22 Şubat 2020 04:15

‘Mış gibi’ bir sanat ortamı...

Paylaş

Başlıkta tashih yok. Yani ‘mis’ gibi yazacakken ‘mış’ gibi olmadı. Mesele sanat üretimi olduğunda ‘mis’ gibi bir yaratı ortamı tarihin bir yerlerinde oldu mu, bunu konunun uzmanları cevaplasın. Çünkü sanatta mesele yalnızca yaratmakla kalmıyor. Yazdığınızı yayımlatmak, çizdiğinizi sergilemek, çektiğinizi göstermek zorundasınız ki yaptığınız şeyin kıymeti anlaşılsın. Yoksa tarih, yaşarken kıymeti bilinmemiş büyük yaratıcılarla dolu.

Varsayalım sanatsal üretim açısından özgürlüklerle dolu bir ülkedesiniz. Kimse ne yaptığınıza, ne ettiğinize karışmıyor. Yani fikirleriniz özgür. Peki, ama bu fikirleri hayata geçirmenin, kitlelere ulaştırmanın yolları da o kadar özgür mü? Film çekmenin bu kadar maliyetli ve yapımcıların iki dudağının arasında olduğu bir dünyada, çok iyi bir senaryonuz da olsa şansınız ne kadar ki. Belki yüz yıl sonra insanlık tarihinin en önemli resimlerinden biri olacak bir iş yaptınız ama emin olun bugün onu sergileyecek bir galeri bulsanız bile, kaç kişinin görmeye geleceği malum olabilir. Ve evet tabii ki Nobellik romanı siz yazdınız ama gösterdiğiniz yayıncılar çok satmayacağını düşündüğü için basmıyor. Yani düşünmekte özgür olsanız bile yaratmakta ve onu insanlara ulaştırmakta zorlandığınız anlar olabilir.

Ama yine de düşündüğünüz şeyi hayata geçirmek için mücadele edersiniz. Çünkü doğru bağlantıları kurarsanız, kendi alanlarınızı yaratabilirseniz eserinizi insanlara ulaştırabilirsiniz. En azından kimse size bunu niye böyle yaptın, neden bu dili kullandın, niçin bu konulara girdin diye laf etmez. Belki on binler, yüz binler, milyonlar ilgi gösterir ona, belki yüzler, binler... Ama iyi ve özgürce yaratılmış her eser gibi o da zamanla kendi kıymetini bulur. Darbe dönemlerinde, otoriter iktidarlar zamanında ya da diktatörlük altında ‘özgür yaratım’dan bahsetmek ise imkansızlaşır. Ama bu dönemlerin tuhaf bir olanağı da vardır. Neyi yapamayacağınız, neyi söyleyemeyeceğiniz, hangi dilde konuşamayacağınız ve buna benzer onlarca şey net çizgilerle belirlenmiştir. Kanunla ya da sözlü olarak sınırlar çizilmiştir. Sansür kurulları, ilgili merciler neyin sanat, neyin bölücülük olduğuna karar vermiştir. Bu bir yandan da ‘olanaktır.’ Çünkü neyin etrafından dolanacağınızı, anlatmak istediğiniz şeye dair yeni yöntemleri bulmanın olanaklarını düşünmenize yol açabilir. Yanlış anlaşılmasın. “Baskı dönemleri yaratıcılığı körükler” gibi bir laf etmeyeceğim. Ama biraz körükler! Bu özgürlük dönemlerinin körüklediğinin çok uzağındadır ama.

Bütün süslü sözleri, lafı bugünün Türkiye’sindeki kültür sanat üretiminin içinde bulunduğu duruma getirmek için yapıyorum. Yani başlıktaki ‘miş gibi’ sanat ortamına. Türkiye’nin bugün siyasal olarak nasıl bir aşamada olduğunu, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları meselelerindeki durumu üzerine ahkam kesmeyeceğim. Evrensel okurlarının malumu olduğu çok açık. Ancak bir yandan da filmler çekiliyor, kitaplar yazılıyor, tiyatrolar dolup taşıyor, galeriler birbiri ardına sergiler açıyor, dünyaca ünlü sanatçılar ülkemize akın ediyor. Tuhaf bir ikilem. Hatta bu etkinliklerin bir kısmına devlet kurumları destek veriyor.

İşin ‘mış gibi’ kısmı kanımca tam bu noktada ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye’de mesele sanat üretimi olduğunda hiçbir şey ‘Yasak değilmiş’ gibi bir durum söz konusu. Kanunen ya da sözlü olarak bunu engelleyen bir durum yok gibi. Örneğin Kürt sorunuyla ilgili Kürtçe bir film çekmenizin önünde bir engel yok. Erotik bir film de çekebilirsiniz. Nü eserlerden oluşan bir sergi açabilir, sahnede kızıl bayrak sallayabilirsiniz. Bunları yasaklayan hiçbir şey yok. Ama öte yandan bunların hemen hepsine dair bir içerik üretmek ‘sakıncalı’.

Yani, istediğiniz her konu üzerine düşünebilir. Bunu yazılı hale getirebilir ve hatta bazı durumlarda icra bile edebilirsiniz. Hatta bir filme, sahne oyununa ya da kitaba dönüştürebilirsiniz, bunların önünde bir engel yok. Ve fakat aynı zamanda filminiz sansürlenip yasaklanabilir, oyununuz bazı kentlere giremez, kitabınız raflardan indirilebilir. Ve bunların hiçbiri ‘yasal’ gerekçelerle de olmayabilir. Bir mülki amir aylar öncesinden tuttuğunuz salonun uygun olmadığını söyler, kitapevi tekeli ambargo uygular, dağıtımcı ve salon sahibi filminizi göstermekten çekinir.

Memleketin sanat üreticileri de her konuyu işleyebilirmiş, istediğini kitlelerle buluşturabilirmiş gibi düşünüyor bir yandan. Ama öte yandan bazı konulara girdiğinde başına gelecekleri öngörebildiği için de ‘miş gibi’ yapmak zorunda kalıyor. Türkiye’de gerçekten her konuda sanat üretilebilir bugün, bir engel yok. Ama bunların başına ne gelir, insanlarla buluşabilirler mi, buluşurlarsa nasıl sonuçlar çıkar burası biraz karışık. ‘Duyarlı bir vatandaş’ın ihbarı, işgüzar bir kamu görevlisinin marifeti ve hatta kıskanç bir meslektaşın hezeyanı, devlet erkanının kırmızı çizgileri işleri zorlaştırabilir. Üstelik hiçbir yasal gerekçe yokken, tamamen keyfi bir şekilde.

Yani hiçbir şey yasak değil ama aynı zamanda her şey yasak!

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...