31 Ocak 2020 04:35

Yükseliş mi, düşüş mü?

Paylaş

Bu iktidarın bugünkü durumunu nasıl tarif edebiliriz? Tek adam yönetimi yükseliyor mu, yoksa düşüşte mi? Ya da aynı zamanda birbirine zıt etkenler karşıtlık içinde mücadele ederken her şey olması gerektiği gibi mi gelişiyor? Bu soruları peş peşe sıralamak bir bilmeceyi andırsa da, bunlar bir kafa karışıklığının ürünü değil, mevcut durumun çelişkili yapısından kaynaklanan sorulardır.

Tabloya şöyle bir göz atalım: Bir yanda yerel seçimlerde hezimete uğramış, üstüne bir de ekonomik krizin ağır darbesi çökmüş, peş peşe patlayan yolsuzluklarla sürekli prestij kaybeden, keyfi yönetim örnekleriyle yıpranan, toplumsal tabanı sürekli kan kaybeden bir iktidar var. Ama diğer yanda zayıfladıkça din istismarına daha fazla yönelen, diyanet işlerini fetva makamı gibi kullanan, tarikatlarla kucak kucağa, sürekli dış sorun yaratıp milli duyguları sonuna kadar kışkırtan ve sömüren, şiddete ve zorbalığa daha fazla başvuran bir iktidar var.

Tablonun ilk bölümünü görenler iktidarın gidici olduğundan oldukça eminler, hatta bunlardan bazıları Erdoğan’ın kendisinin yakında seçimlere gideceğini, parlamenter sisteme döneceğini büyük bir iyimserlikle ileri sürebiliyorlar. Tablonun diğer bölümünü görenler ise iktidarın giderek güçlendiğini, ülkede şeriat yönetiminin neredeyse egemen olduğunu, halkın dini ve milli duygularını kullanan iktidarın seçimleri kaybetse bile yerini bırakmayacağını büyük bir karamsarlıkla ileri sürebiliyorlar.

Oysa arada bir çelişki bulunmuyor. Tablonun bütünü bize: Toplumsal tabanı, kitle desteği giderek zayıflayan, FETÖ’cülükle kavga edip militan kadrosunu yitiren, toplumun önüne hiçbir umut ve gelecek koyamayan, inandırıcılığı büyük oranda kaybolmuş bir iktidarın, dine ve tarikatlara sarılarak militan kadro ve kitle devşirmeye çalışan, milliyetçi kışkırtmalarla en yakın destekçisinden adam ve kitle kazanma peşinde koşan, zayıfladıkça güçsüzleştikçe şiddete daha fazla başvuran bir iktidarı resmetmektedir.

Yani bu iki gerçek bir madalyonun iki yüzü gibidir. Zayıflama ve güçsüzlük daha fazla şiddeti, daha fazla gericiliği çağırmaktadır. Bu güçsüzlük aynı zamanda artık kaçınılmaz sonu, yani düşüşü engelleme imkanının olmadığını görme acizliği ile birlikte etki yapmaktadır. İstek ve amaç hiç gitmemek, bulunduğu yere kazık çakmaktır. Ama harekete geçen bütün etkenler bu düşüş ve çöküşün engellenemeyeceği bir yöne doğru giderek hızlanarak ilerlemektedir. Tek adam yönetimi bu selin önünde duramayacaktır.

Bazıları bakıyor ve kabaran, genişleyen, bentleri yıkarak ilerleyen açık bir kitle mücadelesi göremiyor ve buradan mevcut durumun değişmeyeceğine ilişkin karamsar sonuçlara ulaşıyor. Oysa kitle tepkisi ve enerjisi daha farklı bir yol izliyor. Derinlerde büyük kazanlar kaynıyor, diplerde olağanüstü bir enerji birikiyor, her köşe başında, her küçük ve büyük bir araya gelmelerde hoşnutsuzluğun ve öfkenin kıvılcımları görülüyor. Kendini açığa vurma olanağının her ortaya çıkışında -yenilenen İstanbul seçimlerinde olduğu gibi-, kendisine uzatılan her mikrofona söylediklerinde tavrını ve tutumunu ortaya koyuyor.

Evet bugünden görülen halkın öfke ve tepkisini düzen muhalefetinin yedekleyeceğidir. Ama şu özellikle dikkat çekicidir, kitlelerin burjuva düzen partileri ile bağının en zayıf olduğu bir tarihsel eşikten geçilmektedir. Kitlelerle partiler arasındaki ilişkiler eski katılığını yitirmektedir. İktidar partileri zayıflamakta, kan kaybetmekte, muhalefet partilerinden herhangi birisi umut olarak ortaya çıkıp, bir rüzgar estirememektedir. Bu partilere oy verenlerin büyük bir çoğunluğu “Başka alternatifin olmadığını” ileri sürmektedir. Bu tutumun biraz ilerisi halkın kendisini alternatif olarak ortaya koymasıdır. Bu günlerin gelmesi için mücadele etmekten daha büyük devrimci görev var mı?         

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...