27 Şubat 2020 04:01

Rezillikler silsilesi

Paylaş

Fenerbahçe-Galatasaray derbisi, gerek teknik, gerekse kültürel anlamda ne kadar rezil bir futbol ortamı içinde tepiştiğimizi bir kez daha gösterdi...

Derbi günleri artık, türlü rezilliklerin her zamankinden çok daha utanmazca ve pervasızca sergilenmesi anlamına geliyor…

Söz gelimi, taraftar görüntüsü altındaki potansiyel tecavüzcü ve caniler, maçtan önce caddelerde, tecavüz arzularını dışa vuran küfürlü tezahüratları özgürce haykırabiliyorlar… Küfürler elbette stadyumda da sürüyor…

Rakibi moralman çökertmek adına, nefret ve düşmanlık saçan devasa boyutta bir pankart tribüne asılabiliyor…

Maç bitse de rezilliklerin sonu gelmiyor… Kaybeden takımın başkanı, mahalle kabadayısı misali tribünden, kendisini protesto eden taraftarların yanına atlıyor… Kimi taraftarlar koltukları kırıp sahaya fırlatıyor, kimisi ise yine küfürler eşliğinde takım otobüsüne saldırıyor… Cinsiyetçilik, nefret ve saldırganlık bu kez “protesto” kılıfıyla boy gösteriyor… Yöneticiler, zamanında rakiplere yönelik küfürlere, saldırganlığa seslerini çıkarmazlarsa, günü geldiğinde o küfürlerin, saldırganlığın kendilerine yöneleceğini bilmeliler. Taraftar yalakalığının kaçınılmaz bedeli bu…

Gelelim işin teknik kısmına… Ortada futbol adına kayda değer bir şey yok… Fena halde gaza getirildikleri anlaşılan futbolcuların bolca itiş kakış ve birbirleriyle didişerek tamamladıkları bir karşılaşma. Ki, bu didişmeye zaman zaman teknik ekipler de eşlik etti…

11 sarı, 3 de kırmızı kartın çıktığı, teknik direktörlerin de sarı ve kırmızı kartlardan nasibini aldığı bir karşılaşma, tempo ve kalite olarak ne kadar yükselebilir ki?

Maçtan sonra Fatih Terim, oynadıkları oyunu öve öve bitiremedi. Kusursuz oynadıkları iddiasındaydı. Skora bakıp konuşmak kolay tabii. Oysa ortada öyle fazla övülecek bir oyun yoktu. Maçın gidişatını Galatasaray’ın oyunundan çok, Fenerbahçe’nin savunma zaafları ve orta saha oyuncularının yetersiz performansı etkiledi…

Terim, özellikle savunma oyuncularının, ceza sahası içi-dışı demeden rakip oyuncuların ayağına atlamasının ne gibi olumsuz sonuçlara yol açabileceğinin hâlâ farkında değil gibi. Farkında olduğu halde bunu engelleyemiyorsa, o da başka bir sorun. Bir teknik direktör her şeyden önce, en iyi savunmanın ayakta kalan savunmacılarla yapılabileceğini oyuncularına öğretmeli. Sonra da doğru pozisyon almayı, markajı ve kademeyi. Galatasaray savunmasında, bunların doğru uygulanışı pek görülmüyor. Maç 1-1 devam ederken savunma oyuncularının, rakibe penaltı kazandırabilecek ya da takımı eksik bırakabilecek şuursuzluktaki hamleleri, sarı-kırmızılı ekibin üstün oynadığı karşılaşmadan hüsranla ayrılmasına neden olabilirdi. Bunlar, teknik direktör ve futbolcuların, oyunun temel savunma ilkelerini bilip bilmedikleri konusunda ciddi şüphe uyandırıyor.

Terim galibiyetin ardındaki “sırrı” açıklarken, maça hazırlık sürecinde hayatında ilk kez oyuncularına ev ödevi verdiğini söyledi. Böylece aynı zamanda, bu tür “sırları” ortaya çıkarma konusunda çok hevesli olan medyaya tam istediği malzemeyi vermiş oldu. Medyadaki ve sosyal medyadaki “sır çözücü analizciler”, Mustafa Cengiz’in fetih duası ile birlikte Terim’in futbolcularına verdiği ödevin galibiyete katkısı üzerine döktürmeye doyamadılar…

Derbi futbolumuza bir kez daha ayna tuttu. Aynada görülenler cinsiyetçilik, nefret, düşmanlık, saldırganlık, şiddet, cehalet ve hurafe... Rezilliğin hemen her çeşidinin yer aldığı böylesi bir ortamda futbolun düzeyi elbette vasatı aşamaz…

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...