Halk ayaklanmaları ve 2011 Genel Seçimleri


25 Şubat 2011 22:36

tKuzey Afrika ve Orta Doğu’da “Seçimle yönetime gelen” halk düşmanı hükümetler ve devlet başkanları halk hareketleriyle bir bir yıkılırken, Türkiye Mübarek’ten, Kaddafi ya da bin Ali’den pek de farkı bulunmayan, özgürlük karşıtı, yüzde 10 seçim barajını muhafaza eden Erdoğan’ın AKP Hükümetiyle bir kez daha seçimlere hazırlanıyor.
Yakın coğrafyamızda yaşanan hareketlenmeye, halk isyan ve ayaklanmalarına rağmen, tüm kötülüklerin kol gezdiği ülkemizde, seçimlere  gidilen bu koşullarda, biz ülkenin işçileri, emekçileri, Kürtleri, Alevileri, tüm demokrasi güçleri olarak baskı ve sömürü sistemine, 8 yıl boyunca halkın ensesinde boza pişiren AKP despotizmine karşı henüz güçlü ve birleşik bir hareketin adımlarını yaratabilmiş değiliz.
AKP grup başkan vekilleri, 24. Dönem milletvekili seçimlerinin 12 Haziran 2011 Pazar günü yapılmasına ilişkin teklifi TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’e sundular. Önümüzdeki hafta içinde Meclis Genel Kurulunda görüşülecek olan teklifin kabul edilmemesi için bir neden yok. Dolayısıyla seçimin 12 Haziran 2011’de yapılacağına kesin gözüyle bakılıyor.
BDP de aynı günlerde baraj engelinden dolayı seçimlere bağımsız adaylarla gireceğini açıkladı. Ancak kapsayıcı bir demokrasi bloğu yaklaşımından ziyade, bir anlamda kendi ajandasına uygun bir tutum ilan etmiş oldu.
Ancak seçim yasası ve siyasi partiler yasası başta olmak üzere tüm antidemokratik yasa ve uygulamalar devam ediyor. Bilindiği üzere, Türkiye, seçim kanunu en berbat olan ülkelerden biri. Yıkılan diktatörlükler de bile böylesi bir seçim barajı yok. 12 Eylül darbesinden hemen sonra generallerin hazırlattığı ve halka dayattıkları 1982 Anayasası sermayenin ihtiyaçlarına ve AKP hegemonyasına uygun olarak defalarca değiştirilmesine rağmen, demokratikleşme yönünde değişiklikler seçim kanununda da yapılmadı. Bu yönlü güçlü bir talep olmasına rağmen, işçiler, Kürtler, Aleviler ve gerçek demokrasi güçleri temsil edilmesin diye, bu talep yok sayıldı, yüzde 10 barajı kaldırılmadı. Siyasi partilerin hazine yardımı adı altında aldıkları trilyonlar ve başkaca olanak ve imtiyazları seçim rüşveti olarak değerlendiren burjuva gerici sistem, bu seçimleri de eşitsiz ve antidemokratik koşullarda kotarmak istemektedir.
Türkiyeli devrimciler bu dönemi çok daha kapsamlı ve sorumlulukla ele alma göreviyle karşı karşıya bulunuyorlar. Zira, Arap-İslam dünyasındaki burjuva gerici yönetimler bir bir devrilirken, 12 Eylül Darbe Anayasasına dayanarak yönetimde kalan, Mübarek ve diğerleri gibi ABD ve emperyalist güçlerle iş birliğinde sınır tanımayan Başbakan Erdoğan, “Biz ne Mısır’a ne de diğerlerine benzeriz” gibi laflarla demokrasi kahramanı kesilerek seçimlere gitmesine daha güçlü bir çıkışla yanıt vermek, maskesinin düşürülmesi gerekiyor.
Türkiye’deki rejimin hâlâ 12 Eylül Anayasası ile yönetildiği, yapılan yamaların da durumu gizleyemediği gün gibi ortadayken ve bölge halkları demokratik hak ve özgürlükler için ayağa kalkmışken; işçilerin, Kürtlerin, Alevilerin, aydınların, tüm ezilen ve sömürülen kesimlerin ortak hareketine, seçimleri demokrasi mücadelesine dönüştürmeye büyük ihtiyaç bulunuyor. Halk iradesini ipotek altına alan antidemokratik seçim kanunu bile çıkış ve güçlü halk hareketinin vesilesi olabilir.
AKP seçimlere hazırlanırken, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlükleri önündeki devasa engelleri, hükümeti ve egemenleri koruyan, işçi ve emekçileri halkı sürü yerine koyan uygulamaları ve yasaları sürdürüyor. Ancak diktatörlüklerde rastlanabilen yüzde 10 seçim barajı ile seçimlere giden AKP Hükümeti iki yüzlüce davranmaya, gasbedilmiş halk iradesini, demokrasinin kuralları işletilerek elde edilmiş bir sonuç olarak sunmaya devam ederken, buna sessiz kalınamaz.
Dünya dikkatini halk isyanlarına çevirmişken, bir çok diktatörlük “reform” ve “sosyal yardım” adı altında halka rüşvetler sunarak sonu uzatma hesabı yaparken, Erdoğan despotizmine karşı daha derli toplu bir demokrasi bloğuna ihtiyaç bulunuyor.
Tunus, Mısır, Libya ve diğer Ortadoğu ve Kuzey Afrika halkları “seçimle” iş başına gelmiş parlamenter diktatörleri bir bir yıkarken, Türkiye’nin yürürlükte olan antidemokratik seçim kanunu ile bir kez daha seçime gitmesine izin vermeyecek bir muhalefet örgütlemek için harekete geçmenin önünde bir engel bulunmuyor.
Başbakan Erdoğan’ın, başkanlık sistemi dediği, ancak kendisini Mübarek, bin Ali, Kaddafi ve diğer diktatörler gibi geniş yetkilerle donatan bir sistemi yerleştirmek için, yüzde 10 seçim barajını da kullanarak 2011 seçimlerinde birinci parti olarak çıkmayı hesaplarken, daha etkili bir tutuma ihtiyaç bulunuyor. Demokratik Anayasa, demokratik seçim sistemi, basın, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü talebini daha yüksek sesle ele almak gerekirken, emek, barış ve demokrasi talepleri etrafında bir araya gelmesi gereken halk güçlerinin parçalı hali ve her parti ve çevrenin kendi penceresinden bakmakla sınırlı tutum ve yaklaşımlar düşündürücü ve kaygı vericidir. Bu tabloyu değiştirmek için daha hızlı harekete ihtiyaç bulunuyor.

evrensel.net
www.evrensel.net