17 Nisan 2020 04:05

Başkanlık, af ve Yeni YÖK: Yönetim biçimlerini yasaları gösterir

Paylaş

Türkiye’de garip şeyler olmuyor, Türkiye’nin yönetim biçimi neyse, iktidar katında “değerli” olan ve “değersiz” olan şeyler nelerse ona göre bir şeyler oluyor.

Dolayısıyla tek başına af veya yasaya değil yasanın içeriğine bakmak gerekiyor.

Bir af yasası bir yandan mevcut yasaların temel hak ve özgürlüklere uygun olmadığını göstereceği gibi yargılamaların, suçlama ve cezalandırmaların sağlıklı yapılmadığına da işaret edebilir. Veya ülkenin değişen şartlarında tüm bunların yeniden gözden geçirilmesine de. Dahası yasaları yapan anlayış veya yönetim, sınıf, zümrelerle diğer anlayış, sınfı ve zümreler arasında farklılıkları da gösterebilir. İktidar ve çıkar çatışmalarını da, formel ve informel norm çatışmalarını da gösterebilir.

Çıkarılan af yasaları ve ceza disiplin yasaları incelenirse yönetim biçimimizin ne olduğu çok daha açık olarak ortaya çıkar.

Ödülsüz cezasız kural olmaz, norm olmaz, kanun hiç olmaz. Ceza yasaları aslında medeni kanunların uygulanmasını, ödül ve cezalarını gösterdiğinden, medeni yanımızla da doğrudan ilişkili bulunmaktadır; neyin suç sayıldığı aslında uygarlık yanımızla ilgili bulunmaktadır.

KORONA VİRÜSTEN; YÖNETİM BİÇİMİ CEZA YASASINDAN BELLİ OLUR

Bugünlerde korona ile yatıp kalkıyoruz. Kuru öksürük varsa, nefes darlığı varsa, 38.5 ateş varsa, temaslı isek vb. o halde korona şüphelisi sayılıyoruz. Öyle olup olmadığımıza da bu belirtiler yetmiyor, testler (ölçeklendirme) yapılması, elektromikroskoplarla veya daha farklı tekniklerle bu virüsü taşıyıp taşımadığımızın, bu virüsün insan vücudunda hücrelere girip girmediğinin bizzat tespit edilmesi, bizzat gözlenmesi gerekiyor.

Yani 1- Öncelikle bir “tanımlama”, böyle bir tanımın sağlıklı, yaşanmış olgu olaylardan hareketle yapılması, 2- sonra bir kişide böyle bir şeyin veya bulaşıklığın olup olmadığına “şüphe” için bir takım semptomlara (işaretlere, belirtilere) dayanılması yani “şüphe argümantasyonu” gerekiyor. 3- Bu semptomlar da yetmiyor, bizzat öyle olup olmadığının gösterilmesi, böyle bir oluşun gözlenmesi gerekiyor (“gösterim, ispat”).

Yani ta Aristoteles’e gidersek, “maddi neden” yoksa, koronavirüsün bize bulaştığı söylenemez; ancak “koronalı hücremiz” olursa, bunu  ispatlayabilirsek, yani “maddi sebep” varsa koronalı sayılırız.

BİYOPOLİTİKA: ANORMAL, NORMAL, HASTA, TEDAVİ

Koronavirüsün hücrelere yerleşikliği bizi korona hastası yapıyor ancak bizzat korona yapmıyor, yani biz insanız ama korona virüsü taşıyan, koronalı bir insanız. Koronalı oluşumuz özümüzden de ilineğimizden de değil, ancak dışsal bir etki, dolayısıyla bu durumu “anormal” sayıyoruz, hepatit, çiçek vb. de öyle, virüsü vücudumuzdan, hücrelerimizden uzaklaştırmak istiyoruz. Biyos antikor üretmeye çalışıyor, bizler bilinçli olarak “tedavi” etmek istiyoruz.

Biyopolitika ki “yaşam” üzerine kurulu, yaşatıcı şeyler “olumlu” (yararlı), yaşamı zorlaştıran şeyler “olumsuz” (zararlı) kabul ediliyor. Bir de etkisizler, “zararsızlar” sayılabilir.

“Tedavi” olumsuz kötü bir etkiye karşı olur. Vücudumuzda daha trilyonlarca mikroorganizma var, onların bir kısmı sadece mide ve bağırsaklar değil kan, ter vb. pek çok yararlı işleyiş için de gerekli bulunuyor, yani vücudumuza zarar vermeyen, “yaşamımızı” olumsuz etkilemediğini düşündüğümüz “anormal”ler de var, hatta bu anomaliler “yaşamımızı” kolaylaştırıyorsa “normal” veya bizden sayıyoruz.

MUTASYON: DIŞSAL OLANIN İÇSELLEŞMESİ, ÖZDEN SAYILMASI

Daha zorlu bir durum “mutasyon” ile ilgili bulunuyor. Mutasyonu ya enerjiye ya da virüslere, yani her iki durumda da dışsal etkiler altında, onlara uyarlanmaya uğraşırken, adaptasyon sürecinde evrim geçiriyoruz, mutasyona uğradığımızda o şey, o özellik artık bizden sayılıyor. Bu bazen birden, örneğin enerji durumunda veya uzun erimde, örneğin virüslere uyarlanırken gerçekleşiyor.

SOSYOPOLİTİKA, AF VE YÖK YASASI: SUÇ VE CEZA SINIF VE ZÜMRE BAZLI

Biyopolitikadan sosyopolitikaya geçersek “yaşatıcı” olan ne,  yaşama (İnsana ve sosyal yaşam karşılığı toplum oluşa) “zararlı” olan ne? Yeni YÖK’ün disiplin ve ceza işleri yasası bunları tanımlıyor.

AF VE YENİ YÖK YASASI: ŞİDDET VE TERÖRE AF,
BİLİM VE DÜRÜSTLÜĞE CEZA

Af ve Yeni YÖK’ün disiplin ve ceza yasası sosyal normları (sosyal olarak iyilik ve kötülükleri) tanımlıyor; düşünce, bilim, araştırma, araştırdığı ve kanaat getirdiğini dürüstlükle ifade etmeyi “suç” (kötülük) sayıyor. Dürüstçe bilim ve felsefe yapmayı, bunları paylaşmayı, gördüklerini duyduklarını dürüstçe aktarmayı suç sayıyor.

Dahası “politikayı”, yani “bilinçli insan” ve “bilinçli toplum” olmayı suç sayıyor.

Af yasasında her tür şiddet, yan kesicilik, tedhiş-terör neredeyse af kapsamına alınıyor. Vergi rüşvet kaçak yapılaşma, taciz tecavüz, iltimas, suistimal, yaralama, zarar verme af kapsamına alınıyor.

Af yasası da Yeni YÖK’ün disiplin ve ceza işleri yasası da insanın ereksel bir varlık olduğunu, insanı insan yapan en temel özlerinden biri olan kendisini ve ideallerini açıklamak ve gerçekleştirmek için çabalayan bir varlık olduğunu yok sayıyor, dahası böyle biri olmayı, insan olabilmeyi suç sayıyor, politik bir amacı olmasını, bilim kişilerinin erek sahibi olmasını, bilim insanlarının da gazetecilerin de gördüklerini duyduklarını dürüstçe aktarmasını ve savunmasını suç sayıyor.

ESKİ VE YENİ YÖK POLİTİKASI: İKTİDARA YALTAKLANMAYAN
POLİTİKA SUÇ

YÖK daha kuruluşunda darbecilerin üniversiteyi, dahası bilgi ve düşünce üretimini denetim altına alması, işine gelmeyeni baskılaması üzerine kurulmuş Türkiye’nin en politik yapılanmasından biridir. Yeni YÖK, bu yasa ile birlikte tümden politik bir iş yapıyor. Dahası araştırma, düşünme ve açıklama hürriyetlerine karşı baskı, korkutma, tedhiş sayılabileceğinden bizzat terör de sayılabilir mi, onu sizler değerlendiriniz.

KAÇ MİLLETVEKİLİ KARŞI OY VERDİ:51/600 (1/11)

Sadece AKP ve MHP oylarıyla geçmedi af yasası.  Mecliste 600 milletvekili var, bunların sadece 51’i Af Yasasına karşı oy veriyor. Yani yaklaşık 12’de 1’i .

Hatta CHP’li bir vekil, geçmişi belki de M.Ağar’lara değen bir vekil, olumlu oy veriyor da “Yanlışlıkla oldu” diyor.

Yanlışlıkla mı yandaşlıkla mı oldu, onu siz değerlendirin.

Af Yasaları Mecliste en geniş konsensusla (uzlaşımla) çıkan yasalar oluyor. Bu da öyle.

SORU: SOYLU’NUN İSTİFASI AF YASASI İLE Mİ İLGİLİ?

Soylu’nun istifası hep sokağa çıkma yasağı ile ilişkilendirildi ama “af yasası” ile ilişkili olabilir mi? Bu af yasasında bazı maddelerin yer almasının sağlanması veya bir an önce çıkarılması ile ilgili olabilir mi?

Türkiye’nin yönetim biçimi oligarşi, monarşi, demokrasi, otokrasi… bunlardan hangi türe daha yakın sayılır?

Neredeyse Sümer’den, Mısır’dan bu yana, dinlerin çoğunda “suç” niteliği taşıyan olaylara ve bu suçları işleyenlere af getirilirken temel insan haklarından olan düşünce, bilim-araştırma ve ifade hak ve özgürlükleri “suç” sayılıyor, dahası bu üniversitelere yönelik, akademiye yönelik yapılıyor.

Temel hak ve özgürlüklüri kısıtlarken, Yeni YÖK suç olmayanı bile suç sayarken, Meclis bunları oylarken, diğer yandan dolandırıcılık, gasp, şiddet türü olayların af kapsamına alınmasının “barbarlık” ile, “barbar oligarşi” ile bir bağı olabilir mi? Böyle bir terimleştirme yapılabilir mi?

TERÖR VE SUÇ REJİMLERİNİ ELEŞTİRMEK SUÇ MU ERDEM Mİ?

Hitler, Mussolini, İran, Suudi Arabistan, Kuzey Kore…ülkelerin bu yönetimlerinde veya bu tür yönetimlerde her halde en ağır suçlar; rejimi ve yöneticileri eleştirmekten oluşuyordu.

Rejim, yöneticiler veya birileri terör ve şiddete dayalı yönetim gösteriyorsa, ona sessiz kalmak değil ses çıkarmak, eleştirmek, karşı çıkmak, değiştirmek teröre karşı mücadele sayılır; hak ve özgürlük mücadelesidir. 1000 yılı aşkın süre önce İbn Sina bile kötülük yapan yöneticiye karşı çıkmak gerektiğini, karşı çıkmayanın o günaha ortak olacağını söylüyordu.

Yeni YÖK’e göre yerleşik güç ne söylüyorsa ona boyun eğmek gerekiyor, eğer otoriter ise otoriter, totaliter ise totaliter, yerleşik güç ve koyduğu kural neyse ona karşı çıkmak suç oluşturuyor.

İnsan olmamayı öneriyor Yeni YÖK. İnsanı yok saymaya kalkıyor. İnsanın erek koyamayacağı, gördükleri ve doğru bildiklerini savunamayacağını söylüyor. Ben kendimi “insan” olarak tanımlıyorum, insanım. Demek ki aynı türden değiliz.

Tedhişe teröre sessiz kalmak teröre, terör rejimlerine yardım ve yaltaklık olacaktır. Temel hak ve özgürlükleri savunmak, bunları desteklemek ve genişletmek bizzat insan olmanın, insanı ahlaklı kılan en önemli özelliklerin başında gelmektedir. Bilim ve düşünce; iktidara, geleneğe, paraya pula boyun eğmez, aksine her şartta doğrudan gerçekten, bunların araştırılıp ifade edilmesinden oluşur.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...