Helalleşme meselesi (2)


25 Haziran 2011 06:56

Kirvem,
Malum olduğu üzere Başbakan Erdoğan gerek meydanlarda gerekse televizyon ekranlarından halka seslenirken, önce seçtiği cümlelerle, sonra da yerine göre üstüne basa basa, altını çize çize öne çıkardığı kimi kelimelerin yanı sıra, keza arada bir şu ya da bu şairden ödünç aldığı mısralarla konuşmalarını süslemenin dışında, ayrıca özenle kullandığı “vücut dili”yle siyaset sahnesinde “rol”ünün hakkını verirken, aynı zamanda da ne denli iyi bir hatip olduğunu sıkça sergiliyor…
Nitekim gerek bundan önceki seçimlerde, gerekse geride bıraktığımız şu son seçim döneminde meydanlarda yağıp gürleyip, ardından da belagatinin semeresini sandıklarda alınca, hatta ülke genelinde nerdeyse her iki vatandaştan birinin “teveccühünü” kazanınca, daha önce muhalefet liderleri hakkında veryansın mealinde sarf ettiği kelamlarının gari geride kaldığını, kendi kavlince herkesle “helalleşmeyi” görev addettiğini belirtip, bir bakıma “örnek” bir davranış sergileyip, dolayısıyla “yarım elma gönül alma” babındaki bu yaklaşımıyla halkın karşısına çıktığı şu meşhur “balkon”dan alkış alarak inmesi bittabi ki “kubbede kalan hoş seda” olarak tarih sayfalarına yazıldı…
Bu bağlamda anlaşılan o ki, siyaset arenasında gözümüzü diktiğimiz hedeflere, kimi “koltuk”lara oturabilmek için hangi yolları seçeceğimizi, bu yol boyunca hangi yöntemlere başvuracağımızı, karşımıza çıkacak engelleri nasıl “bertaraf” edip, “menzil”e nasıl ulaşacağımızı inceden inceye hesaplayıp, son kertesine kadar “plan”layıp, daha sonra  da “yol haritamızı” bu düşünceler doğrultusunda çizip yola revan olmak gerekir…
Yani?..
Yani mesela politika sahnesine adımınızı daha atar atmaz öncelikle “umut tacirliği”ne soyunup, “açılımlar” furyasıyla, cafcaflı laflarla halkın, toplumun “ekmeğine” dönüştürdüğünüz bu umutların en kısa zamanda gerçekleşmesi için canla, başla çalıştığınızı, bunun için elinizden gelen her türlü gayreti esirgemediğinizi, onların bilumum “dert”lerine, “sorun”larına “derman” olmak için “çıra” misali yanıp tutuştuğunuzu her fırsatta dillendirip, bu doğrultuda beyin yıkamanız en mübah yol!
Öyleyse?..
Öyleyse yine mesela seçim meydanlarında bir taraftan halkın refahı, huzuru için elinizi taşın altına koyduğunuzu, bu minvalde gerektiğinde “kelle”nizi dahi seve seve verebileceğinizi dillendirip, öte taraftan rakiplerinizin, bir bakıma sizin gibi düşünmeyen “muhalif”lerinizin toplumun meselelerini çözmek açısından aciz ve de yaya kaldığından dem vurup, sonra da onları tefe koyarak, alay ederek, küçümseyip horlayarak, ağza alınmayacak laga lugalarla dışlayıp, nihayet şeref, haysiyetten yoksun olduklarına dair “fetva” verip, böylece kendinizi temize çıkarmanın adı ülkemizde siyasetse ehh o zaman ört ki ölem!..
Kirvem, başka diyarlardaki “politika cambazları” hangi iplerde nasıl oynarlar, ne tür marifetler sergilerler bilemiyorum, ama bizim ülkemizde özellikle “vatan, millet” adına yapılan bu “bayrak yarışı”nın hitamında muhterem başbakanımızın buyurduğu bu “helalleşme “faslının gerisinde yatan zihniyetin dönüp dolaşıp geleceği noktanın temeli “din”e, dolayısıyla “inançlar” manzumesine dayandığına göre; anlaşılan o ki, şu kırtıpil alemde, şu “fani dünya”da bilerek veya bilmeyerek attığımız her adımın yanı sıra, ayrıca  soluduğumuz her nefesle beraber işlediğimiz “sevap” ve “günah”larımızın “hesabını” öte tarafa yapacağımız yolculuğun hemen akabinde tanrının huzurunda, O’nun yüce divanında verip, böylece sonsuza dek sürüp gidecek hayatımız boyunca “cennet” ya da “cehennem” kapılarından birine yöneleceğimizi peşinen düşünüp davranışlarımızı buna endeksleyip, zapturapt altına almamız şart!

O halde?..
O halde siyasi yaşamımızda giderek yerini alan bu “helalleşme” hikayesi, bu bapta gelişen “kültür”ümüz,  ülkemize, milletimize hayırlı olsun, amin!

evrensel.net
www.evrensel.net