Bu Meclis kimi temsil eder?


24 Haziran 2011 09:28

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’ndan milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin kazandığı milletvekilliğinin bir AKP’liye verilmesinin arkasından, CHP’den milletvekili seçilen Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın da serbest bırakılmasının reddedilmesi Meclis’in açılışına doğru krizi daha da derinleştirmiştir.
MHP’den milletvekili seçilen Engin Alan ve KCK davasından tutuklu ama halkın oy vererek Meclise gitmesini istediği Selma Irmak, Kemal Aktaş, Gülser Yıldırım, Faysal Sarıyıldız, İbrahim Ayhan için de mahkeme kararının ne olacağı da merakla bekleniyor.
AKP’nin “iyi polisleri”, Bülent Arınç ve M. Ali Şahin’in Hatip Dicle için, “Mecliste gereken düzenlemelerin yapılabileceği” açıklamaları önceki gün, AKP yönetimi tarafından resmen yalanlandı! Tersine AKP’nin resmi sözcüleri, “Dicle ile Erdoğan’ın 2003’teki durumunun hiçbir ilgisinin olmadığı”nı öne sürdüler. “Dicle için Erdoğan formülü”ne yanaşmayacaklarını öne süren AKP sözcüsü Bekir Bozdağ, AKP’nin gerçek tavrını ortaya koydu.
Bu Meclis, ülkenin sorunlarını çözecek, hatta “yeni bir anayasa” yaparak, ülkede krizlere yol açan anayasal ve yasal düzenlemelere son vererek, ülkenin demokratikleşmesinin önünü açacak bir Meclis olarak halka sunuldu. Seçim boyunca da bir yandan partiler, öte yandan da basın ve öteki kamuoyu oluşturan odaklar bu doğrultuda yazılar yazıp konuşmalar yaptılar, vaatlerde bulundular. Başbakan Erdoğan’ın “Balkon konuşması” referans gösterilerek, pembe tablolar çizildi.
Peki, gerçek böyle mi?
“Evet” ya da “hayır” demeden gelişmelere kısaca bakalım:
Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku, şimdiden “yemin etmeyecekler”ini ve Meclis çalışmalarına da katılmayacaklarını açıkladılar. Sadece “Blok”un Meclis grubu değil, halk da sokağa çıkarak, Adliye binalarına yürüyerek, kepenk kapatarak siyaset alanına ağırlığını koyacağa benziyor. Diyarbakır başta olmak üzere gelişen halkın sokağa çıkmaya başlaması, perşembenin gelişini çarşambadan haber veriyor.
CHP’nin ise; Balbay ve Haberal salıverilmezse, “yemin etmeyerek” Meclis çalışmalarına katılmamaktan, “yemin etmek” ama Meclis’teki komisyonların oluşturulmasını boykot ederek, Meclisi çalıştırmama gibi eylemlere başvuracağı belirtilmektedir.
MHP ise, eğer “Balyoz Davası”ndan tutuklu MHP Milletvekili Engin Alan’ın tahliyesi reddedilirse (Bu yazı yazıldığında henüz mahkemenin kararı belli değildi) Meclisteki faaliyetine “yaralı” olarak başlayacak partilerden birisi olacak. Ancak MHP, vekiline sahip çıkma (çıkamama) ile devlet saygısı arasına sıkışmış görünmektedir. Ancak şu açık ki, MHP de olup bitenden hoşnutsuz ve “yaralı” bir partidir.
Olup bitenden sadece AKP hoşnut görünmektedir. Çünkü çark, sadece AKP lehine işlemektedir.  Üstelik de çarkı YSK ya da Ağır Ceza Mahkemeleri döndürmekte, rantını ise AKP yemektedir. Ve AKP’li sözcüler her ne kadar olup bitenden rahatsız olduklarını söyleseler de aldıkları tavırla bütün bu gelişmelerden mutluluk duydukları belli olmaktadır. Dahası gelişmelerin seyrinin karşı tarafı yaralayan bir doğrultuda olması, AKP’nin seçimden alamadığı gücü yargı üstünden almasının yolu olarak görünmektedir. Bu da, bütün bu gelişmelerin AKP’nin, yargıyı ele geçirmesiyle bağlantılı olduğu ve mahkemelerin bu kararları siyasi iradeyle uyum içinde aldığı fikrini de giderek güçlendirmektedir.
Peki, böyle bir Meclis, bırakalım “yeni bir anayasa” yapmayı, Kürt sorununun çözümü için adım atmayı, ülkenin günlük işleri için üstüne düşeni yapabilir mi?
Elbette hayır!
Bu Meclis, ülkenin sorunlarını çözecek bir Meclis olmayacaktır.
Hatta şunu söyleyebiliriz ki, eğer AKP, bu olanları ortadan kaldırmak için bir uzlaşmaya yönelmezse, “YSK kararı”, “yargı kararı” gibi malum gerekçelerin arkasına sığınırsa Meclisin açılmasıyla birlikte “erken seçim tartışmaları” da ciddi olarak gündeme gelecektir.
Çünkü böyle bir Meclis, AKP’nin ve yakın çevresinin çıkarları dışında hiçbir şeyi temsil etmeyecek bir meclis olacaktır.

evrensel.net
www.evrensel.net