26 Şubat 2020 04:07

Sol popülizm ve iktidar - 3

Paylaş

Juan Carlos Monedero, Latin Amerika’daki sol hükümetlerin icraatlarını sol Weberyen Sosyolog Michael Mann’ın “altyapısal güç” kavramıyla değerlendirmenin faydalı olacağını öne sürüyor. Monedero’nun yorumuna göre altyapısal gücün dört boyutu var: Hukuk, zor, para ve bilgi. Devletin altyapısal gücünün etkili kullanımı için sol hükümetlerin bu dört boyuta da hakim olması gerekiyor.

Analizine Marksist Devlet Kuramcısı Jessop’la başlayan Monedero’nun Mann’la bitirmesi ilginç bir tezat oluşturuyor. Mann, “altyapısal güç” kavramını “despotik güç” kavramına karşı tanımlamıştı. (http://www.sscnet.ucla.edu/soc/faculty/mann/Doc1.pdf)

 Mann’a göre her iki kavram da devletin toplumdan özerk sahip olduğu ve kullandığı güce atıf yapıyor. Fark şu: “Despotik güç” devlet elitinin sivil toplumla herhangi bir pazarlığa girmeden yönettiği, “altyapısal güç” ise devletin sivil topluma nüfuz edebildiği ve siyasi kararları lojistik olarak ülke çapında uygulayabildiği bir devlet gücüne işaret ediyor. Mann, tarih boyunca daha sık rastlanan despotik gücün, toplumsal hayatı koordine edecek lojistik altyapıya sahip olmadığı için, kalıcılık sorunu yaşadığını söylüyor.

Görüldüğü üzere Mann’ın “altyapısal güç” kavramı devletin topluma nasıl etki edebileceği, bürokrasinin aldığı kararların toplumda nasıl uygulanacağı ile ilgili. Oysa, Monedero’nun derdi toplumsal destekle iktidara gelen sol hükümetlerin devlete nasıl hakim olacağıydı. Kuşkusuz, devlet toplumsal sınıf ilişkilerinin kristalize olmuş haliyse devlete dair her müdahale aynı zamanda topluma bir müdahale olacaktır. Ancak bürokrasiye hakim olmakla, topluma etki etmek ve kararlarını uygulatmak birbirinden farklı iki sorundur: Bürokrasiye hakim olamayan bir hükümet sokağın gücüyle onu terbiye edebileceği gibi, sokağa hakim olamayan bir hükümet de bürokrasi gücüyle sokağı dizginleyebilir. Nitekim, Monedero da analizinin sonunda sol hükümetlerin iktidarda kalma koşulu olarak halkın sürekli bir sokak seferberliği içinde olmasını öneriyor.

Monedero’nun “yurttaşların sürekli sokak seferberliği” çözümü kendisinin İspanya ve Latin Amerika’da danışmanlık yaptığı sol hareketlerin çözümsüzlüğünü belirginleştiriyor. Elbette, sokak seferberliği devletin toplumsal hareketleri ekonomik, ideolojik ve askeri yöntemlerle etkisizleştirmesine karşı önemli bir araç. Ancak, Monedero toplumsal gücü tartışırken Mann’ın odaklandığı en önemli sorunu gözden kaçırıyor: Örgütlenme. İşçi sınıfı ve sendikal örgütlenmeye, işçi sınıfının diğer sınıflarla ittifaklarına, kitle örgütleri ve parti teşkilatına dair hiçbir değerlendirmesi yok. Şu halde, yapılan sokak çağrısının da romantik bir direniş niyetinden öteye gitmesi çok zor. Nitekim Jessop’ın incelemelerinin de gösterdiği gibi, kapitalist devletin sosyal politikalar eliyle sosyalist bir devlete dönüştürülebileceği fikri uygulanabilir değil. Aksine tarihsel olarak sosyal politikalar tam da işçi sınıfının seferberliğini soğurmak üzere tasarlanmış araçlar.

Latin Amerika’ya ilişkin bu düşünceler Türkiye için de sol/sosyalist stratejilerin tekrardan gözden geçirilmesini ve bilhassa siyasi ittifakların sosyal içeriğinin irdelenmesini gerektiriyor. Sol popülizmle sosyalist devrim stratejisi arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Liberal demokrasinin siyaset modelinin dışına çıkamayan bir sol hareketin nihayetinde kapitalist devletin “stratejik seçiciliğin” hedefi ve kurbanı olması kaçınılmaz.

Türkiye örneğinde tanık olduğumuz gibi, sol popülizm siyaseti mevcut sağ-sol, iktidar-muhalefet cepheleşmeleri içinde müttefik arayışına indirgerken sınıf mücadelesinin örgütlenmesini sürekli erteliyor. Örneğin: Hükümetin iç güvenliği öne sürerek tatil ettiği greve devam etmekte ısrar eden işçileri ültimatomla işbaşı yapmaya zorlayan bir sendikanın aylar sonra bu işçileri barış ve demokrasi için sokağa çağırması sol siyasette zevahiri kurtarsa da başından başarısızlığa mahkum bir girişim olarak kalıyor. Güçlerini dağıtan, onların mücadele azmini kıran bir liderliğin sonrasında bu güçlerle ülkedeki iktidar ilişkilerine müdahale etmeye çalışmasının beyhudeliği gün gibi aşikar. Toplu iş sözleşmelerinin, asgari ücretin, cinayet mahalline denk çalışma koşullarının işçilere zorla, baskıyla dayatıldığı bir ortamda sendika kürsüsünde Marx’ı anmak işçi sınıfının mücadele azmini güçlendirmeyi değil, Marx’ı terbiye etmeyi, ehlileştirmeyi amaçlıyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...