ABD-İsrail planının ileri karakolu!


25 Haziran 2011 08:51

AKP hükümeti içeride gerilimi artırıp gündemi maniple etmeye çalışırken dışarıda da içerideki gerilimin devamı olan bir gerilim politikası izliyor. Ve bu politika, Libya’da NATO’nun merkezi gücü olma biçiminde ortaya çıkan rolle, Suriye’de ise tam bir ileri karakol tutumuyla birleşiyor.
Beşar Esad rejimine karşı artık açıkça düşmanca bir çizgiden hareket eden AKP Hükümeti, ABD ve İsrail’le (*) de tam bir işbirliği içinde olduğunu artık saklayamıyor.
Dün gazetemizde yer alan ve ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un açıklamalarına dayandırılan haber Türkiye’yi “Suriye ile savaşmak” dahil her tür müdahaleye teşvik ediyor.
Herhalde ABD gibi bölgede egemenlik peşinde koşan ve dünya egemenliğini Orta Doğu’daki yeniden biçimlendirme stratejisiyle birleştiren bir ülkenin Dışişleri Bakanı (Hilary Clinton); “Suriye askerlerinin Türk sınırına 500 metre mesafeye kadar geldikleri doğruysa, saldırgan eylemler zaten istikrarsız olan mülteci sorununu daha da kötüleştirecektir. Suriye güçleri, saldırılarına derhal son vermezse, sınır çatışması ihtimalini gündeme getirir. Bölgedeki çatışma durumunun yayıldığını görürüz. ...Sanıyorum, kendi tarihlerini biliyorlar. Çünkü Türkleri kendi çıkarlarını korumaya zorlayacak provokasyonu ilk kez yapmıyorlar” biçiminde konuşuyorsa bu açıkça “çatışma kışkırtması” olarak anlaşılır. Ve böyle bir kışkırtmanın öznesi olan ülke için (Burada bu ülke Türkiye’dir) bu durum aşağılayıcıdır. Ve az çok onurlu bir yönetimin Clinton’un bu açıklamasına ilk tepkisi de; “Biz Suriye ile sorunlarımızı çözebiliriz. Sana ne oluyor?” biçiminde olmalıdır. Ama AKP Hükümeti, sanılanın aksine ABD’ye göstermelik olarak bile kafa tutma şansını yitirmiş bulunmaktadır.
Nitekim böyle bir karşı duruşu en önce göstermesi beklenen Türkiye’de, devletin en başı olan Cumhurbaşkanı Gül de Clinton’la önceden sözleşmiş gibi konuşmaktadır. “Ancak bu bölgedeki bazı rejimler, reform hareketlerine ayak uydurmakta geç kaldılar. Halkın taleplerini karşılayan gerçek ve doğru girişimlerin olması lazım. İstikrarsızlık daha çok kanın akıtılması ve bölünmelerin meydana gelmesi anlamına gelir. ...Sivil-asker en kötü senaryolara karşı hazırlığımızı yapmış vaziyetteyiz” diyen Cumhurbaşkanı Gül’ün konuşmasını sanki Clinton’un konuşmasını hazırlayanlar yazmış gibi!
Bu açıklamalara bakarsanız; Suriye ile Türkiye sanki kapıştı kapışacak gibidir. Ancak gerçek göründüğü kadar da basit değildir. Çünkü Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir askeri müdahalesini ne Arap dünyası kabul eder ne de böyle bir müdahale İsrail ve ABD’nin işine gelir. Tersine onlar Suriye’yi baskılamayı ve bu baskıyla ya Esad rejimini istedikleri kıvama getirmek ya da Esad’a Suriye içinde bir alternatif üretmeye çalışmaktadırlar. Burada Türkiye’yi bir baskı aleti olarak kullanmaktadırlar ve en önemlisi de bölgede dizginleri elden kaçırmak istemezler.
AKP Hükümeti de artık utangaçlığı bırakmış, o sahte antiemperyalist ve antisiyonist tutumu bile takınamaz hale gelmiş, ABD stratejisine bağlandığını açıkça göstermek zorunda kaldığı bir dış politika hattına sürüklenmiştir.    
Öte yandan “Suriye muhalefeti” denilen muhalefetin giderek gerçek bir muhalefet olmayıp ABD-İsrail-Türkiye işbirliği ile tezgahlanan “Suriye’yi teslim alma girişimi”nin bir parçası olduğu daha çok anlaşılmaktadır.
Ancak bölgenin özelliklerinin, bu girişimin plancılarının da elini yakacak gelişmelere yol açması da sürpriz değildir. Bu yüzden her ağızlarını açtıklarında “istikrarsızlıktan” söz etmektedirler. Ama istikrarsızlık dedikleri, “İpi ellerinden kaçırmalarıdır” ki, bu da bölgede Şii-Sünni, Arap-İsrail, Türk-Arap, İran-Türkiye gibi sonunun nereye varacağı bilinmeyen büyük altüst oluşlara kapıları açmak demektir.
Dahası bu çatışmanın Türkiye’nin içinde uzantıları vardır ve şimdiden Hatay, Adana, Mersin’de geniş bir nüfusa sahip Alevi (Nusayri) Araplar, Türkiye’nin Amerikan planlarına alet edilerek Esad rejimini devirme girimlerine tepki göstermektedirler. Yine Hatay, Mardin, Urfa çevresindeki Sünni Arap nüfus ise hükümetin planlarına arka çıkmaktadır.
Toplam açısından bakıldığında bölgedeki ABD-İsrail planında Türkiye’ye ileri karakol ve Suriye’deki iş birlikçi muhalefetin koruyucu ve kollayıcısı, lojistik destek üssü olma rolü verilmiştir ve bu planda Türkiye’nin askeri bir müdahale ile Suriye topraklarına girmesi yoktur. Ancak bu planı masumlaştırmamaktadır. Sadece emperyalist çıkarların, emperyalist güçlerin bölgede “İpi ellerinden kaçırmamaları”nın gereği olarak böyle bir sınırlama vardır.    
(*) İsrail diplomasisisin son günlerde Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek için hem doğrudan hem de basını kullanarak hamleler yaptığı artık açıkça görülüyor. Türkiye de boş durmuyor elbette ve İsrail’in hamlelerine yanıt veriyor. Örneğin Suriye kuşatmasının yanı sıra Gazze’ye yardım filosunun
engellenmesi gibi jestler yapıyor.

evrensel.net
www.evrensel.net