanatından, sivil mimarlık yapıtlarından söz ettim. Gene ne çok ortak yönümüz olduğu anlaşılıyordu örneklerimden…
Üsküp Mimarlık Fakültesi’nin dekanı dostum Vlatko Korobar hemen bir CD getirtti Üsküp’ten. Akşam hep birlikte onu izledik…
Bu beni destekleyen bir belgeseldi.
Bulgaristan’dan bir Halk Bilimcisinin çalışması üzerine kurgulanmıştı.
Öyküsü şöyleydi:
Halk Bilimcisi bu sayın bayanın yolu İstanbul’a düşer. Dostları onu akşam müzikli bir lokantaya götürürler. Orada hep bir ağızdan “Üsküdar’a gider iken” şarkısı söylenir. Şaşırır… Çünkü o bunu bir Bulgar şarkısı olarak bilmektedir.
Halk bilimcisi şarkının ardına düşer…
Mitillene’de, bizim deyişimizle Midilli’de de bulduğu bu şarkı bir aşk şarkısıdır. Âşıkların evlerini bile gösterirler ona… Her yerde söylenmektedir şarkı, tıpkı İstanbul’da olduğu gibi… Bunun bir Midilli şarkısı olduğundan da kimsenin kuşkusu yoktur.
Oradan Arnavutluk,’a geçen bilim insanı orada da bu şarkıyla, benzer öykülerle karşılaşır.
Onlar da bunun bir Arnavut şarkısı olduğuna inanmaktadırlar.
Üsküp’e geldiğinde bir Hıristiyan din adamı bunun bir kilise ilahisi olduğunu, bir Müslüman din adamı da bir Müslüman ilahisi olduğunu söylerler.
Sarayevo’da oda dolusu Müslüman’ın şarkıyı ilahi olarak söylediklerine tanık olur…
Belgrad’da şarkının Türklerce de sahip çıkıldığını, her yerde işitildiğini söyleyince, onu Türk casusu olarak niteleyenlerin elinden zor kurtulur.
Bulgaristan’da daha sert tepkilerle karşılaşır…
Bilim insanı belgeselin sonunda haklı olarak sorar:
“Bu şarkı kimin?”
Üç aşağı beş yukarı, yerine göre, dile kolay 4-5 yüzyıldır birlikte yaşamış insanlar elbette pek çok şeyi paylaşmışlardı.
İstanbullu bir Rum (Türkler İstanbullu, Anadolulu Bizanslılara Romalı anlamında Rum derler.) olan Atina’da yaşayan, inşaat mühendisi, çevirmen, yazar, dostum Herkül Milas Türk ve Yunan romanları üzerinde bir inceleme yaptı. Romanlarda bir Türkle bir Yunanlı gerçekte olduğu gibi birbirlerine âşık olabiliyorlardı. Ancak Türk romanlarında erkek Türk idi, kız Yunanlı… Yunan romanlarında da erkek Yunanlıydı, kız da Türk…
Yugoslavya’nın ünlü mimarı Boğdan Boğdanoviç Belgrad Belediye Başkanlığı da yaptı biliyorsunuz. 1982’de çağrılı olarak gittiğim Uluslararası Şairler Yazarlar Birliği (PEN) Belgrad kongresinde benden de bir bildiri istemişlerdi.
Bildirim, “oto sansür” üzerineydi. Çok ilgi çekmişti…
Ertesi günü “politika” güncesinde tümünü yayınladılar. Ardından o sırada belediye başkanı olan, Boğdan Boğdanoviç benimle tanışmak istedi.
Belediye’de buluştuk…
Bir buçuk saatlik konuşma süresinde, yapı alanında, günlük yaşamda kullanılan yaklaşık yüz elli ortak sözcük saptadık…
Oda, soba, meydan, kale gibi örneğin…
Kimi Türkçe sözcükleri de, anlamını bilmeden, bir başka anlamda kullanıyorlardı… Örneğin “defol” yerine…
Bütün bu anlattıklarıma sanırım 3-4 kuşak önce kimse şaşırmıyordu. Sonradan yönetimlerce tanımlanan 2. , 3. , 4. kimliklerimizle tanınır olduk, ayrımlara düşürüldük.
Ama ilk ve en önemli kimliklerimizle, kısacası insanlığımızla, aramızda hiçbir ayrım görmeyenler bugün bile şaşırmıyacaklardır anlattıklarıma… Bu toplantıya katılanların çoğunun da, dil, din, renk, ırk ayrımına düşmeyeceği düşünüyorum.
Gene de, kimi iç-dış etkilerle bu ayrımlara düşülmemesi için yeterince duyarlık göstermediğimizi, bu ayrımcılığa karşı çalışmadığımızı söylemek zorundayım. Oysa özellikle gençlerin bu tür ağulanmalara karşı korunmaları bizim sorumluğumuz olmalı değil mi?
Balkan Mimarlar Konferansı gibi toplantılar geleceğe daha sağlıklı yollar, kapılar, pencereler açmakta yararlı olacaklardır umudundayım…
(Bu konu sürecek)                    

evrensel.net
www.evrensel.net