26 Ocak 2020 04:29

Ö. Lütfi Akad ve üçlemeler

Ö. Lütfi Akad ve üçlemeler
PAZAR
Paylaş

19 Kasım 2011’de yitirdiğimiz Ö. Lütfi Akad, usta çırak ilişkisiyle yürüyen sektörde, ustalığını kendi çabasıyla kazanmış, sonrasında birçok ustaya el vermiş isimlerin başında geliyordu.

Bilge bir duruşun taşıyacağı sessizlikte ve fakat kısa insan ömrüne çokça iyi işi sığdırma ustalığında, ‘Işıkla Karanlık Arasında’ yarattığı aydınlık alanda yaşadı hayatını da, sinema serüvenini de. Son ustalığını da kaleminin sineması kadar güçlü olduğunu okuduğumuzda gördüğümüz, usta işi bir edebiyat eseri olan yaşam öyküsünü, sinema serüvenini aktardığı Işıkla Karanlık Arasında adlı otobiyografik kitabıyla gösterdi.

Değeri tam olarak anlaşılamasa da, kıymeti sağlığında bilindi, hem yaptığı işlerle hem de duruşuyla övgüler, ödüller aldı. Çok daha fazlası olabilmeliydi. Lütfi Akad ustanın bize bıraktığı büyük mirastan biz yeterince ve doğru yararlanabilecek miydik?

Yönetmen ve senaryo yazarı Şakir Sırmalı mahalleden gençlik arkadaşıdır. Yine yönetmen senarist ve oyuncu Temel Karamahmut’la da liseden tanırlar birbirlerini. Ö. Lütfi Akad sinema işine girmeyi düşünmüyordur çünkü ona göre böyle bir iş/meslek de yoktur. Olsa olsa bir tutkudur sinema. Akıllı uslu insan işi değildir; tutkulu insan işidir.

Yıl 1946’dır ve Şakir Sırmalı o günlerde ‘Domaniç Yolcusu’ adlı bir film çekmeye başlar. Şakir Sırmalı’nın yönettiği filmde yapım yönetmenliği yapar Lütfi Akad. Yeni kuşak eskiyle tüm köprüleri atmış, el yordamı ve sezgileriyle yeni arayışlara girmiş, filmler çekiyordur. Lütfi Akad da hiç aklında yokken Şakir Sırmalı’nın teklifiyle bu dünyanın içinde bulur kendini. O günlerde Hürrem Erman’la da tanışmıştır. Lütfi Akad Erman Kardeşler Şirketi’nin mali işlerine bakmak üzere müdür olarak girer şirkete.

Lütfi Akad, “Işıkla Karanlık Arasında” adıyla yayınlanan anılarında o günleri şu cümlelerle aktarır: “Bir gün Hürrem Erman bir kitap uzattı ‘Bunu oku bakalım’ dedi. Halide Edip Adıvar’ın ‘Vurun Kahpeye’ adlı kitabıydı, Sezer Sezin getirmiş. (...) Bir gün sırf merakımı gidermek için sordum: ‘Yönetmeni kim olacak bunun?’ Hürrem Erman gülerek ‘Sen’ dedi. Gülüyordu ama şaka eder bir hali yoktu. Ciddi olduğundan kuşkulanarak ‘Ben böyle bir şey yapamam’ dedim. Sakin bir şekilde ‘Yaparsın, biz düşündük yaparsın’ dedi. Biz dediği Sezer Sezin’di. ‘Vurun Kahpeye’ kitabını o seçtiği gibi ‘Aliye öğretmen’ rolünü kendisinin oynayacağı doğaldı. Bu nedenle kafa dengi, rahat konuşacağı, ortak çalışma yapabileceği bir yönetmen arıyordu. Benim bu işin altından kalkabileceğime kendince inanmış olacaktı.”(*)

“Sezer Sezin’in bulduğu bir hikâye ile Hürrem Erman kararını verdi ve ‘Damga’ adını koyacakları filmi Adapazarı’nda çekmeye koyuldular. (...) Baş erkek oyuncunun, elektrik idaresinde çalışırken Sezer Sezin’in zoruyla filmde oynamaya razı olduğu söyleniyordu. Adı Memduh’tu. İleriki yıllarda sinemamızın sözü edilen yönetmenlerinden biri olacaktı.”(**) Sözü edilen başrol oyuncusu Memduh, filmde Turhan Ün adıyla oynayan sonraki yılların usta yönetmeni Memduh Ün’dür.

1948 yılında ilk filmi, Vurun Kahpeye’yi yönetir Lütfi Akad. Bu film dönemin hasılat rekorlarını kırar.

BİR DÖNÜM NOKTASI, KANUN NAMINA

Yaşanmış bir olaydan yola çıkarak Osman Seden’in senaryolaştırdığı, Kemal Film adına Lütfi Akad’ın yönettiği, “Kanun Namına” (1952) bir dönüm noktası oluşturur. Aynı zamanda Ayhan Işık’ı da yıldızlaştıran ‘Kanun Namına’ yaşayan tiplerin öyküye girdiği, gündelik olaylar ve doğal çevrenin kullanıldığı bir filmdir. Ayhan Işık’ı da üne kavuşturan Kanun Namına Akad’ın başyapıtlarından biri olur. Yine gerçek bir olaydan yola çıkan ‘Altı Ölü Var’ (1953), taşra kasabalarının dar ve kapalı çevresindeki aşk, kıskançlık ve iktidarsızlık dramını; Amerikan gangster filmlerini andıran ‘Öldüren Şehir’ (1954) büyük bir kentin –İstanbul- tuzaklarını aynı canlılıkla yansıtır. Lütfi Akad, Yaşar Kemal’in bir öyküsünden uyarladığı ‘Beyaz Mendil’le (1955) yalnız kent değil köy çevresini de başarıyla yansıtabileceğini ortaya koyar, ikinci önemli çıkışını yapar.

Attila İlhan’ın senaryosunu yazdığı, Yalnızlar Rıhtımı o dönem büyük tartışmalara yol açar. Arka arkaya filmler çekmeye başlamıştır o yıllarda. İpsala Cinayeti, Öldüren Şehir, Meçhul Kadın, Zümrüt, Üç Tekerlekli Bisiklet, Vesikalı Yârim, Ana, Kızılırmak Karakoyun, Hudutların Kanunu, Anneler ve Kızları, Vahşi Çiçek, Bir Teselli Ver bunlardan bazılarıdır.

Ö. Lütfi, Akad kendi özgün sinema dilini yaratabilmiş “auteur” bir yönetmendir. Oluşturduğu özgün dil, sadedir, duru bir şiirselliği yansıtır. Sinemamızın, kurucu, öncü yönetmenlerinden olan Ö. Lütfi Akad, ‘Kanun Namına’ filmiyle “Sinemacılar Kuşağı” olarak adlandırılan dönemi başlatan yönetmen olarak geçer sinema tarihimize.

1967 yılında Yılmaz Güney’le birlikte çalışarak gerçekleştirdiği Hudutların Kanunu, Akad sinemasının dönüm noktası olur. Akad, Yılmaz Güney’le birlikte çalıştığı ‘Hudutların Kanunu’ (1966) filminde Anadolu’nun Güneydoğu yöresini ve kaçakçılık konusunu ele alır. Arkasından kan davası temasını işleyen ‘Ana’yı ve düşman aşiret çatışması içinde gelişen bir aşk öyküsünü anlatan ‘Kızılırmak-Karakoyun’u çeker. Bu üç film Anadolu Üçlemesi; Vesikalı Yârim, Kader Böyle İstedi ve Seninle Ölmek filmleri de Kent Üçlemesi olarak adlandırılır. Türk sinema tarihinin en önemli üçlemesi olan, Gelin, Düğün ve Diyet ile Türkiye’de iç göç sorununu ele alan filmler yapar. Lütfi Ö. Akad’ın “Göç Üçlemesi” Gelin (1973), Düğün (1973) Diyet (1974) filmlerinden oluşur.

(*) - (**) Ö. Lütfi Akad. Işıkla Karanlık Arasında, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Nisan 2004

Haftaya: Ö. Lütfi Akad, sinemacılar kuşağı ve Anadolu üçlemesi

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...