24 Ocak 2020 04:15

Kapitalizme ne olacak?

Paylaş

Aşağıdaki tespitler bir sosyal reformist ya da kurulu düzenin radikal bir eleştirmeni tarafından kaleme alınmış saptamalar değil, aksine büyük sermayenin gözde yayınlarından Forbes dergisinde yapılan tespitlerdir:

“Eğer değişmezse kapitalizm, insanlığı 2050’ye kadar açlıktan öldürecek… Şirketler dünyanın kaynaklarını sömürmek için türlü yollar geliştirmeye devam ediyorlar…. İklim krizini yadsımak, bilimsel bulgulara gölge düşürmek için büyük servet harcıyorlar…. Hisse senedi sahipliğine dayalı mülkiyetten, birleşik (ortaklaşa- kooperatif) mülkiyete geçiş” çare olarak öneriliyor. Bu son satırlar aynı zamanda bu yılki Davos toplantılarının ana teması durumunda.

Kapitalizmin geleceğini tartışmak anlaşılan şu sıralar büyük sermayenin ideologlarını oldukça meşgul ediyor. Neden meşgul etmesin ki, kapitalist-emperyalist sistemin sonuçları tüm çıplaklığı ile her geçen gün daha fazla açığa çıkıyor ve sermaye düzeninin savunucuları onu kurtarmak, yıkılmaz, ebedi  bir sistem haline getirmek için oldukça fazla mesai harcıyorlar. Doğrusu kapitalizmin 2050’ye kadar dayanabileceğini ummak için elde pek sağlam veri bulunmuyor! İnsanlığın açlıktan öle öle, olup biteni seyrede seyrede 2050’ye kadar sabredeceğini varsaymak içinde oldukça iyimser bir sermaye ideoloğu olmak gerek.

Dünyanın tepesindeki bir avuç para babası dünya nüfusunun yarısı kadar servete sahip. Yeryüzünün pek çok noktası yerel ve bölgesel çatışmalarla kan gölüne dönmüş durumda. Çatışmalara, anlaşmazlıklara “çare” bulmak için yapılan her uluslararası toplantı yangını körüklemekten öte bir işleve sahip değil. 2050’yi bir yana bırakalım, bugün açlık ve yoksulluk içinde sefil bir yaşam süren milyarlarca insan var. Dünyanın egemenleri birbirlerine yıkıcı silahlarının ne kadar etkili olduğunu göstermek için tatbikatlar, gösteriler yapıyor, yerel çatışmalarda bunları deniyorlar.

Peki buldukları, önerdikleri “çözüm” ne? Ortaklaşa-kooperatif mülkiyet! Yani bugün tek tek para babalarının, tekellerin yaptıkları işi grup mülkiyetine sahip topluluklar yapacak, kapitalizmin temel ilişkisi ise, -ücretli kölelik düzeni- değişmeden olduğu gibi kalacak. Kapitalizm bugünkü pisliğini, barbarlığını, soygununu ve sömürüsünü bunlar eliyle gerçekleştirecek. Bu zevat çok uzak olmayan bir geçmişte “hisse senedi sahipliğine dayanan” bir kapitalizmi de “çözüm” olarak öne sürmüşler, bunu kapitalizmin “tabana yayılmasının, demokratikleşmesinin” en etkili yolu olarak propaganda etmişlerdi.

Bütün bu masallar devam ederken bugün tablo kalın çizgileri ile şöyle: Dünyanın en zengin 26 kişisinin serveti dünya nüfusunun yarısı olan 3,8 milyar insanın servetine eşittir. En zengin yüzde birin serveti ise kalan yüzde 99’un servetine eşit. Dünyadaki 2 bin 200 milyarderin serveti günde 2,5 milyar dolar, yılda 900 milyar dolar artıyor. En zenginlerin serveti yüzde 12 artarken, dünya nüfusunun en yoksul yarısının varlığı yüzde 11 azalmış durumdadır. İşin gerçeği geçen her günde, her saatte zengin daha fazla zengin, yoksul daha fazla yoksul oluyor.

Şimdi yeniden sorabiliriz: Kapitalizme ne olacak? Kapitalist sistemin bir geleceği var mı? Bu sorulara sadece bizim değil, toplumların tarihinin verdiği yanıt şudur; nasıl ki köleci toplum, feodal toplum gibi sınıflı toplum biçimleri tarihe karışmış, yerini kapitalizme bırakmışsa, kapitalizm de tarihin çöp sepetine gidecektir, alnına ölüm damgası vurulmuştur, hüküm boynuna asılmıştır. Kapitalizmin egemen sınıfı olan burjuvazi diğer egemen sınıflardan farklı olarak bir “sınıf bilincine, tarih tecrübesine” sahiptir. Elinde daha önceki toplumların egemen sınıflarıyla karşılaştırılamayacak düzeyde imkan birikmiştir ve tarihin en acımasız sömürücü sınıfıdır. Kendi sonunu görmüş, bu sonu engelleyebilmek için gözü kara bir savunmaya geçmiştir.

Bu demektir ki boynuna asılmış ölüm fermanının gönüllüce kabul etmeyecek, kendi rızasıyla tarih sahnesinden çekilmeyecektir. Bu da toplumların şiddetli alt üst oluşları yaşayacağı anlamına gelmektedir. Bundan kurtuluş yoktur. Bu tek tek kişilerin, grupların, hatta tek tek sınıfların iradesinden bağımsız bir olgudur. Gerçek yaşam koşulları, oluşmuş sınıf ilişkileri, toplumsal gelişmenin nesnel yasaları vakti zamanı geldiğinde, kap dolduğunda suyun taşması gibi, bu alt üst oluşun kaçınılmaz ve zorunlu olduğunu bize göstermektedir. Yeninin bu yıkım üzerinden egemen olması ve kendi düzenini kurması da bu nesnel yasaların gösterdiği, kanıtladığı bir gerçektir.

Kısacası; ölüm çanları kapitalizm için çalmaktadır, uluslararası işçi sınıfı ve onun her geçen gün genişleyen, çoğalan doğal müttefikleri tarihin verdiği ölüm hükmünü mutlaka yerine getireceklerdir.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...