13 Şubat 2020 04:35

Koskoca

Paylaş

Kısa bir tatil için Avrupa’nın büyük bir ülkesinin giriş kapısındayız. Önümüzde uzun bir “non-EU” sırası. Kim bu non-EU’lar? Başta Türkler. En azından bir şekilde binlerce lira harcayıp vize almışlarsa veya özel anlaşmalı hususi pasaportları varsa buraya kadar gelme özgürlükleri var. Irak, Suriye, Afgan, Sudan, İran gibi ülke vatandaşlarının bu kapı önüne bile gelebilme şansları pek yok. Yolları daha ülkelerindeyken kesiliyor.

Dört polis kabini ayrılmış dışarlıklılar için. Bir kapı EU. Kimliğini gösteren giriyor. Bekleyen yok. Bizim kuyruk uzun. Önümde iki genç. Konuşmalarından üniversiteli oldukları belli. Polis sorgusunda (?) hata yapmamak için alıştırma yapıyorlar. Muhtemel soruların mantıklı yanıtlarını ezberliyorlar, tavana bakarak. Arkamda bir iş adamı. İstanbul’da yaşıyor ama bir akıl gelip bu ülkede restoran açmış. Kuyruğun kalanına bakıyorum. İnsanlar kapı girişinde bekleyen EU polisini görüp heyecanlanınca, ya hiç konuşmuyor ya da çok konuşuyor. Ortası yok. Kimisi de başka şeylerle ilgileniyormuş modunda. İki önde 2 çocuklu aile. Çocuklar için sorun yok. Onlar için her yer oyun. Didişiyorlar. Baba çocuklara çıkışıyor. Hani ezkaza polis ülkeye almasa doğrudan çocukların suçu. Önümdeki gençler birlikte geliyorlar polisin karşısına. “Tek tek” demiş olacak ki polis, nasıl dediyse, biri geri geliyor kırmızı çizginin berisine. Biraz da heyecanı arttırmak için gencin kulağına fısıldıyorum. “Çapraz sorgu. Dikkat et. Çelişkili ifade verme.”  Gözleri ağlamakla, kaçmak arası bir renk alıyor. Kaşlarıyla, “Ne işimiz var oğlum bu rezillikte. Paşa paşa Akdeniz turu yapsaydık bu parayla” der gibi. Ama artık çok geç. Öndekinin çantası boşalmış. Kağıtlar, paralar havada uçuşuyor. Polisin acelesi yok. Mesaisi biterse yerine başkası gelecek. Ha bir kişiye bakmış, ha on kişiye. Sırada homurdanma bile yok. Türkiye’de olsa çoktan kavga çıkaracak kuyruk tipleri kaderlerine razı bekliyorlar.

Sıra bana geliyor. Hususi pasaportum var. Yani vizeye gerek yok. Ne demek vizeye gerek yok? Türkiye ile EU anlaşmış, bu pasaporta sahip olanlar gelip geçecek. Yok öğle yağma. Polis gözüme öyle bir bakıyor ki, sanki ben hem Türk hem Müslüman, hem AKP’li, hem EU düşmanı, hem her an “Eeyyy Avrupa” demeye hazır kindar. Elimdeki devlet pasaportu devlet görevlisi olduğumun, devlet görevlisiysem hükümetle aramın iyi olduğunun kanıtı ona göre. Yasal hakkını sonuna kadar kullanmak, kime kızıyorsa onun tüm hıncını benden çıkarmaya kararlı bir şekilde soruyor.

Neden geldin?

Bir zamanlar Kapıkule’den Bulgaristan’a geçerken Bulgar polisinin aynı sorusuna muhatap olup, “Hiç. Edirne’de köfte yemeye geldim. Gelmişken de sınıra bakıp döneyim dedim” diyen ve pasaportunu alıp Edirne’ye dönen arkadaşımın cesur davranışını göze alamadığımdan usulca fısıldıyorum.

Kısa bir tatile.

Nerede kalacaksın?

Otelde.

Rezervasyonun var mı?

Var.

Göster.

Paran var mı?

Eh işte idare eder.

Göster.

Cebimdeki avroları masanın üzerine koyuyorum. Gözleriyle sayıyor.

Kredi kartın?

Türklere sorulacak en son soru bu. En garibanında 3-5 kart var. Borcu döndürmeye yarıyor ama EU polisi bunu nereden bilsin. Çok kartı çok para sanıyor. Allahtan limit durumlarını soramıyor.

Dönüş bileti?

O “Online”. Göstermem için internete girmem lazım. İnternete bir giriş günlük 45 lira, yani 7 avro. Göstermesem olur mu? 

İşin içinde para olunca EU polisi anlayışlı. “Tamam, geç” diyip pasaportuma damgayı basıyor.

Arkamda koskoca Türk devleti ve hükümeti, elimde koskoca devlet pasaportu. Önümde bana yalancı gözüyle bakan EU polisi. Masada yalancı olmadığımın belgeleri, paralar, otel rezervasyon kağıtları, kredi kartları.

Tatil başlıyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...