15 Mart 2020 01:00

Ezberler bozulsun, tabular yıkılsın!

Ezberler bozulsun, tabular yıkılsın!
PAZAR
Paylaş

Fukushima nükleer faciasını hatırlarsınız.

11 Mart 2011’te deprem yüzünden meydana gelen tsunami sonrası Fukushima Nükleer Santrali’nin jeneratörleri devre dışı kalmış, kısmi erime sonrası hidrojen patlamaları gerçekleşmiş ve santralin bir kısmı havaya uçmuştu.

Etraftaki 200 bin kişi acilen tahliye edilse de radyasyona maruz kalmışlardı.

50 teknisyen radyasyona maruz kalacaklarını bile bile, ölüm riskini göze alıp sevdikleri ile vedalaşıp santrale girmeye gönüllü oldular. Birilerinin bu sızıntıya son vermesi gerekiyordu. İnsanlık için ölür müsünüz? Onlar evet dediler.

Şimdi tüm dünya koronavirüs ile uğraşırken başka türlü sınanıyoruz. Kendimizi korumak evet birincil öncelik gibi duruyor ama asıl soru, başkalarını koruyabilmek için kendinizi eve hapseder misiniz?

İnsanlık için ölümü göze almaktan çok daha kolay bir seçim aslında.

Bağışıklığı güçlü olanın, hiç tanımadığı güçsüzleri korumak için kendi hayatını kısıtlamasından ibaret yapılması gereken.

Öte yandan 40 yıllık ömrümde görmediğim bir karantina, dünya çapında.

Bir sürü komplo teorisi var, biyolojik savaş için kitle deneyi diyen var, Çin ekonomisini baltalamak için yapıldı diyen, kapitalizmin ayaklanma bastırmak için yaydığı pandemi diyen de. Kimine göre Tanrı cezamızı veriyor kimine göre kıyamet günü geliyor.

Bense tüm ezberlerimizin bozulmasını hayretler içinde izliyorum. Tüm dinler için bilimin buyruğu, kutsal kitapların buyurduğu ibadetten öne geçti. Vatikan karantinada, bir süre cuma namazları iptal, kiliseler, sinagoglar kapalı, vaazlar belki de sadece dijitalde yer alacak ve bilimin dediği tedbirleri alın demek zorundalar. Dogma ile bilimin savaşında bilimin tedbir önerileri insanlığın aklına daha yatkın geldi bu sefer.

Kapitalizmi ayakta tutmak için diyen senaryolara kafam yatmadı, hizmet sektörü neredeyse durdu, uçaklar uçmuyor, kimse işe gitmiyor, petrol kullanımı azaldı, turizm gelirleri iptal.

Olmaz sanılan pek çok şey oluyor: Dünya çapında ses getiren uluslararası zirveler iptal, parlamentolar toplanmıyor, NBA tatil, maçlar seyircisiz hatta bazı ligler iptal.

Koronavirüsü umursamayan her kim el sıkışırken kameralara poz verse iki güne kötü haberi geliyor. Virüs titr, güç, şöhret tanımıyor.

Dünya milyar dişli dev bir makinaydı, durursak biteriz sanıyorduk. Durduk. Her şeyin ertelenebilirliği bir tokat gibi indi. Sonucunda ne olacak bilemiyoruz. Elimizdeki tek data: Wuhan’da hava kirliliğinin azalmış olması.

Bu hafta itibarıyla ülkemizde çocuklar evden sisteme bağlanıp eğitime devam etmeye çalışacaklar. Kimi firma üretimde çalışanlara ücretli izin verdi ya da yıllık izinleri kullanmaya zorluyor. Beyaz yakalılar ise ağırlıklı olarak evden çalışma sistemine geçiyor.

Sadece biz değil, tüm dünya bu tedbirleri alıyor.

Geçmiş 10 yılda iş dünyasında insan kaynakları zirvelerinde binlerce kez konuşuldu: Gereksiz toplantılar, verimli çalışmayı engelliyor.

İşe gelip giderken yolda geçen süre mesai saatinden sayılmalı çünkü iş ve özel hayat dengesinde bu saatler önem arz ediyor.

Açık ofis kavramı yerini zamanla “dilediğin yerden çalış” sistemine bırakmalı.

İnsanlar, en verimli oldukları yer ve zaman aralığında çalışabilseler, normalde ofiste 8 saatte yapabildiklerini belki de 4 saatte halledebilirler.

Böylece çalışanlara daha çok zaman kalır, sosyal ve verimli bir yaşamları olabilir.

Bu tezleri bizzat onlarca kez dinledim. Hep önümüzdeki 20 yıl hedeflenirdi. Şimdi bir anda tecrübe etme ihtimali belirdi.

Belki de teknolojiyi ve iletişim araçlarını insanlık yararına en verimli kullanacağımız döneme girdik.

Teorileri boş verin dedirtti bize bu günler, kendimizi apar topar bir pratiğin içinde bulduk.

Ben kendi adıma tedbirli ve sakin karşılamaya çalışıyorum süreci. İçimde kocaman bir merakla.

Bir şeylerde bir devrim yaşanacak, çok tabu yıkılacak, ezberler bozulacak gibi hissediyorum. Hiçbir şeyde olmasa bile en azından iş hayatında, bir şekil. Ya da kendini ölümsüz sananların ölümle yüzleşmesi gibi.

Dan Brown’un bir kitabında katil amacına ulaşıyordu. Bir bilim insanıydı. Dünyanın varlığını sürdürmesi için kaynakların yetmeyeceğini, insanlığın uzun süredir bir soykırıma, bir pandemiye maruz kalmadığı için çok kalabalıklaştığını, dünyanın bu nüfusu taşıyamayacağını anlatıyor, su şebekelerine kattığı bir virüs ile tüm dünyada bağışıklığı düşük olanları eleyip dünyanın ve insanlığın sürmesini amaçladığını söylüyordu. Bilim insanı olarak tarihin onu affedeceğinden emindi. Hayatını alacağı herkesten de af diliyordu.

Bu soğukkanlılıkla bakacak kadar bilimle içli dışlı değilim. İnsanlar benim için hâlâ birer hikaye, sayıdan ibaret değil.

Bu sebeple, ağır çalışma koşullarında görev yapan tüm işçi ve emekçiler de beyaz yaka kadar kollansın isterim.

Marketler çalışacak, koliler taşınacak, forkliftler kullanılacak, tırlar yol yapacak, kasiyerler akşama kadar binlerce insanın elinden para almaya devam edecekse, kontrolleri, testleri yapılsın, çalışma saatleri bünyelerin dinlenmesine izin verilecek şekilde düzenlensin, hijyen koşulları ihmal edilmesin.

Sağlık personelinin çalışma saatleri de yeniden düzenlensin, fiziksel olarak dirençsiz kalacakları kadar uzun nöbetler yazılmasın. 

Korumaya çalıştığımız 60 yaş üzeri ise, biz evden çıkmadığımız gibi onların da hayatlarını evden sürdürebilecekleri bir sosyal politika geliştirilsin.

Düzenli ilaçları evlerine teslim edilsin, acil ihtiyaçlar için evlerine servis yapılsın.

Seçim dönemi dağıtılan promosyonları gördük. Sosyal politikalara ayrılan iyi de bir bütçe var. Olmadı Diyanet’ten kesilsin, zaten camiler tatil. Vatandaşlara multi vitamin desteği sağlansın, bağışıklık güçlendirici takviye gıdalar dağıtılsın.

Çocuğu evde kalacak ebeveynlerden birine muhakkak izin verilsin, izinler ücretli olsun.

Hijyen ve sağlık koşulları önemli, borçları ne olursa olsun kimsenin elektriği, suyu, doğal gazı kesilmesin.

Dilerim bu virüsle kavgada olabildiğince çok insan kazansın.

Ticaret, turizm, petrol fiyatları, ibadetler her şey insan hayatı karşısında ilk kez tüm anlamını yitirmişken bir vakada bari sınıf farkı fazladan can almasın.

Hepimize bir ders olsun, ömür tek, günler sayılı. Birbirimizi kırmadan, günleri boş geçmeden, tembelliğe kapılmadan, her günü verimli, anlık hazlardan kaçmayan, sorulacak hesaplarda geç kalmayan bir hayat kurmak için kulağımız çekilsin.

Çok yormuştu hepimizi bu hayat, herkese kısmi de olsa iyi istirahatler, sağ ve selamet bir hafta olsun.

Ey ölüm, dilerim bu kez adil olursun.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...