03 Nisan 2020 04:46

Bilim Kurulunun akıbeti "Akil İnsanlar" gibi olmasın!

Paylaş

‘Koronavirüs Bilim Kurulu’, koronavirüs pandemisiyle (Kovid-19) mücadele adına Sağlık Bakanı Fahrettin Koca başkanlığında oluşturulmuş bir ‘danışma’ kurulu. Çeşitli üniversite ve hastanelerden alanlarında uzman 26 bilim insanından 10 Ocak’ta oluşturulan kurul, daha sonra yeni katılımlarla 31 kişiye çıkartıldı. Sağlık Bakanı Koca’nın bu kurulun toplantılarından sonra yaptığı açıklamalar, iktidarın salgınla mücadelede oldukça şeffaf davrandığı ve gerekli önlemleri aldığı algısının ve toplumun geniş kesimlerinde güven duygusunun oluşmasında oldukça etkili bir rol oynadı.

Bu süre boyunca Bakan Koca’nın ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın salgınla mücadele adına açıkladığı kararların ne kadarının bu kurulun önerisi olduğunu ya da alınan bu kararlarda bu kurulun düşüncelerinin ne kadar gözetildiğine dair elimizde somut bir veri bulunmuyor. Bildiğimiz şey bu ‘danışma’ kurulunun kararları alan iktidara bazı önerilerde bulunduğundan ibaret.

Mesela toplum sağlığını ciddi biçimde tehdit eden bu salgınla mücadele konusunda görüşlerinin alınması hayati önem taşıdığı halde iktidar tarafından ayrımcılığa tabi tutulup yok sayılan Türk Tabipleri Birliği (TTB) salgınla mücadelede en etkili yöntemin yaygın test yapılması (Hastalığa yakalananların hızla tespit edilip hastalığın yayılmasının önlenmesi) olduğunu söylediği halde Bakan Koca buna karşı çıkıyordu. Acaba bu görüş ve tutum Bilim Kurulunun mu, yoksa iktidarın mıydı? Gazetemizin Ankara Bürosundan Birkan Bulut’un dün yayımlanan röportajında Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Profesörü Dr. Alpay Azap’ın test sayısının artmasının salgınla mücadelede olumlu bir gelişme olduğunu söylemesi, iktidarın karar alırken ‘Bilim Kurulu’nun görüşlerini ne kadar gözettiği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan “Her hal ve şart altında üretime devam” diyerek işçilerin canı pahasına üretimi sürdüreceklerini söylerken Azap’ın özel sektör için bölgesel ihtiyaçlara göre karar verilmesi önerisini yaptıklarını söylemesi, bu konuda da iktidar ve ‘Bilim Kurulu’nun aynı düşünmediklerini gösteriyor.

Uzatmadan söylersek iktidar, ‘Bilim Kurulu’nun varlığını bugüne kadar toplumun ikna edilmesinin, kendi aldığı kararlara güven duymasının bir dayanağı olarak kullandı/kullanıyor.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Her hal ve şart altında üretim” kararı, bugüne kadar her şeyin kontrol altında olduğunu söyleyen iktidarın ‘sürü bağışıklığı’ mantığıyla ‘Ölen ölür kalan sağlar bizimdir’ yaklaşımı içinde olduğunu ortaya koyuyor. Haliyle bu yaklaşımın bir sonucu olarak gün geçtikçe ülkedeki vaka sayısı ve ölüm tablosu da giderek daha vahim bir hal alıyor. Bu durum bir yandan ‘Bilim Kurulu’ üzerinden oluşan güven duygusunun yerini kaygıya ve güvensizliğe bırakmasına ve öte yandan da Erdoğan’ın son yardım kampanyası üzerinden iktidarın kendi sorumluluklarından kaçmasına karşı bir tepkinin ortaya çıkmasına yol açıyor.

Tam bu noktada akıllara iktidarın oluşmakta olan olumsuz tablo karşısında yarın faturayı ‘Bilim Kurulu’nun üzerine yıkıp işin içinden sıyrılmaya çalışıp çalışmayacağı sorusu geliyor. Tıpkı zamanında ‘Akil İnsanlar Komisyonu’na yaptığı gibi…

Hatırlanırsa 2013-15 yılları arasında sürdürülen “çözüm/açılım” sürecinde bu sürecin geniş toplum kesimlerine anlatılması, toplumun bu sürece kazanılması için 63 kişilik bir Akil İnsanlar Komisyonu oluşturulmuştu. Ancak Kürt sorununun çözümünün toplum içinde tartışılması ve toplumun geniş kesimlerinin barışçıl çözüme kazanılması için azımsanmayacak bir rol oynayan bu komisyon -ki, o dönem toplumun yüzde 70’inin bu politikayı desteklediğine dair yapılmış anketler bulunuyordu- iktidarın çözüm masasını devirmesinden sonra adeta günah keçisi ilan edilmişti. Hatta bu Akil İnsanlar Komisyonunda görev alan ve toplumun geniş kesimleri tarafından sevilen Kadir İnanır gibi bir sanatçı bile barışçıl çözümü savunmaya devam ettiği için geçtiğimiz günlerde iktidar (İçişleri Bakanı Soylu) tarafından “hain” ilan edilip hedefe konmuştu.

Bu arada daha önce Sözcü’den Yılmaz Özdil’in de 20 Mart tarihli ‘Bilim Kurulu’ yazısında Bilim Kurulu ve Akil İnsanlar Heyeti arasında bir benzerlik kurduğunu belirtmeden geçmeyelim. Ancak Özdil, özellikle Kürt sorununun barışçıl çözümüne karşı bir yazar olduğu için ‘Akil İnsanlar’ın hepsini AKP borazanı olmakla suçluyor ve bunların “Milleti kandırmak, milleti yalanlara inandırmak için şehir şehir dolaştırıldığını” söylüyor.

Oysa yanlış olan akil insanların geniş toplum kesimleri içinde Kürt sorununun barışçıl çözümünü tartıştırması değil, tıpkı Bilim Kurulunda olduğu gibi iktidarın bu komisyonu yetkisiz olarak çalıştırması ve işi bitince bir kenara atmasıdır. Yani eleştirilmesi gereken ne Bilim Kurulunun ne de Akil İnsanlar Komisyonunun oluşturulmasıdır; aksine eleştirilmesi gereken iktidarın bu komisyon/kurulu kendi politikalarına dayanak olarak kullanmaya çalışması, yani toplumun çıkarı için çalıştırmak yerine kendi çıkarları için araçsallaştırmasıdır.

Sonuçta karşımızda temsilcisi olduğu tekelci burjuvazinin çıkarları için işçileri ölümüne çalıştırmakta ve böylelikle sadece işçilerin değil, bütün toplumun sağlığını tehlikeye atmakta tereddüt etmeyen ancak buna karşı halka dua etmeyi vazeden bir iktidar bulunuyor. Böylesi koşullarda iktidarın niyeti ne olursa olsun salgınla mücadele adına oluşturulmuş Bilim Kurulunun etkili bir pozisyona gelmesi ve bu mücadelede TTB başta, sağlık alanında örgütlü kuruluşlarla etkin bir iş birliğinin sağlanması, gelinen yerde bütün toplum için hayati önem taşıyan bir halk sağlığı sorunudur.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa