Tek adamcılığın dayanılmaz ağırlığı -2


24 Haziran 2011 09:03

Geçen hafta yazımı, seçim sonrası ülke ekonomisindeki gelişmelerin, uluslararası iktisadi olumsuzlukların yanı sıra 9 yılından beridir Türkiye siyasetinde dış destekli dönüşümün meyvelerinin toplamasında yaşanabilecek muhtemel sapmalar da göz önüne alınarak değerlendirmesi gereği vurgusuyla sonlandırmıştım.
Bu nedenle, işe birkaç soru sorarak başlayalım. Cari açığın artış yönünde ivme kazandığı bilinmekteyken ve mart ve nisan aylarındaki cari açıktan hareket edilerek 2011 yılı sonu itibariyle 80 milyar dolara ulaşacağı vurgulanırken, neden TL. aşırı değerli tutuldu da, seçim sonrasında ivme kazanarak USD/TL’de 1.66-1.70 aralığı konuşulmaya başlandı? Seçim öncesinde Türkiye not artışı beklentisindeyken, neden seçim sonrasında yine cari açık kaygısıyla not artışının ancak bir yıl sonra düşünülebileceği vurgusu yapılmaya başlandı? 2010 yılı aralık ayı sonunda 75 bin, seçimin hemen öncesinde 100 bin olacağı konuşulan İMKB endeksinde bugünlerde neden 58 bin-62 bin aralığı hakim oldu ve yabancı çıkışı hızlandı? 11 Haziranda ekonominin ısındığına dair tek bir kelam edilmezken, birden aşırı ısındığı vurgusu neden ülke ekonomisinin gündemine geldi oturdu? vs. Ez cümle, temel makro göstergelerin çok iyi olduğu belirtilirken, nasıl oluyor da oluyor ve bu duruma geliniyor?
O zaman bu işin arka planını ele almamız ve yaratıla gelen tek adam kavramına değil de, tek adamlığa soyunma isteği ve gayretine bakılmalıdır. Seçim sonrası bu istek ve gayretin hakimiyetini sürdürmesi, özellikle anayasa konusunda uzlaşma imkanlarının ortadan kalkarak siyasi kargaşanın, belirsizliğin gerçekleşebilecek olması (ki başladı) ve sonuçta da, ülkede her alanda 9 yıldır dış destekli olarak gerçekleştirilen yapılandırmaların bir anda duraksaması ve hatta gerileme ihtimalinin ortaya çıkacak olmasının hiç de göz ardı edilemeyecek bir unsur olmaya başladığı tespitinde bulunulmak gerekmektedir.
Seçim öncesi J.P.Morgan’ın Türkiye için tavsiyesini ‘underweight’ ve Goldman Sach’ın ‘Türkiye’de Sat, Rusya’da Al’ biçiminde açıklaması, The New York Times, Reuters, The Economist ve bu hafta da Newsweek’in dikkatleri Başbakanın siyasi emellerine çekmesi, ABD’nin temel endişesinin ekonomiden çok siyaset üzerinden geliştiğini çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu arada seçim öncesinde CIA’nın resmi sitesinde AKP’nin 12 Haziran seçimdeki oy oranını, nokta hedef, yüzde 38, olarak açıklamış olmasının bir hesap yanlışlığı olmadığı, bunun bir mesaj olarak değerlendirilmesi gerektiği, üzerinde bir kez daha düşünülmesi gereken husustur. Zira yüzde 38’lik oy oranının, 2007 yılındaki e-muhtıranın hemen öncesinde AKP’nin seçim anket sonuçlarına ilişkin tahmin olduğu hatırlanmalıdır. Seçim ertesinde ABD’den hükümete yönelik olarak gönderilen ‘Kürtlerle anlaşın’ mesajının, aslında iktisadi alanda yaşanmaya başlayan gelişmelere ilişkin mihenk taşının esas itibariyle hangi temelde esas alındığının bir göstergesi olma özelliği vardır.
Bu çerçevede ilave edebileceğim bir başka şablon daha söz konusudur. Bu da, dış dünyanın 9 yıldır AKP’ye ilişkin birikimli olarak ortaya çıkan kimi göstergeler konusundaki hassasiyetinin ülke ekonomisindeki gelişmeler üzerinde etkili olmaya başladığıdır. Dış dünyayı rahatsız eden bu göstergelerden bir tanesi, ülkede istisnasız her alanda işin liyakat sahibine değil de, iktidara yakın çevrelere verilerek, bir anlamda ‘21. yüzyıl ortaçağcılığının’ ön plana çıkarılmış olmasıdır. Bu çizgi aynı zamanda da, daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi, ‘ötekileştirenlerin ötekileştirilmesi’ çizgisinde devam ettirilmektedir. Bir başka gösterge, iktidarın kamu ihaleleriyle ilgili izlediği yol haritası olup, gelişmelerin iktidara yakın iki dinî cemaat çerçevesinde sürdürüldüğü ve konuya ilişkin tartışmalarının söz konusu iki dini cemaat dışındaki dini cemaatler de dahil olmak üzere değişik çevrelerde yapılıyor olmasıdır. Bir üçüncüsü, dış politikada izlenen tutarsız çizginin varlığıdır.
Bu konudaki somut duruma bakıldığında, olup bitenin kurulan modelle uyuşmayan karar ve uygulamalar biçiminde gelişme göstermesidir. Son örnek olması açısından, Suriye-Türkiye ilişkilerinde şu anki durum aşikar olup, bu haftaki Erdoğan-Obama telefonlaşmasının arkasından Esad’la geliştirilmiş olan abi-kardeş muhabbetinin nasıl sınır çatışması ya da genel bir savaş ortamına dönüşebileceği su üstüne çıkmıştır.
Oldukça kaba bir biçimde ve ayrıntılarına giremeden ortaya koymaya çalıştığım gelişmeler, tek adamlığa soyunma girişiminin ya da sinyallerinin, dış dünyada nasıl tepki bulabileceğinin ve yeniden ülkeye yansıtılabileceğinin somut bir göstergesi olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu arada Fethullah Gülen okullarına yönelik Haziran başında ABD’de federal bir soruşturmanın başlatılmasının da, bu resim içinde nereye oturtulması gerektiğini sizlere bırakıyorum.
Selam Ola.

evrensel.net
www.evrensel.net