24 Nisan 2020 00:09

TBMM’nin 100. yılı, CHP ve sosyal demokrasi: İtici güçlerin itici güçleri eksik değerlendiriliyor

Paylaş

TBMM’nin açılışının 100. yılı. Her ne kadar çok uzun bir sürece, en azından Tanzimat’a ve meşruiyete dayansa da onlar Osmanlı veya imparatorluk kurumları olarak kalmış, henüz cumhuriyet ve çağdaş bir yurttaşlık anlayışını oluşturamamıştır. TBMM’nin açılışı cumhuriyetin temel oluşum ayağıdır, çok önemlidir.

TBMM’nin açılışının, imparatorluktan cumhuriyete geçişin 100. yılında bizzat M. Kemal tarafından kurulmuş olan CHP’nin Şimdiki Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, güncel gündemleri dikkate alarak CHP tarihinde önemli bir yere sahip olacak, yine cumhuriyetin yayın organı olarak kurulmuş Cumhuriyet gazetesinde uzun bir makale yayımladı.

CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dünyayı tüm demokratların birleşmesinin kurtarabileceğini ileri sürüyor. Marx’ın “Tüm dünyanın işçileri birleşin” çağrısına çağrışımla, ancak Marksist belirlenimden çok farklı bir sayıtlıyla, sorunun sınıfsal yanını görmüyor, aksine sorunun daha çok sonuca denk düşebilecek otoriter veya totaliter rejimler olduğu varsayımıyla “Tüm dünyanın demokratları birleşin” çağrısında bulunuyor. Hangisinde birleşileceği aslında sorunun ne olduğu ile ilgili bulunuyor. Örneğin

Dünyanın tüm demokratları birleşinDünyanın bütün insanları akılcılıkta birleşin (örneğin hümanizm, aydınlanma)Dünyanın tüm halkları birleşinDünyanın tüm işçileri (üreticileri) birleşin (komünizm)Aynı dinden veya mezhepten olanlar birleşin (örneğin milletçilik-ümmetçilik, siyonizm vb.)Aynı halktan olanlar birleşin (örneğin Turancılık)Veya her ulus (ülke) kendi kendisine devam etsin (örneğin milliyetçilik, ulusçuluk).

Burada ana soru “Hangisi hangi soruna karşı bir strateji olarak öne çıkıyor?” sorusudur, yani sorun nedir, o halde karşıtı veya çelişiği nelerdir? Yoksulluk sorunu, salgın sorunu, demokrasi sorunu demokratların birleşmemesinden kaynaklanıyorsa çağrı yerindedir. Aksi takdirde eksik veya dahası hatalıdır.

TBMM: ULUS DEVLETİN BİRİNCİL ORGANI VE SEMBOLÜ

Eyleminin meşruiyeti, iktidarın meşruiyeti çok önemli. Mustafa Kemal aristokrat veya soylu değil. Şıh şeyh değil. Burjuva değil. Meşruiyetinin dayanağı ancak kongrelerden (Halkın, daha somut olarak askeriye, mülkiye, tıbbiye bürokrasisinin veya eşrafın temsilciliğinden) ve akılcı bir stratejiyle işgale karşı başarı göstermekten geçiyordu. Kongreler; Fransız İhtilali’nin de Sovyet Devrimi’nin de temel meşruiyeti olmuştu, M. Kemal de bu kongre geleneğine dayandı.

TBMM, aslında vilayet veya bölge kongrelerinin federatif bir üst çatısıydı. Sonradan il veya bölge kongreleri tümden yok sayılarak, tüm yetki TBMM’ye bağlanmıştır ki, bu “uluslaşmanın” en önemli ayağını oluşturmuştur. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarı aslında TBMM’nin gücünü, uluslaşmayı işaret ediyor, sadece Osmanlı ve din çevrelerini değil aynı zamanda diğer kongreleri de lağvediyordu. Çerkez Ethem ve daha birçok ayaklanmanın aslında sadece saltanat veya dinci hareketlerle sınırlı olmadığı, daha geniş olarak diğer kongrelerin ve güç odaklarının tasfiyesine dair gerilimleri de barındırdığı söylenebilir.

MARX İÇİN SORUN KAPİTALİZM: İTİCİ GÜÇLERİN İTİCİ GÜÇLERİ SINIFSAL

Toplumsal sorunların sebebi psişik veya tinsel olarak açıklanmaya kalkılırsa, kişisel hırslara veya salt rejim biçimine bağlanırsa, eksik ve dahası hatalı bir anlayışa düşülür. Koronavirüs salgının yayılması veya sağaltım hizmetlerindeki eksiklikler psişik sebeplerle açıklanamaz; bulaşmada biyolojik bir yan var, yayılmada sosyodemografik faktörler etkili, sağlık yatırımları ekonomipolitik, işleyişi daha çok idari bir boyut taşıyor.

“Sağlık” bir sektör olarak ve hastalar “müşteri” olarak kabul ediliyorsa, yapılanlar iktisadi külfet veya maliyet olarak görülüyorsa, burada ölçü “kârlılık/maddi birikim” oluyor, birikime konu olmayacak veya birikime yardımcı olmayacak boyutlar dışta bırakılıyor, en insaflı anlatımla görmezden geliniyor. İnsan da hastane de ilaç da tedavi de yaşlılar da kâr getirisi varsa dikkate alınıyor, aksi takdirde bu alanlara yatırım yapılmıyor, sağlık insanlara hizmet olsun diye hazırlanmıyor, sunulmuyor. Kısaca itici güçlerin arkasındaki toplumsal itici güçler, daha somut anlatımla hem yoksulluk hem de sağlık sistemindeki sorunlar en başta finans kapitalizmin, emperyalizmin mevcut halinden kaynaklanıyor.

KILIÇDAROĞLU OTOKRASİNİN SEBEPLERİNİ GÖREMİYOR: İTİCİ GÜÇLERİN İTİCİ GÜÇLERİ ‘İKTİDAR HIRSI’NDAN, ‘ÇOĞULCULUK’TAN DAHA FAZLA ŞEYLER

Kılıçdaroğlu, toplumsal “itici güçlerin arkasındaki itici güçleri” (Engels) göremiyor, sınıf ve zümrelere, kapitalizme, emperyalizme, metalaşmaya, ticarileşmeye, piyasalaşmaya çok dokunmadan geçiyor; bunların yarattığı sorunları “demokrasi” sorunlarıyla, çoğulculuk sorunlarıyla ilişkilendiriyor, ekonomipolitiği ve biyopolitiği salt politik olana, onu da salt rejim sorununa veya demokrasi veya çoğulculuk sorununa indirgiyor.

KAUTSKY: SOSYAL DEMOKRASİ VEYA ‘DEVRİMCİ OLAN AMA DEVRİMLER YAPMAYAN PARTİ’

Uluğ Nutku, 1976’da “itici güçlerin itici güçleri”ni tartışırken “sosyal demokrasi” ile ilgili Kautsky’ye gönderme yapıyordu (tesadüf şu ki Kautsky’nin bu yazısı da 1920 tarihli, yani 100. yılında):

“Sos­yal demokrasi itici güçlerin devrimci niteliğini anlamadığı, anlasa da işine gelmediği için Antimarksisttir ve bugün hem tarihsel hem mantıksal tahlilde onun yeri emperyalist kamptır. Ömrünü çoktan doldurmuş olan bu sosyalizm paraziti akımın kırıntıları, ağababaları Karl Kautsky’nin şu tezine tutunagelmektedirler: ‘Sosyal demok­rasi devrimci olan ama devrim­ler yapmayan bir partidir.’ (Kautsky, İktidar Yolu, Dev­rime Doğru Serpilme Üzerine Politik Görüşler / Berlin 1920, s.57.)

Oysa Marx, ‘Devrimler ta­rihin lokomotifleridir’ deyişiyle  (Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, III. Bölüm) tarihi iten güçlerin tarihi çeken güçlere devrimle dönüşüm gereğini göstermiş oluyordu.” (Nutku, “Bir Mektup”, Birikim, 1976, 13.sayı)

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...