16 Mayıs 2020 04:10

Belki biraz daha ‘normal’ olsa…

Paylaş

Şu sıralarda çok konuşulduğuna göre belli ki çokça da izlenilen “Normal People” dizisine bu kadar büyük teveccüh gösterenler benim ‘dar çevremde’ gözlemleyebildiğim kadarıyla 30 yaş üstü insanlardan oluşuyor çoğunlukla. Bu bir “guilty pleasure” değilse eğer, kadınlar için geç ergen ve ilk gençliklerinde cinsellikte asla karşılarına çıkmayacak bir hassasiyete sahip yakışıklı erkeğe dair bir özlem; erkeklerde ise tam o dönemlere dair bir utanma ve kendinden nefret etme durumu olabilir en fazla! Çünkü 12 bölümlük dizinin bundan daha fazlasını verdiğini söylemek zor. Ki bu iki neden bile dizinin izlenmesi için yeterli olabilir, bir itirazım yok.

İrlanda’nın küçük bir kasabasında liseyi bitirmek üzere olan Marianne ve Connell’in üniversitenin sonuna kadar sürecek olan inişli çıkışlı ve gerilimli hikayesini izliyoruz 12 bölüm boyunca. Marianne zengin bir aileye mensuptur. Babasını kaybetmiş, sorunlu annesi ve saldırgan ağabeyiyle birlikte büyük bir evde yaşar. Connell’in annesi de bu evde temizlik görevlisi olarak çalışmaktadır. Yani ikili arasında açık bir sınıfsal uçurum en başta konuluyor. Diziye kaynaklık eden Sally Rooney imzalı romanı okumadım. Ancak roman hakkında okuduğum birkaç yazıda bu sınıfsallık meselesinin keskin çizgilerle olmasa bile hikaye boyunca ikilinin ilişkisi üzerinde ciddi bir etkisi olduğu ifade ediliyor.

Dizinin sıkıntılı yanlarından birisi tam da burada çıkıyor kanımca. Bu kadar açık bir sınıfsal/ kültürel uçuruma rağmen dizi ikilinin duygusal çalkantıları/ iniş çıkışları dışında bu alana vurgu yapmayı tercih etmiyor. İkili arasında en başından itibaren neredeyse ‘kusursuz’ sayılabilecek cinselliğe yapılan vurgu da burada önem kazanıyor kanımca. Yani bu sınıfsal kodların ortadan kalktığı o tensel alanda gerçekten birbirlerine ait olduklarını ve ‘Başkasıyla öyle olmadığını’ görüyorlar. Ancak, tensel alanın dışına çıkıp sosyal alana geldiklerinde Marianne’in güvensizlikleri, Connell’ın sınıfsal eziklikleri bir arada olmalarına engel teşkil ediyor. Dizinin yaratıcıları bu gerilimi bu sınıf farklılığı üzerine inşa etmek yerine, karakterler üzerinden inşa etmeyi tercih ediyor. Her ne kadar Marianne’in sorunlu bir burjuva aileye ait olması sebebiyle yaşadığı krizlerin nedenlerini görebiliyor/anlayabiliyor olsak da, Connell’in iç dünyasına dair fazla bilgi edinemiyoruz. Ve bu da bizi sinema ve dizide sıkça işlenen ve maalesef çoğu zaman işe yarayan ‘gizemli/dertli adam’ klişesine götürüyor.

Hakkını yemeyelim ikili arasındaki sınıfsal gerilimin şahane işlendiği bir sahne var. Connell’in evsiz kaldığı ve Dublin’den kasabasına dönmek zorunda olduğunu Marianne’e söylediği sahne. Bu sahnede Connell’in kirasını ödeyemeyecek durumda olduğunu Marianne’e söyleyememesi, diğerinin öz güvensizliği nedeniyle her şeyi yanlış anlayıp ilişkiyi bitirmeye kalkması oyunculuk ve mizansen olarak çok iyi tasarlanmış. Ancak bunun dışında açık biçimde ortaya konun bu sınıfsallığın yeterince işlendiğini söylemek çok zor.

Öte yandan iki ana karakter dışında hiç kimseye alan açılmaması da ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor. Marianne’in annesinin neden sessiz olduğunu, ağabeyinin saldırganlığının nedenini, Connell’in babasızlığının annesini nasıl etkilediğini görmek mümkün olmuyor. Benzer şekilde bu ikilinin hiçbir arkadaşının (Ki dizi boyuncu görünüp duruyorlar) bir karaktere dönüşmesine izin verilmiyor. Çoğu zaman dolgu malzemesi olarak kalıyorlar. O yüzden de Marianne-Connell ilişkisine gerilime neden olacak kadar hikayede öne çıktıklarında karikatüre dönüşüyorlar. Tıpkı Marianne’ın bir dönem birlikte olduğu Jamie gibi. O kadar itici ve ‘sadist’ bir karakter olarak çiziliyor ki, başladığı yerden oraya nasıl geldiğini, Marianne’in ona neden katlandığını anlamak güçleşiyor.

Tam 15 yıl önce Türkiye sinemalarında da gösterilen bir başka “guilty pleasure” filmi “A Lok Like Love” (Aşk Gibi Bir Şey) bir havaalanında tanışıp birkaç saat geçiren, birbirlerinden çok etkilendikleri halde ayrı yönlere gitmek zorunda kalan Emily ve Oliver’in hikayesini anlatıyordu. Üniversite sonrasında geçen bu filmde ikilinin birçok hayat/ insan yaşadıktan sonra bir araya gelmeleri için yedi yıl geçmesi, büyümeleri, olgunlaşmaları gerekiyordu.  “Normal People” bana bu filmi hatırlattı izlerken. Bir yanıyla böylesi bir büyüme kendini tanıma hikayesi. Ki kanımca dizinin en ikna edici ve ‘gerçek’ tarafı burası. Meselenin aşk kısmının ise hikayenin masalsı tarafı olduğunu düşünenlerdenim. Connell’in cinsel açıdan daha 20’sine varmadan ulaştığı ‘olgunluğa’, nedenini tam olarak anlayamadığımız tutukluğuna ve bunca yıl boyunca bir araya geldiklerinde sevişmek dışında eğlendiklerine şahit olmadığımız bir çiftin ‘büyük aşk’ yaşadığına ikna olamamak masala da ikna olmamızı engelliyor ne yazık ki. Yoksa masallara bir itirazımız yok…

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...