09 Mayıs 2020 04:08

Kötü tarih ve ölümün olağanlaştığı acı günler

Paylaş

Her gün ölümlerden konuşuyoruz. Bazen tarihten bazen dünden, bazen bugünden. Korona salgını her gün onları, bazen yüzleri alıp götürüyor. Dün itibariyle resmi rakamlara göre 3641 insanımızı koronadan kaybettik. Tek tek bakıldığında görülecektir ki salgından hayatını kaybedenlerin çoğunluğu da işçilerden, emekçilerden, yoksullardan. Ya da yaşamını halk sağlığının önüne koyarak tehlikeye rağmen bir kişi daha kurtarma çabasındaki sağlık emekçileri ölüyor.

Önceki gün Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek, aynı gün sekiz yaşındaki Ahmet Ataç öldü.

Her gün ölüyoruz ve neredeyse her gün ölümleri idrakle, kanlı geçmişi anmakla, katilleri, faşist kafaları, diktatörlük heveslilerini lanetlemekle geçiyor günlerimiz.

Yüz beş yıl önceki 24 Nisan’da Ermeni Soykırımını konuştuk. İttihat ve Terakki zihniyetinin sindiği bir Cumhuriyet tarihi yaşandı ve o tarihin mirasçıları olmaya soyunmuşların koalisyonunun devrindeyiz.

1 Mayıs deyince ölümler geliyor akla… Ve o kötü tarihin anımsanmasından, adeta onun mirasçısı olduğunu söylemekten beis görmeyen bir yönetimin baskısından, yasaklarından, gözaltı kararlarından söz ediyoruz.

83 yıl önceki Dersim… 4 Mayıs’ta Dersim tertelesi, on binlerin katledilmesini konuştuk. Ne Dersim’in adı iade edildi ne Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarı belli, ne de arşivler açılıp tarihle, katliamla yüzleşilebildi.

6 Mayıs’ta, idamları konuştuk. 12 Mart darbesini, suçsuz devrimcilerin, işçilerin emekçilerin ölümünü… Kızıldere, Kaypakkaya, Sinan Cemgil, Mazlum…

Bunlar tarihte kalmış olsa keşke! O dönemin iktidarların katliamları, soykırımları, idamları lanetlenmiş olsa, toplumsal ve tarihsel bir yüzleşme gerçekleşmiş olsa bugün yeniden acılara boğulmayacağız.

Eğer yüzleşmek mümkün olabilseydi, toplum olarak ve lanetleyebilmeyi başarıp o katliamların gerçekleştirildiği dönemleri, yönetimleri, iktidarları, sorumlularını mahkum etmeyi başarabilseydik bugün bu kötülükleri yeniden yaşamazdık.

Maraş, Çorum, Sivas katliamları, 12 Eylül darbesi yaşanmayacaktı, idamlar olmayacaktı. Kürt sorunu çatışma dönemine girmeyecekti. Hrant Dink öldürülmeyecekti. Aydınlar gazeteciler yaşıyor olacaktı. Bu iktidar döneminde yaşanan Roboski katliamı olmayacak; ölen Kürt gençleri ve askerler yaşayacaktı…

Ve tabii ki bugünkü bu rejime mahkum olmayacaktık. Türkiye’nin işçi sınıfı, emekçiler, ezilen ve sömürülen halkları başka bir yaşam içinde olabilecekti.

Tarihsel yüzleşmeyi halklar olarak başını işçi ve emekçilerin çektiği bir devrime dönüşemediğindendir ki on seki yıl önce başa gelme hesapları yaparken ve başa ilk geldiğinde kullandığı talepler hemen hemen bunlara yakındı. Kürt sorunu çözülecekti… Halklar arasında ayrım olmayacaktı… Darbelerle hesaplaşılacak, darbeciler gerçek anlamda mahkum edilecek, yeni demokratik bir anayasa yapılacaktı.

Ermeni soykırımı denecekse o da denecekti. Dersim katliamı ile yüzleşilecek Tunceli’nin ismi Dersim olacaktı. Kürt sorunu eşit haklar temelinde çözülecekti. Aleviler, farklı inançlar, farklı kültürler, diller eşit olacaktı…

Oysa bugün geçmişin darbe dönemlerini aratmayan bir rejim altında inliyor Türkiye. İttihat ve Terakkicilerin bağlaşıklarıyla karşı karşıyayız. O bir zamanlar mazlumun hakkından ve ahından söz edenler, baskı ve şiddetle yönetmeyi bir tarz haline getirdiler. Gazeteciler, yazarlar, aydınlar, siyasetçiler hapse dolduruldu. Yurtdışında yaşamaya mahkum edilen Ragıp Zarakolu, yazdığı bir yazıdan dolayı sarayın hedefi halinde geldi. O Zarakolu ki, darbeler, idamlara, yasaklar baskılara karşı duruşuyla, demokratikleşme savaşımıyla tanınan saygın bir aydın.

Her gün ölümleri konuşuyoruz; çocuklar ölüyor, gençler ölüyor…

Dün bir çocuk, 8 yaşındaki Ahmet Ataç öldü. Annesinin yurtdışına çıkma yasağı vardı, tedavisi yapılamadı, cezaevindeki babası ile görüşme talebi de karşılanmadı. Jandarmaların gözetiminde çocuğunun cesediyle kucaklaşabildi baba. Grup Yorum sanatçılarından İbrahim Gökçek aramızdan ayrıldı. Helin, ardından Mustafa, ondan sonra… Ne dedi Grup Yorum üyeleri? İstedikleri adalet! Baskılar ve yasaklar son bulsun, adalet uygulansın! Halkın Hukuk Bürosu avukatları aynı adalet taleplerini ancak ölüm orucuyla duyurabiliyor.

Birkaç gün önce Adana’da polis kalbine ateş ederek öldürdü Suriyeli Ali’yi. Amed’te Devran Dinç’in işkence edilmiş cesedi bulundu.

Ve bir süre önce bir PTT kargosu ile 4 kilo 300 gram ağırlığındaki kolide oğlunun kemikleri ödemeli olarak ulaştı bir anneye… Beyaz kargo paketi annenin kucağındaydı, toprağa vermesi bile jandarma gözetiminde oldu.

Ve dün 8 Mayıs’tı. Faşizmin yıkılışının 75. Yılı. Nazi ordularının ezilip yok oluşunun, Berlin’in burçlarına yeni bir dünyanın bayrağının dikilişi… Ve o Almanya ki Faşizmle yüzleşti, Hitlerin soykırımıyla hesaplaştı, kurbanların anıtı önünde diz çöküp özür diledi…

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...