26 Ocak 2020 04:38

Devletin deprem görevi yaralılara acil şifa, hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dilemek mi?

Devletin deprem görevi yaralılara acil şifa, hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dilemek mi?
PAZAR
Paylaş

Sokak röportajları toplumun aynası gibi. Her seçimde, anketlerden çok, semtlerde her kesimden insana tutulan mikrofonlara güvendim.

Şimdi isterim ki birileri sokaktaki insana sorsun: devlet ne işe yarar? ne iş yapar?

Ne diyecekler acaba? Hele gençler?

Anayasada sosyal devlet ilkesinin tanındığından haberdarlar mı acaba?

Sosyal devlet anlayışının her ne kadar kapitalist sistem içerisinde kalmayı kabul etse de kapitalist sistemden kaynaklanan olumsuz koşulları törpülemek ve toplumun belli kesimlerinin ezilmesini önlemek amacıyla devletin müdahale etmesi gerektiğine inandığını biliyorlar mı?

Sosyal devletin, herkese fırsat eşitliği sağlayarak vatandaşlarının maddi ve manevi varlığını geliştirebileceği olanakları sağlamayı amaçladığından haberdarlar mı?

Vatandaşlarını doğumdan ölüme korumasına alan bir devlet anlayışının anayasada yer aldığını biliyorlar mı?

Yoksa devleti, vatandaşına haddini bildiren bir merci mi sanıyorlar?

Devlet, “Yaralılara acil şifalar, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet”i ilk elden gerek yazılı gerek sözlü ilk dileyen resmi bir kurum mudur?

Bir afette daha ilk gelen açıklamalar, alışılmış rotasından sapmadı:

“Her şeyi devletten beklemeyin.”

“Olayı siyasete alet etmeyin”

“Sosyal medyada tahkikat başlatıyoruz.”

Bu yazıyı depremin olduğu gece sabaha karşı yazıyorum.

Yazım yayınlanana kadar depremle ilgili yayın yasağı gelecek mi onu bilmiyorum ama bu ihtimalin aklımıza geliyor olmasından bile dehşete düşüyorum.

Herkes sosyal medyada vergiler nerede diye soruyor. 99 yılından beri özel iletişim vergisini ayrı ödedik, deprem vergisini ayrı.

Sorana tahkikat tehditi, paranın nerede olduğunu açıklamıyor.

Depremler binaları yıkıyor, canlar alıyor da sorumlu hiç kimseyi, bir yenisi olmadan acilen harekete geç artık diye omuzlarından tutup sarsmaya yetmiyor.

Ezelden beri deprem bölgesindeki ülkede, vatandaşını bundan korumayı önceliklendiremeyen devlet, “ne halkın isteği, ne belediye başkanı, ne akademisyen tanırım, gidip İstanbul’u boydan boya yarıp kanal yapacağım” diyor.

Kusura bakmayın da bu anlayışın temsilcisi her kim “deprem bölgesini ziyaret edeceğim” dese benim yüreğim sıkışıyor.

Çünkü biliyorum ki faydadan çok zarar, Soma’da gördük, gömlek değiştirmemek acil durumlardaki en büyük özverileri.

Oradaki gönüllü çalışmalar, o ziyaretlerden olumsuz etkilenecek. Çünkü devlet prosedür, tören, gösterişten ve koruma ordularından ibaret.

Yüzde 49 hissesi varlık fonuna devredilen THY hemen açıklama yapıyor: deprem bölgesine uçak fiyatını 150 liraya sabitledik, ek sefer de koyduk.

İnsan ister istemez bunu “Sürümden kazanacağımızı ön görerek fiyatta biraz indirime gittik.” diye okuyor.

Makul olanı, S3 kodlu bir durumda ücretsiz ulaşım sağlamaktır. Haydi bunu da geçtim, pazarlama işi bile şöyle buyururdu: reklam giderlerini kes, ücretsiz sefer sağla. Bu durumda kazanacağın itibar ve konuşulma oranı zaten çok daha karlı olacaktır.

Kızılay Yönetim Kurulu Başkanı’nın da depremle ilgili ilk hamlesi vatandaşları SMS ile 10 TL bağış yapmaya çağırmak oldu.

Eylül 2019’daki veriye göre: Kızılay’da genel müdür maaşı 4 yılda yüzde 118, genel müdür yardımcılarının yüzde 178 arttı.

Kızılay Genel Müdürü 31.500 TL maaş alırken, genel müdür yardımcıları ise 24.000 TL maaş alıyor.

Vatandaşı 10 lira bağışa çağıran yönetim kurulu başkanının bütçesini öğrenemedim.

Kızılay, tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi, kâr amacı gütmeyen, yardım ve hizmetleri karşılıksız olan ve kamu yararına çalışan bir gönüllü sosyal hizmet kuruluşudur.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi’nin temel ilkeleri olan “insanlık, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık, hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik” çerçevesinde çalışır. Personelinin bir kısmı gönüllü olarak, bir kısmı ise maaşlıdır.

Bunlar yazılı tanımlarıdır.

Bir ülkede STK yöneticisi olmak, itibarı yüksek, özveri isteyen bir kariyerdir. Sürekli afet, salgın, kuraklık, savaş, kıtlık, ihtiyaç sahibi insanların tüm dramına şahit olmanın getirdiği psikolojik yük, büyük lojistik operasyonlar yönetmek, binlerce görevli çalıştırmak zor iş.

Maaşları tabii ki iyi olsun. Ancak sorun: asgari ücretin 2324 TL olması, Kızılay’ın kalkıp Türkmenlerin tarihini anlatan filmlere sponsor olması, Kızılay yöneticilerinin manzaralı yüzlerce metrekarelik ofislere layık görülürken, bir afetle yüzleşen halka, durumla ilgili ilk bilgilendirmelerinin “10 TL bağışı şu şekilde yapabilirsiniz” olması.

Açın bakın yurtdışı yardımlarına, tarafsızlık ilkesi işliyor mu işlemiyor mu anlayacaksınız hangi ülkelere yardım götürüldüğünü görünce.

Devasa bütçeli, sınırsız kaynaklı bu kurumların üst düzey yöneticilerinin sırtını sadece paraya dayayan açıklamalarını görünce, hiç iletişimden, psikolojiden, sosyolojiden, hiçbir toplum biliminden anlamayan insanların hak etmedikleri konumlara geldiklerini düşünüyorum.

Bir işiniz var ve layıkıyla yapın.

Bir olmak, birlikte olmak, birbirimize tutunmak, el ele vermek, millilik çağrıları hep mi halka?

Siz olun bir kere de gerçekten çıkarsız, tarafsız, gönülden el uzatan?

Görüyor musunuz bilmiyorum sosyal medyada “köyümüz Alevi köyüdür, taş taş üzerinde kalmadı, bu sefer bari bizi görün, bizi yine bırakmayın” yazanları.

Her hafta sosyal medyada, insanlar dört koldan işsize iş, hastaya ilaç, öğrenciye burs, evi yanana yuva, derdi olana derman bulma çağrılarına koşuyor.

Soruyorum: devlet ne işe yarar?

Parasını verip eve deprem etüdü yaptırıyorsun, gidip parasıyla DASK yaptırıyorsun, deprem vergini, özel iletişim vergini ödeyip deprem çantanı hazırlıyorsun, sonra kapını kilitleyip kaderini bekliyorsun.

Kentsel dönüşümle hangi sıradan vatandaş kendini kurtarabildi? Kaç kişi haksız zenginleşti?

Nasıl bir plandır ki bu 20 yıldır bir arpa boyu yol gidemedi?

Devlet bu depremlerin neresinde?

Devletin görevi acil şifa ve Allah’tan rahmet dileği değil, hesap vermek.

“Şimdi durum acil, birlikte olmamız lazım, siyasete alet etmeyin”lerden ikrah ettik.

Her şey politiktir. Çünkü maddi manevi tüm varlığımız devletin sorumluluğundadır.

Biz bir yandan dayanışmayı bir yandan hesap sormayı becerebiliyorsak siz de bir yandan depreme çalışın bir yandan hesabını vermeye.

Sosyal devleti Anayasa’ya koyup sonra şerh düştüler:

Anayasa üçüncü bölüm

xiii. devletin iktisadî ve sosyal ödevlerinin sınırları

madde 65. – (değişik: 3.10.2001-4709/22 md.) devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.

İş yine mali kaynağa bağlı. Kaynakların başı bağlı. Uygun öncelikse bir gün bile bizim canımız olmadı.

O yüzden, kapitalist sistem içinde bu iş çözülmeyecek.

Halkız biz, insanca yaşam hakkımız.  Sosyal devleti beceremediler.

Başka yol yok:

Ya sosyalizm ya barbarlık.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...