24 Şubat 2020 05:00

Hükümet vatandaşına ‘şehit olmayı’ vadeder mi?

Paylaş

İzmir’in Kınık ilçesinde tramvay hattının temel atma töreninde konuşan Erdoğan, “Şehitler tepesi inşallah boş kalmayacak” vaadini son iki haftada ikinci kez yeniden gündeme getirdi.

Çünkü Erdoğan, “Neden Suriye’deyiz?”, “Neden Libya’dayız?“ sorularına artık siyasi nedenler göstererek yanıt vermekte çok zorlanıyor. Çünkü artık, İdlib’i Suriye toprağı değil de Türkiye toprağıymış gibi gösteren, Suriye Hükümeti’ni yıkmak için Suriye’ye savaş açma aşamasına gelen Erdoğan yönetimi, bugün Suriye’deki pozisyonunu savunmasını, eski gerekçelere sürdüremez hale gelmiştir.

Libya’da artık asker cenazelerinin gelmeye başlaması, Libya’da bulunuş nedenlerine dair soruları da büyütecektir. Bu yüzden de Erdoğan, yeni Osmanlıcı dış politikasının siyasi gerekçelerinin çökmesi karşısında, hiç olmazsa kendi tabanındaki çözülmeyi önlemek için, Ortaçağ mamulü ideolojik gerekçelerini sahaya sürmeye yönelmiştir!

LİBYA’DA ‘TSK VE SMO HAFTER’LE SAVAŞIYOR İTİRAFI

Kınık’taki konuşmasında, "Türkiye’nin Suriye ve Libya politikaları ne bir maceradır ne de keyfe kederdir" diye savunan Erdoğan, "Ülke ve millet olarak yeni bir istiklal mücadelesi verdiğimizi söylüyoruz. Yönetici kahraman askerlerimiz ve Suriye Milli Ordusu’ndan (SMO) ekiplerimizle beraber oradayız (Libya). Tabii birkaç tane şehidimiz var... Kardeşlerim şunu hiçbir zaman unutmayacağız, şehitler tepesi boş kalmayacak!" derken, Libya, Suriye ve dünyanın her köşesindeki yeni Osmanlıcı politikanın arkasındaki cihadist, fetihçi zihniyeti de açıkça ortaya koydu.

Her şeyden önce belirtelim ki, Erdoğan yönetiminin yeni Osmanlıcı dış politikası, hem Suriye’de hem Libya’da çok sıkıştı. Bu sıkışıklık, demagojik, gerçeğin üstünü örtme amaçlı gerekçeleri artık inanılmaz hale getirmiştir. Nitekim, İdlib’de gelinen nokta, “Suriye’nin bir karış toprağında gözümüz yok”, “Suriye‘nin toprak bütünlüğüne saygılıyız” etrafındaki propagandayı geçersiz hale getirirken, Erdoğan yönetimini Suriye rejimine karşı savaş açmaktan söz etme aşamasına getirmiştir.

Suriye’de savaştan söz edilmesinin ertesi günü de Erdoğan, Libya’da da, “Biz Serrac yönetimine danışmanlık yapıyoruz. TSK mensupları savaşa katılmıyor” açıklamalarından sonra önceki gün, “Biz orada yönetici kahraman askerlerimiz ve SMO'dan ekiplerimizle beraber oradayız” diyerek”, Türkiye’nin TSK ve SMO olarak Hafter güçleriyle savaşmakta olduğunu kabul etmiştir.

Burada Erdoğan, “birkaç tane şehidimiz var” diyerek olayı önemsiz göstermektedir ama; Libya’da çatışmalarda birisi Albay Okan Altınay olan üç TSK mensubun ölmesi yanı sıra, “şehidi tane ile ölçmesinin” de kendi tabanında da sorgulanacağını söylemek yanlış olmaz.

‘ŞEHİTLER TEPESİ BOŞ KALMAYACAK’ NE DEMEK?

Siyasi gerekçeleri giderek daha inanılmaz hale gelen Erdoğan-AKP iktidarı, hiç olmazsa kendi yandaşları arasındaki çözülmeleri önlemek için, olup bitene ideolojik bir kılıf geçirmek ihtiyacı duymaktadır.

Libya ve Suriye politikasındaki siyasi gerekçelerinin inandırıcılıkları azalırken Erdoğan’ın, daha çok “şehitler”e sarılması, politikasının dini-ideolojik gerekçelerini öne çıkarmada, “Şehitler tepesi inşallah boş kalmayacak” denme aşamasına geldiği görülmektedir.

Bunun anlamı ise; “Bugün girilen yolda daha çok şehitler vereceğiz, vermemiz gerekir”dir!

Bu anlayış, 7. Yüzyılda, İslam’ın “fetih” döneminde oluşmuş, İslam’ın Hıristiyanlık başta olmak üzere İslam dışı dinlere karşı verdiği “din savaşları”nda İslami kültürün başat kavramlarından birisi olmuş, son yıllarda IŞİD, El Kaide, İhvan,...gibi odakların popülerleştirdiği “şehitlik”te ete kemiğe büründürülmektedir.

Nitekim Erdoğan, 7 Şubat’ta Van’daki çığ faciası arkasından Elazığ depremi ve Van’da açıkça ortaya çıkan yönetim soruları ve yönetimin sorumluğunun üstünü örtmek için olup biteni “kaza ve kader”e bağlamıştır. Ancak Erdoğan bu noktada da kalmamış, “...Şehitler tepesi inşallah boş kalmayacağı için de bizler şahadete ürkmeden, korkmadan yürüyeceğiz” diyerek, “şehitler tepesi boş kalmayacak” saptamasını, sadece kendi sorumlulukların örtüsü değil aynı zamanda halka bir müjde, bir vaat haline getirmeye de yönelmiştir!

AMAÇ VATANDAŞIN CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK OLMALI

Görüldüğü gibi Erdoğan yönetimi, kendi amaçlarının artık açıkça ortaya çıkması, bir avuç sermaye grubunun çıkarı uğruna Türkiye’yi sürüklediği bataklığın görülmesini önlemek için, iflas eden dış politikasına meşruiyet kazandırmak için cihadist ve fetihçi bir anlayışın sloganı olan “şehitliği” kullanarak, zevahiri kurtarmaya çalışıyor.

Bugün eğer cihadist ve fetihçi bir ideolojik bir hatta değilse, hiçbiri aklı başında hükümet ya da devlet insanı, halkına şehit olmayı vadetmez! Hele de sınırların ötesinden “şehit gelmesi”ni, “doğal, “kader”, “iman” ve “hadis”e,...dayanarak, kendi politikalarının ürünü olan “şehitliği” “imrenilecek”, “teşvik edilecek” bir vakaya dönüştürmeye çalışmaz. Tersine bugün az çok modern bir devlet anlayışına sahip her devletin, her siyasi partinin, her yöneticinin ilk görevi, “vatandaşların can güvenliğini sağlamak”tır.

Bu yüzden iç ve dış politikanın başlıca amacı vatandaşın can güvenliğini sağlamaktır!

Eğer hükümetin iç ya da dış politikası “gençlerinin şehit olması”na yol açıyorsa, bu dış politikaların başarısı için “daha çok şehit vermeyi”, “şehit olmayı” teşvik değil, bu politikaları değiştirmek, vatandaşların şehit olmasını önleyecek biçimde politikaları yenilemektir.

18 yıllık AKP iktidarı Türkiye’yi kökleri 7. yüzyıl cihadizmine dayanan, bugün de IŞİD, El Kaide, Müslüman Kardeşler (İhvan),...gibi, din üstünden siyaset yapan odakların “cihat”, “fetih”, “şehitlik”  kavramlarını kutsayan, bu kavramların rengini belirlediği “beka” sorunuyla birleştirilen bir temelde biçimlendirilen bir iç ve dış politika çizgisine getirmiştir.

Bu çizgide Libya’dan, Suriye’den, Irak’tan,... daha çook “şehit” gelecektir!

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...